Enson Haber Sitesi Güncel Haberler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türbanlı kızlar daha kültürlü

Laik genç kızlar, Marx'ı Marks&Spencer sanıyor.
15 Ekim 2008 / 07:55
turbanli-kizlar-daha-kulturlu
New York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, özellikle Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarına büyük övgü yağdırdığı yazısından sonra, bu defa da Türkiye’deki türbanlı kızları yazdı.  Tavernise, bu yıl Türkiye’de çok konuşulan ’Henüz Özgür Olmadık’ isimli kitabın yazarlarından Havva Yılmaz ile uzun bir söyleşi yaparak, gençkızın Türkiye’de laikliğe ve türban yasağına başkaldırışını anlata anlata bitiremedi.

TÜRBAN BAŞKALDIRI ANLAMINA GELİYOR
Tavernise, New York Times’taki haberinde, ailesi ve arkadaşlarının karşı çıkmasına rağmen 16 yaşında türban taktığını ve bunu severek, inanarak yaptığını belirten Havva Yılmaz ile birlikte kitabı yazdığı arkadaşları Hilal Kaplan ve Neslihan Akbulut gibi genç seslerin, ’laik Türkler’e karşı bir mücadele başlattığını yazdı. Tavernise, yazısında, pek çok ülkede önemsiz bir olay olan bu davranışın, Türkiye’de bir ’başkaldırı’ anlamı taşdığını ifade etti.

AİLESİNDEN DAHA DİNDAR
İslam dünyasında benzer gençlerin önayak olduğu bir ’dini uyanış’ yaşandığından söz eden New York Times muhabiri Tavernise, artık 21 yaşında olan Yılmaz’ın ailesinden daha dindar olduğunu, başörtüsü takan annesinin buna rağmen Kuran’ı kızı gibi Arapça okuyamadığını, ailenin diğer fertlerinin 5 vakit namaz kılmadığıını, endüstrileşme döneminde köyden şehre göçen tipik Türk ailelerinden olduğunu belirtti.

'ESKİ GENERAL ATATÜRK'
Tavernise, Havva Yılmaz’ın başörtüsü taktıktan sonra kimliğini ancak bulabildiğini, bunun Türkiye’nin modern kimliği karşısında paradoks yaşattığını ileri sürdü. Halen ’dindar müslümanlar’ tarafından yönetildiğini yazdığı Türkiye’de geçerli ideoloji ve hukukun laik olduğunu kaydeden Tavernise, bunun, ’Eski general’ diye söz ettiği, Türkiye’nin Osmanlı doğusu ile bağlarını kesip batıya iten Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde başlattığı otoriter idareye kadar geri gittiğini iddia etti. Buna rağmen, bugün pekçok gence göre özgürlüğün anlamının ’islamı yaşamak’, ifade özgürlüğünün anlamının ise başını kapatmak şeklinde algılandığını da ileri süren New York Times muhabiri Tavernise, bu gençlerin özgürlük ve ibadet, modernlik ve gelenekler, hatta doğu ve batı arasında mevcut olan bulanık farklılıkların yeniden belirlenmesine çalıştıklarını yazdı.

LAİK KIZLAR MARX'I MARKS&SPENCER SANIYOR
New York Times’ın Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, Türkiye’deki türbanlı genç kızların ’ne kadar kültürlü’ ve ’her türlü özgürlüğü savunan, demokrasi yanlıları’ olduklarını her fırsatta vurgulamak için, yazısında çeşitli örnekler de verdi. Örneğin Havva Yılmaz’ın, "Eşcinsellere özgürlüğü de savunuyoruz" sözlerine yer veren Tavernise, Marx dendiğinde başı açık kızların İngiliz "Marks & Spencer" alışveriş merkezini anladıklarını, türbanlıların ise bunun ünlü filozofun adı olduğunu bildiklerini öne sürdü.

