YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,1875
Değişim
-0.17
EURO /
Alış
1,7525
Değişim
0.23
IMKB
39.576


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Çok pişmanım

Gülben Ergen yıllar önceki pişmanlığını anlattı.
20 Temmuz 2008 / 12:20
Cok-pismanim

Gülben Ergen; 'Yıllar önce liposuction yaptırmıştım, çok pişmanım. Onun yerine spor, masaj, yoga yapsana...

Milliyet Pazar'ın röpoartjı:

Alaturkalıktan modernliğe geçiş diyebileceğimiz bir dönüşüm var hayatınızda ve sanırım bu “Dadı” ile başladı.
O kadar akıllı geçinirim, o işi anlamamıştım ben. “Marziye”yi yapmışız Kadir İnanır’la, yer gök inliyor. O sıra bana “Dadı”yı teklif ettiler. Bütün alaturkalılığımla “Bana hizmetçi rolü mü teklif ediyorsunuz, teessüf ederim” dedim. Orijinal DVD’sini yolladılar, gene hazzetmedim. Kenan Işık’la Haldun Dormen’i duyunca çok heyecanlandım. Deneme çekimine tamam dedim. O bandı aldım, fikirlerine çok inandığım komşularıma izlettim. Aman bunlar bir gülsünler, bir beğensinler. Meslek hayatımın dönüm noktası oldu.

O eski hallerinize bakınca ne düşünüyorsunuz?
Hepimiz resimlerimize baktığımıza saçma bir hal görmez miyiz? Kaş almayı, saçınıza hangi tonu yakıştığını bilmezsiniz. Kişiliğin oturması çok uzun zamanda oluyor. Kendimi nasıl iyi hissettiğimi ben uzun zamanda anladım. Ne kadar şıkırtılı, renkli, tüylü şey takarsanız o kadar parlayacağım zannediyorsunuz. Halbuki parlayan benim. Asıl ışık bende.

“Şarkılarımın kayıtlarını dinleyenler ‘Bu iş olmaz, sen TV’ye devam et’ dedi”

Bunu ne zaman keşfettiniz?
Galiba Nihat (Odabaşı) ilk fotoğraflarımı çektiğinde. Bir gün sete geldim, üzerimde eşofman var. Makyaja başladık, böyle kalsın dedi Nihat. Delirmiş herhalde dedim içimden. Resimleri görünce anladım.

Fazla süse gerek duymamak, kendine daha fazla güveniyorsun mu demek?
Kesinlikle. Bunu zamanla anlıyorsunuz. Hele ki böyle bir işte... Şu dudak çerçevesi kadar kabus bir şey var mı? Nasıl çekerdim onu böyle bastırarak... Bir saçımla çok oynamadım Allah’tan bir de estetikle. Sadece liposuction için kandırdılar beni.

Pişman mısınız?
Çok pişmanım. Spor varken, diyet, yoga varken... Gördük sonra dağ yamaç görüntülerimi. Ameliyatı iyi tutmak için çok önemli bir bakım süreci var; masaj, egzersiz. Bunları ameliyat olmadan yapsana!

Sadece fiziksel değildi değişiminiz. Şarkılar da fanteziden popa geçti sanki.
Modernleşti müziğim evet ama pop müzik albümleri kadar dans ettirecek bir müziğim yok. Söylediğin müzik değiştiğinde sen de onunla beraber değişiyorsun. Sahnem de değişti, kostümlerim, konser verdiğim mekanlar... Batı orkestram olduğu gibi Türk sanat müziği sazlarım da var. Bu karışım benim zaten.

Assolist olacağım diye mi çıkmıştınız yola?
Yok, güzel şarkılarım olacak diye. Daha yeni yeni sahneye çıkıyordum. Ne yaptım ne ettim Selami Şahin’den bir şarkı aldım. Çünkü televizyonda şarkı söylemem için bandımın olması lazım. O sıralarda annemle bir tatil köyünde Şehrazat’a rastladık, annem git konuş dedi. Derdimi anlattım. O da beni Aydın Oskay’a yolladı; “Unkapanı’nın en namuslu adamı, en doğrusunu o söyler” dedi.
Şarkıları da almışım ya, gittim hemen. Aman! Kabus ötesi bir kayıt! Senin ne haddine Selami Şahin, lay lay bir şey okusana! Aydın Oskay dinledi, “Olmaz, sen televizyona devam et” dedi. Ay ben ölmek istedim o anda, hiç ummuyordum.

