Cesaret seks dürtüsünden mi kaynaklanıyor?Tarih, birbirinden ilginç kahramanlık ve cesaret öyküleriyle dolu. Şans faktörü ise cesurlardan yana.
Cesaretin savaşta ve hatta günlük hayat içerisindeki mücadelelerde ne kadar önemli bir faktör olduğu çok uzun zamandır bilinen bir gerçektir. Mesela 19. Yüzyıl askeri stratejisti Carl von Clausewitz, cesaretin bir savaşçının sahip olması gereken en üstün nitelik olduğunu belirtmişti.
Siyaset düşünürü büyük filozof Machiavelli ise “Şans her zaman cesurların yanındadır” demişti.
Biyologlar açısından bakıldığında ise durum biraz daha karmaşık: İnsanoğlu normalde cesur olmaya programlanmamış durumda. İlk insandan günümüze kadar süregelen zorlu yaşam mücadelesi içinde ‘tehlikeden sakınan ve kaçan’ insanların ‘savaşan ve mücadeleye girişen’ insanlara kıyasla daha yüksek hayatta kalma şansı var.
İnsan tabiatının 'korkaklığa eğilimli' olduğunu Machiavelli ayrıca belirtmişti. Ünlü İngiliz şarkıcı Sting ise Englishman in New York şarkısında ideal centilmeni tanımlarken "Confornt your enemies, avoid them when you can" (Düşmanlarınla yüzleş ama elinden geliyorsa onlardan sakın) diyordu.
"İnsanın evrimsel gelişimi içinde ‘korkaklar’ hayatta kalmaya daha yatkınsa cesaretin motivasyonu nereden gelir?" sorusunun cevabı artık bulunmuş görünüyor: İnsanın üreme dürtüsü, yani seks!
Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesi’nden Laurent Lehmann ve Marcus Feldman adlı bilim adamlarının gerçekleştirdiği araştırma, cesur askerlerin daha fazla savaş kazanacak cesaretleri varsa, daha fazla partner bulacak şansları da olduğunu ortaya koyuyor.
Doğal seleksiyon, insan türünün hayatta kalmasına ve üremesine engel teşkil eden özelliklerin süratle elenmesine hizmet ediyor. Amerikalı bilim adamlarının gösterdiğine göre ilkel kabile yaşamlarında ortaya çıkan böylesi bir ‘cesaret’ giderek insan topluluklarında belirleyici bir evrimsel üstünlüğe dönüşmüş olabilir.
Söz konusu araştırmanın sonuçları, bariz tehlikelerine karşın ‘cesaret’ faktörünün evrimsel süreçte nasıl da avantajlı bir özelliğe dönüştüğünü açıklıyor. Eğer ilkel kabilelerde ‘cesaret’ faktörü düşmanlarınızla ve hatta komşularınızla mücadele etmenize ve askeri zaferler kazanmanıza yarıyorsa, bu faktörün –taşıdığı risklere rağmen- total değerlendirmede büyük bir üstünlük sağladığı matematik modelleriyle de ispatlanabiliyor.
Bazı erkekler ‘daha cesur’ olmalarını sağlayan genetik değişkenler taşırlar. Bu değişkenler çoğu kere onların savaş meydanlarında ölmelerine de yol açar. Ama mücadeleye girip de hayatta kalacak olanlar, hiç mücadeleye girmeyenlere kıyasla daha azla eşe sahip olma gücüne de sahip oluyorlar demektir. Çünkü mücadele güçleri ve hırsları nedeniyle, daha az cesur erkelere kıyasla evrimsel bir avantaja sahip olurlar. Dahası, aynı evrimsel sürecin başka bir sonucu olarak kadınlar da ‘cesur ve hırslı’ erkeklere yönelme eğilimindedir.
Yenilgiye uğrattıkları düşmanlarının eş ve çocuklarıyla seks yapmak ve kendi ailesinin yerleşebileceği şekilde yendiği düşmanlarının topraklarına el koymak suretiyle ilkel çağlardaki cesur savaşçılar kendi genlerini yaymak için daha geniş imkanlara sahip olabiliyorlardı.
Proceedings of the Royal Society dergisinde sonuçları yayınlanan araştırmada Dr Lehmann ve Dr Feldman; bireysel anlamda cesur olanların üreme hayatta kalma ve genlerini bir sonraki nesle aktarma konusunda daha şanslı oldukları kadar; bünyesinde daha fazla sayıda cesur savaşçıya sahip kabilelerin de diğer kabileler üzerinde hükümranlık elde etme yoluyla etkili olduğunu vurguluyorlar. Yani bir anlamda evrim yasası topluluklar için de ayrıca bir geçerlik kazanmış oluyor.
Cesaret ve cinsel dürtü arasında etkin olan tek bir tür gen kombinasyonundan söz etmek yanıltıcı olabilir. Burada, hem cinsel dürtü hem de cesaret açısından belirleyici özelliklere sahip olan genlerin birbirleriyle etkileşim içinde olduklarını vurgulamak gerekli. Avcı-toplayıcı ilkel topluluklardan savaşçı (asker) sınıfının ayrı bir özellik kazandığı tarım topluluklarına uzanan süreçte asil ve avam sınıfların ortaya çıkması da cesaret ve savaşçılık özelliklerinin gelişmesine koşut olarak gerçekleşmiş olmalı.
İnsan topluluklarının gelişimi sosyolojik bir olgu olsa da, bu gelişimi gerçekleştiren ana unsurun bireydeki genetik yapılardan kaynaklanan avantajlar olduğu apaçık ortada