Hürriyet







biz de müslümanmışız..
türbanı siyaset simgesi olduğu için takıyorlar diyen kişilere gerçekten acıyorum. siz nasıl insanların düşüncelerini okuyup türbanı siyaset gereği takıyorlar diyorsunuz. allah size böyle bir yetenek mi vermiş.
bahadirsubatay yazıyor 17 Ekim 2008 Cuma 01:01
başkaldırıymş mış
hiç öle gözükmüyolar hepsi evde usulca koca bekliyo
fırat yazıyor 16 Ekim 2008 Perşembe 21:51
YUHH YALANA BAKK
HANGİ TÜRBANLI TANIR MARKS I LENİN İ YALAN ATMAYIN
SOSYALİST KÜRT yazıyor 16 Ekim 2008 Perşembe 21:43
AYIRIM
türban takarak müslüman olunmuyor.kalp temizliği, ruh temizliği, bizlerde inançlarımıza bağli kişileriz. ama türbanı siyasete alet edenler saltanat içinde yaşıyorlar. altlarında son model land rover ler mercedeler, bmw ler kullanıyorlar. kendi yandaş yazarları bile eleştiriyorlar,saltanat böyle ise herkes türban taksın saygılarımla.......
VATANDAŞ yazıyor 16 Ekim 2008 Perşembe 10:18
Ahmet Aygan a
İşte Sabrina Tavernise da bunu anlatmaya çalışıyordu.Yazından da anlışıldığı gibi Laikliği savunan gençlerin çoğu neyi savunduğunu dahi bilmeyen, cahil demek istemiyorum bilgisiz antientellektüel kişilerdir.
orhan bulut yazıyor 16 Ekim 2008 Perşembe 09:14
laikliği yanlış algılayan cahillere
ATATÜRK-din ilişkisi ülkemizde sürekli tartışılagelmiş konulardan biridir. Belirtmek gerekir ki, Atatürk din bahsinde en fazla gadre ve haksızlığa uğramış bir şahsiyettir. Bazı çevreler, din ile Atatürk arasında ters bağlantı kurarak Atatürk'ü dine karşı bir silah gibi gösterme gayreti içine girerken, kendilerini İslam'ın müdafii ve sözcüsü yerine koyan diğer bazı çevreler de haksız bir şekilde onu din düşmanlığıyla itham etmişlerdir. Atatürk, hakkında binlerce kitap, makale, yorum yazılmış büyük bir devlet adamıdır. Atatürk'ün din anlayışını onun hakkında yapılan yorumlardan ziyade, bizzat kendisinin bu konudaki söylev ve demeçlerine bakarak değerlendirmek lazımdır. Atatürk'ün din konusundaki görüş ve düşünceleri dikkatli bir şekilde incelendiğinde, onun din aleyhine ve dinsizlik anlamına gelebilecek herhangi bir sözüne rastlamak mümkün değildir. Aksine dinimizden, Hz. Peygamber'den övgü ve saygı ile bahseden, Müslümanlığından dolayı duyduğu onuru dile getiren pek çok sözleri vardır. * * * Atatürk, 29 Ekim 1923'te kendisiyle görüşen Fransız muhabiri Maurice Pernot'ya verdiği demeçte, yazarın sorusu üzerine şöyle demiştir: "Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinimize bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye'ye istiklalini veren bir Asya milletinin içinde daha karışık, sun'i, itikadat-ı batıldan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince, tenevvür (aydınlanma) edeceklerdir. Onlar ziyaya (ışığa) takarrüp (yaklaşma) edemezlerse kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız."Görülüyor ki Atatürk saf, temiz ve sade bir din anlayışı istemektedir. İslam dinine sonradan girmiş her türlü safsata, hurafe ve boş inançlara karşı akılcı bir din anlayışını benimsemiştir. Bunun ilk adımını da Kur'an-ı Kerim'in milletin bütün fertleri tarafından okunup anlaşılabilmesini sağlamakla atmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan iki yıl bile geçmeden 21 Şubat 1925 tarihinde Meclis'teki bütçe müzakereleri sırasında