Ve...
O sırada da Maksim’de, Çakıl’da da sahneye çıkıyordum. Hani güzel kız, sahneye çıkartıyorlar durumu.

O sesle şarkı söylüyorsunuz ve kimse bir şey demiyor mu?
E ne diyecekler canım, altı tane şarkı söyleyip iniyorum. Sonra Erdem Siyavuşgil’i buldum. Az kalsın operacı kadının kulağını bozuyordum! Ama çok çalıştım.

Erdem hanım ben sana ders veremem demedi mi?
Dedi tabii. Çok sevdiği bir kedisi vardı Mestan diye, kedili bir kart aldım, “Ben de sizin Mestan’ınız olabilir miyim?” yazıp kapısının altından attım. Ben bıktırırım insanı. Hem gönlünü çalarım hem yapışırım.

Peki bugün?
Fena olmadı galiba! İyi şarkıcıyım ben şimdi. Bayağı güzel şarkı söylerim.

“Efe Özal’ın kanalında Turgut Özal ile beraber gezdik, gene de deneme çekimlerinde seçilemedim”
İlk filminizden bu yana 20 yıl geçmiş. Bu 20 yılın muhasebesini yapmanızı istesem...
Umduğumdan fazlası oldu. Çok çalıştım, aklıma ilk gelen bu. Bir gecede bir şarkıyla, bir yarışmayla, bir filmle şöhret olmadım. Patlamadım yani! Lisede okurken Hürriyet’in Sinema Güzeli yarışmasında ikinci olmuştum, ilk filmimi o zaman yaptım. Sonra diziler... Osman Seden bana bugünleri söylerdi, “Dikkat et, şarkıcılığın oyunculuğunun önüne geçmesin” derdi. Dediği aynen oldu.

Mırıldanıyor muydunuz sette?
Tabii canım. Benim bardakları mikrofon haline getirme durumum çocukluğumdan beri vardı.

Sinema Güzeli yarışmasına girmek, bu bardakları mikrofon haline getirmenin sonucu muydu?
Hani mahallenin güzel kızı durumu vardır ya, Caroline derlerdi hep bana. Arkadaşlarım çok söylediler yolla resmini diye.

Sadece orada kraliçe olmak mıydı amaç?
Hayır, annesi babası boşanmış bir kız çocuğu olarak başarılı olurum düşüncesiydi galiba. Çalışmayan bir annenin çocuğu olarak bu boşanmadan güçlü bir kadın olmayı öğrendim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmalıyım, bir ayakkabı beğeniyorsam mümkünse onu kendim almalıyım.

Neden muhasebeci olarak kendi ayaklarının üzerinde durmak değil de bu iş?
Bir tarafım oraya, bir tarafım buraya giderdi. Babam gibi bir işadamının kadın versiyonu olayım da isterdim. Girişkenliğim, bilmişliğim, tak tak tak halim babam. Bankada staj yapardım, harçlığımı fazla mesaiyle artırırdım. Çok ataktım. Arada pazarda limon satabilme, vapurda kalem satan adamlardan olma ihtimalim vardı. Öyle bir ataklık yani! Turgut Özal’ın korumalarını yarıp karşısına çıkmıştım mesela.

Nasıl yani?
Efe Özal’ın Kanalmarket diye bir kanalı vardı, hani böyle tencere, çatal bıçak satan. Orada deneme çekimine girmiştim, bir baktım Cumhurbaşkanı Turgut Özal... Oğlunu ziyaret edecek, korumalar falan var. Çok istedim onunla tanışmak. Artık ne yaptımsa aradan sıyrıldım, yanına gittim. “Kimsin sen?” dedi. “Efendim, ben buraya deneme çekimine geldim.” Mümkünse torpil yaptıracağım. Sarıldı bana, bütün kanalı beraber gezdik.

Sonuç?
Gene de seçmediler beni.

Bu enerji doğuştan mı var, yoksa sizi bir şeyler kamçılıyor mu?
Galiba doğuştan. Mesela benim için çok uyumanın adı malaklıktır, hiç tahammül edemem. Ben dört-beş saat uyurum, tabii Atlas’tan sonra... Eskiden “Sekiz saat uyumazsam gözaltlarım bilmem ne olur” diye saçma sapan şeyler söylüyordum, bu “Dört-beş saat uyurum” fiyakaları Atlas’tan sonra çıktı. Yorgun uyumayı seviyorum.








tek pişmanlığın bu olsaydı
keşke tek pişman olacağın şey bu olsaydı....
mustafa durucan yazıyor 20 Temmuz 2008 Pazar 15:59



KÖŞESİZ YAZARLAR