Ne CEP ne de WINDOWS kullanıyor

Günümüz gençliğinin apolitik olduğu görüşüne karşı çıkıyorsunuz. Neden?
Bu, politikadan ne anladığımıza bakar. 30 yıl önce politik olmakla bugün politik olmak aynı anlama gelmiyor.
Nasıl?
Bugün, herkesin politik olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Herkes dünyada bir terslik olduğunun farkında. Büyük bir yalan söyleniyor, temel bir problem var ve insanlık bunu biliyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde, kimle konuşsanız, söz bir süre sonra savaşlara, George W. Bush’a geliyor. Guantanamo’dan haberi olmayan kimse yok dünyada. Tepki göstermeyen olabilir ama herkesin haberi var.
Yani bugün insanlar eskisinden daha mı bilinçli?
Onu demiyorum. ‘Bizim gençliğimizde her şey daha iyiydi’ diyenler, aslında basit bir nostaljiyi, bugünün gençlerine karşı haksızlığa dönüştürüyor. ‘Beyoğlu’na takım elbiseyle çıkılırdı’ gibi bir şey bu aslında.
Enteresan...
Bana ataerkil tarihte bir zaman söyleyin ki ‘Ne güzel bir dönemde yaşıyoruz, bu ne güzel bir dünya, her şey bir harika!’ densin? Böyle bir şey yok ki?
Ne var peki?
Bütün dönemlerde bugün her şeyin çok bozulduğu, eskiden değerlerin çok iyi korunduğu söylemi öne çıkmış.
ATAERKİLLİĞE KARŞIYIM
Ataerkil tarihe, ataerkilliğe rezerviniz var. Feminizme ait bir ifade bu. Feminist misiniz?
Kendimi feminist olarak adlandıramam. Ama ataerkillik karşıtı olduğumu söyleyebilirim. Feminist söylemden beslendiğimi de söyleyebilirim.
Çok yakışıklı bir aktör olarak ünlendiniz. Fakat sizi küreselleşme karşıtı gösterilerde, savaş karşıtı toplantılarda, Tuzla tersanelerindeki ölümleri protesto eylemlerinde... ön sıralarda görüyoruz?
Muhalif bir mizacım var, evet.
Yani, Memoli rolünden sivil direnişçiliğe geçiş?..
Buradan oraya geçeyim gibi bir strateji kurup uygulamış değilim. ‘Hayatımda bütün bunlar nasıl oldu?’ diye ince hesaplar yapmıyorum. Yaşıyorum ve oluyor işte.
Yolda yürürken, hayranlarınız sizi görünce sevinçle çığlık atıp koşarak size sarılıyorlar mı?
Tabii ki, oluyor böyle şeyler.
Bir aktivist olarak, bu tür durumlarda ne hissediyorsunuz?
Böyle şeyleri sıcak karşılarım. Bir süre sonra bu koşup sarılmalara, öpmelere, fotoğraf çektirmelere alışıyorsunuz. Sarıldıkları kişi tamamıyla ben değilim aslında.
Fakat?
Onları durdurup ‘Bakın kızlar, ben aslında sizin zannettiğiniz kişi değilim, sizin sarıldığınız, o televizyondaki hayal ürünü karakter fakat ben aslında bambaşka işlerle meşgulüm’ diyemem. Bunu görmek, düşünmek önemli fakat o karşılaşmaları püskürtmenin de bir manası yok.
Dahası?
Dahası bence bu tür rastlantıların, çok da kökleri derinlere inmeyen küçük sevinçlerin, kendine özgü bir tadı var.
ULUSLARARASI BULUŞMALAR
Yurtdışındaki küreselleşme karşıtlarıyla temasınız var mı?
Elbette. Dünyanın birçok yerinde savaş karşıtı dostlarım var. Türkiye’ye geldiklerinde bende kalıyorlar. Daha dün akşam birini misafir ettim. İngiltere, İsveç, Amerika, Sırbistan gibi birçok ülkede, yalnızca savaş karşıtlığı dolayısıyla tanışıp dost olduğum çok insan var.
Protest gruplar, kişiler, dünya çapında nasıl örgütleniyor?
Dünyadaki bütün savaş karşıtlarını buluşturan ağlar var. Biz burada her yıl Irak işgalinin yani 20 Mart 2003’ün yıldönümüne denk gelen ya da en yakın cumartesi günü harekete geçiyoruz. Bu hareketin içeriği de uluslararası ağ sayesinde belirleniyor. İnternet üzerinden haberleşiliyor, yayınlar yapılıyor, uluslararası buluşmalar oluyor.
CEP TELEFONUNA HAYIR
Hala cep telefonu kullanmıyor musunuz?
(gülüyor) Kullanmıyorum.
Başka ne kullanmıyorsunuz?
1600 motorun üzerinde araba kullanmıyorum. 2000’in üzerinde araba kullanılmasını da ayıplıyorum.
Çevreci tavrınız dolayısıyla mı böyle...
Bu sadece çevre duyarlılığıyla ilgili değil. Bütün davranışlarımız, tüketim alışkanlıklarımızla ilgilidir. Etik bir meseledir.
Bilgisayarınız?
Var. Linux işletim sistemi kullanıyorum. Windows kullanmıyorum.
Niye?
Bilginin tekelleşmesine karşıyım.
Bu cep telefonu kullanmama durumu, Memet Ali Alabora efsanesini besleyen önemli bir faktöre dönüştü, değil mi?
(gülüyor) Yani böyle bir hale geldi, evet. Mecbur ya da gerekli hissedersem alabilirim de aslında.