Kur'an-ı Kerim'in meal ve tefsirinin, Hadis-i Şerif tercümelerinin devlet imkánlarıyla yaptırılması için talimat vermiştir. Bunun üzerine mealin Mehmet Akif Ersoy, tefsirin Elmalılı Hamdi Yazır, hadis tercümelerinin de Kamil Miras tarafından yapılması kararlaştırılmıştır. Ancak, Mehmet Akif bilahare bu görevi bırakarak aldığı avansı iade etmiş, hem meal hem de tefsir yazma işi Hamdi Yazır tarafından yapılmıştır. Elmalılı Hamdi Yazır'ın hazırladığı 9 ciltlik tefsir 1935 yılında, Kamil Miras tarafından hazırlanan "Sahih-i Buhari Muktasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi" isimli 12 ciltlik hadis tercümesi de 1928 yılında yayımlanmıştır. Atatürk, Kur'an'ın Türkçe'ye çevrilmesinin şu gerekçeyle yapıldığını anlatıyor: "Türk, Kur'an'ın arkasından koşuyor, fakat onun ne dediğini anlamıyor. İçinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın." Ayrıca bu gerekçeyle hutbelerin de Türkçeleşmesini sağlamıştır. Ona göre hutbe demek, nasa hitap etmek, yani söz söylemek demektir. "Minberler halkın beyinleri, vicdanları için bir iyilik, doğruluk ve bir aydınlanma kaynağı olmuştur. Böyle olabilmek için minberlerden yankılanacak olan sözlerin bilinmesi, anlaşılması, sanat ve ilim gerçeklerine uygun olması gerekmektedir. Değerli hatiplerin siyasi ve toplumsal olayları ve medeni durumları ve gelişmeleri her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış bilgiler verilmiş olur. Bundan dolayı, hutbeler tamamen Türkçe ve çağın gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır" sözleri, onun bu düşüncesini yansıtmaktadır. * * * Atatürk, aynı ismi taşıdığı Hz. Peygamber'e son derece bağlı ve saygılı bir insandı. Bu saygı ve bağlılığı ifade etmesi açısından şu olayı nakletmemiz yerinde olacaktır: Batılı bir oryantalistin, Hz. Peygamber hakkında yazdığı bir kitap kendisine sunulur. Kitapta Yüce Peygamberimizden "Cezbeye tutulmuş sönük bir derviş" diye söz edilmektedir. Bunu okuyunca Atatürk öfkelenerek şöyle der: "Bu gibi cahil adamlar O'nun yüksek şahsiyetini ve başardığı büyük işleri kavrayamazlar. O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O anılacaktır, yaşayacaktır." *** ATATÜRK'ü "din" silahıyla gözden düşürme mekanizmasının bazı çevrelerde "gaflet", bazı çevrelerde "gayret" boyutunda işlediğini görüyoruz. "Gaflet" boyutunda olanlar, dini çağdaşlığın önünde bir engel gibi görüp bu çıkışlarını Atatürkçülük adına yapmışlardır. Din karşıtlığını adeta bir moda haline getirmişlerdir. Bunun, zaman zaman Atatürk'e yaranma gayretkeşliği ile daha sevimsiz noktalara taşındığı da görülmüştür. 1938 yılında, Faruk Nafiz Çamlıbel, Atatürk'ü yüreğine bir put gibi oturttuğunu şu dizelerde söylüyor: "Yürüyor kalbimizin durduğu bir yolda değil/Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun Ey ilahın yüce davetlisi, göklerden eğil/Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!" Atatürk'ün, sigara izmaritlerini onun huzurunda kültablasından alarak sedef işlemeli bir kutuya koymak isteyen birisini "Ne yapıyorsun çocuk? Beni putlaştırmak mı istiyorsun?" diye azarladığını, O'nun sofrasına oturmuş şahsiyetlerin hatıralarından öğreniyoruz. Bu sözler, Atatürk karşıtları tarafından yıllarca istismar edilmiş, sanki bu mevlidi Atatürk yazdırmış gibi bir kanaat oluşturulmaya çalışılmıştır. Gerçek şu ki; Atatürk bu aymazlıkların hiçbirine iltifat etmemiş, onların hepsine istihzai bakışlarla gülüp geçmiştir. Din silahını Atatürk'e doğrultanlar ise bütün gayretlerini, bütün nefeslerini Atatürk'ün din düşmanı olduğu iftirasına dayandırmışlardır. O'nun Kur'an'ı anlaşılır kılmak için meal ve tefsir yazdırmasını, İslam'ın Peygamberi'nin bize yansıttığı ışığın kalplerimizi aydınlatması için hadisler tercüme ettirmesini, İslam dini ve onun Peygamberi hakkında söylediği güzel sözleri daima gözden kaçırmak istemişlerdir. "Ey Millet! Allah birdir, şanı büyüktür" sözleriyle başlayan Balıkesir Paşa Camii'nde verdiği tarihi hutbe, mermerlere kazınması gereken bir "kitabe" niteliğindedir. Atatürk, din, düşünce ve fikir özgürlüğüne büyük önem vermiş, laikliği de bu temele oturtmuştur. Atatürk'ün 1937 yılında Anayasa'ya dahil ettiği laiklik anlayışını, bazı Marksist ve materyalistlerin savunduğu laiklik anlayışıyla mukayese etmek doğru değildir. Nitekim, Atatürk, "Ben Luther olmayacağım" diyerek bu çeşit fikirleri reddetmiştir. * * * Atatürk'ün laiklikle ilgili görüşünü, Nutuk'tan aldığımız kendi sözleriyle belirleyelim: "Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların, vicdan, ibadet ve din hürriyetlerini tekeffül etmektir." Yani, din hürriyetine kefil olmaktır. Atatürk'ün de işaret ettiği gibi "İslam dini hürriyet-i efkára mani değildir". (Fikir ve düşünce hürriyetine engel değildir.) Dinde zorlama yoktur. Zaten, Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 256. Ayeti'ndeki "la ikrahe fiddin" (dinde zorlama yoktur) hükmü de bunu emretmiyor mu? O halde laiklik, dinsizlik demek değildir. Nitekim Atatürk, "Laik hükümet tabirinden dinsizlik manasını çıkarmaya yeltenen fesatçılara fırsat vermemek lazımdır" demiştir.
ahmet aygan yazıyor 16 Ekim 2008 Perşembe 06:01
laikliğe dil uzatmayın
atatürk ü kesinlikle yanlış yorumlamayın hele hele laikliği asla.öncelikle şunu düzeltelim.atatürk dinimize saygılı bir insandır.siyasetle dini neden karıştırmak istemedi.çünkü siyasette yalan dolan çok.dışarda istediğiniz gibi giyinin diyor.giyiminize kim karışıyor.ama resmi kurumlarda o tür banı çıkartacaksın.çıkarmıyorsan peruk tak kardeşim.oda sonuçta kapatıyor.laikliğe dil uzantanlar.bu serbestçe söylediği sözü laikliğe borçlu olduğunu unutmamalı bu ülkeyi beğenmeyenler gitsin arabistanda yaşasın.ozaman görürler laikliği...
ahmet aygan yazıyor 16 Ekim 2008 Perşembe 05:22
ey TÜRK
sırma renginde pislik dünyanın süsü püsü bendeki tek aziz eşya ANNEMİN BAŞÖRTÜSÜ (N.F.KISAKÜREK) eeeeyyy TÜRK üste gök çökmedikce,altta yer delinmedikçe senin ilmini ve töreni kim bozabilir? TİTRE VE KENDİNE DÖN bu iki söz çok şeyi ifade ediyodur ;)
ALPEREN ALPARSLAN yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 14:32
çıplaklık medeniyetse eşşekler medeniyetin zirvesindedir
en kültürlü okumuş insanlar nedense başıörtülülerden çıkyor.değerli padişahlarımızın anneleri dahi başları örtülü ve devlet işlerinde söz sahibi kimselerdi.şimdilerde ise cunhurbaşkanınn eşinin başörtülü olmasını hazmedemyen yobaz laikçiler var.onun başının açık olmasının kendilerine ne fayda sağlayacağını düşünyorum bulamıyorum.cahillik kitap okumammak bilgisizlıkten herşey kaynaklanıyor.