Yine de direniyorsunuz?
Çünkü bence tüketim alışkanlıklarımızı terbiye etmeye yönelmeliyiz. Bunu başardığımız ölçüde doğaya yani aynı zamanda insanlığa iyilik yapmamız mümkün olur.
Teknoloji karşıtı mısınız?
Hayır, değilim. Teknolojiyle gelen ilişki biçimlerinin ezici yönleri olduğu doğru. Buna ilişkin eleştiriler de aydınlatıcı nitelikte. Ama internetin kazandırdıklarını göz ardı edemem.
Klasik Batı Müziği’yle de yakından ilgileniyorsunuz...
Doğru. Piyanist Emir Gamsızoğlu’yla birlikte Notada Yazmayanlar başlıklı klasik müzik söyleşileri yapıyoruz. Yıllar evvel, aynı adlı bir radyo programımız vardı. Beş yıldır Andante dergisinde yazıyoruz.
Klasik Batı Müziği dinlemeye yeni başlayan birine hangi eserleri önerirsiniz?
Çaykovski’nin 4., 5. ve 6. senfonilerini oturup dinlemelerini öneririm. Fakat lütfen dinlerken başka bir iş yapmasınlar. Bir de Chopin’in noktrünlerini, bulabiliyorlarsa Arthur Rubinstein’dan dinlesinler.
12 Eylül temalı Eve Dönüş filminizden sonra...
En son, Mehmet Güreli’nin Gölge filminde yan rollerden birini oynadım. Montreal Film Festivali’ne seçildi şimdi. Adana’da sanat yönetmeni ve yardımcı erkek oyuncu ödüllerini aldı. Peyami Safa’nın Server Bedii imzasıyla yazdığı Selma ve Gölgesi adlı eserden uyarlanmış gayet esaslı bir film.
YÖNETİCİ VE SANATÇIYIM
Garajistanbul’dan kısaca söz eder misiniz?
Garajistanbul bir çağdaş gösteri sanatları merkezi; bir sanat kooperatifi. Çağdaş dans, çağdaş tiyatro ve çağdaş müzik alanında çalışmalar yapıyoruz.
Siz, Garajistanbul’da...
Garajistanbul’un hem yöneticilerinden hem de sanatçılarından biriyim.
Bu işten iyi kazanıyor musunuz?
(gülüyor) Hayır, hayır; ana sözleşmesinde, ortakları arasında kar dağıtmayacağı yazılı bir yapı bu. Zaten dünyada kültür kurumları, giderlerinin ortalama ancak yüzde 40’ını kendileri karşılayabiliyor.
Peki, Garajistanbul’da işlerin devam etmesi nasıl sağlanıyor?
Desteklerle, katkılarla. Bu yaz bir çağrıda bulunduk. Kurum ve kişileri, Garajistanbul’a destekte bulunmaya davet ettik.
Nasıl destek olunacak?
Biz, herkesi, Garajistanbul’a buyur ediyoruz. Seyirci, destekçi, gönüllü olarak burada yer almaya davet ediyoruz. Garajistanbul, hem Türkiye’de hem yurtdışında, özellikle Avrupa’da epey tanındı. www.garajistanbul.com web adresinden insanlar bize ulaşabilir, faaliyetlerimizi takip edebilir.
Muhabirlik hayatımı çok etkiledi
Şu sıralar yeni bir tiyatro oyununa hazırlanıyorsunuz?
Evet, Muhabir adlı bir oyun. Benim kişisel tarihimden yola çıkarak, yakın Türkiye tarihine bakacağız. Bu projede Mustafa ve Övül Avkıran’la birlikte çalışıyoruz.
1995 ila 1998 arasında A Takımı programında muhabirlik yapıyordunuz...
atv Haber’e ve Yeni Yüzyıl gazetesine de haber yapıyordum.
Muhabirlik yaparken, yıllar sonra sahnede de paylaşılmaya değecek nelere şahit oldunuz?
Susurluk vakası, Gazi olayları, 28 Şubat, mafyanın deşifre edilişi, Doğu’da çatışmaların yoğunlaşması, Siyasal İslam’ın kabuk değiştirmesi gibi birçok sürece ve olaylara tanıklık ettim.
HER HABERE KOŞTUM
Sizin muhabirliğiniz yani, bir konservatuar öğrencisinin gazeteciliğe heves etmesi gibi...
(gülümsüyor) Hayır, değildi. Profesyonel olarak habercilik yapıyordum. Geceleri nöbete kalıyorduk. Polis muhabirleri, savaş, magazin, spor, adliye muhabirleriyle birlikte çalışıyorduk. Her tür habere koşuyorduk.
Ve?
Üç yıl süren muhabirlik kariyerim bitti.
Muhabir adlı oyununuz ne zaman sahnelenecek?
Prömiyeri Şubat’ta Rotterdam’da yapılacak.
OYUNCULUĞA BENZİYOR
Muhabirlik ile oyunculuğun ortak yönleri var mı?
Bence var. Anlatıcılıkta birleşiyorlar. Nasıl anlattıkları ayrı. Trubadurlar, yani Haçlı Seferleri’yle birlikte Doğu’yu görüp, Batı’ya döndükten sonra sazlarıyla anlatan trubadurlar mesela hem bir tür haberci, hem de oyuncu idiler. Türkiye’deki saz aşıkları, dengbejler gibi.
Haberci olarak üç yıl çalışmak, oyunculuğunuza katkı sağladı mı?
Sadece oyunculuğuma değil, hayatıma da büyük etkileri, katkıları oldu.
Star

Haberin olsun