şevval yazıyor yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 13:12
cahillik zor
kat sayi yuzunden ulkemden ayrildim ama simdi dunyanin en iyi ekonomi universtesinde okuyorum(londra). dondugumde bana bu kadar hasret cektirenlerden hesap soracagim
mustafa yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 12:58
marksı tanırız
Biz Karl Marx'ı tanırız. Friedrich Engels'ı da tanırız. Hımm bunun yanında Marks & Spancer'ı da biliriz. Louis Vuitton 'da biliriz. Bu işler bööle değil. Kafa yapısıyla iligili bunları hiç mi hiç karıştırmayın
duygumoon yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 12:53
laikçiler
laik kafalı hödüklerin atatürk ve vatanseverliği balkona byrak asmak ve türkiye laiktir laik kalacak demkten ibarettir... laikçilerden nefret ediyorum
Brüsk!!! yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 12:51
DUSUNEMIYORUM
allahim kendileri kaldi bi de escinselleri mi dusunuyolar,sorarimmm sizee bir escinsel fatihe gitsin bakalim napcaklar onu :) allahimm yaaa bi de atip tutmuyolarmi,kardesimm kimse karismiyo size okula ve de devlet dairesine girmeyin diolar heryerde dolasabilirsiniz ama sizzz napiyosunuzz illaaaa oralarda da olcazz inadiniz kurusunnnnnn
FATIH'TE yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 12:45
emre'ye..
Kuzum sen gerçek misin?..
.... yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 12:25
emreye
emre kardeş sözüne sağlık
mukadder yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 11:57
Başı Açık Çağdaşlık Örneği
Arkadaşlar Amerıkada bır tarıkat var bu ınsanlar teknonolojının hıc bır seyın den kendı ısteklerıyle yararlanmak ıstemıyorlar tarlayı atla suruyorlar tulumbadan su cekıyorlar hastaneye gıtmıyorlar gazte okumuyorlar televızyon yok vs.vs. ve ınsanların 'Başı Açık'.Demekkı çagdaş bır bırey olmanın 1. Şartı Başı açmak değıl! anlayaman arkadaşlara ıyı bır ornek olur umarım.Bası açık tum halkımdan ozr dılıyorum aklıbasında olanları tenzıh ederım
halk yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 11:29
umut alınan sen olmuşun...
alınan sen olmuşsun be arkadaş, ben de bara giderim içerim de eğlenirim de... hem örümcek kafalı felan da değilim, aynada öyle görünmediğim gibi hayatımda da pek söyledğin örneğe uyan biri de... tamam gir bir bar köşesinde otur ve dikkatle etrafını dinle... şu türban eleştrisi yapanları bi analiz et bakalım ne göreceksin. hepsinin yaptığı tek şey popülaritesini yükseltmeki çin okudukları kitapların yazarlarını ezberleme, müzik gruplarının isimlerini oraya buraya kazımak, filmlerdeki oyuncu isimlerini sayınca akıllı oldukalrını sanmaktan ibaret değilse... bunlardan bir tanesi saydıkları şeylerin felsefesini biliyor ise o zaman gel tartışalım. kayıp bir tabakadan bahsediyorum ben... sokaklarda birbirlerinin anasına küfretmeyi kültür sanıp, küfredemeyenleri hor görenlerden. onlardan değilsen gocunma boşver.....
y.i. yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 11:19
mehmet kurta cevap
tek kelimeyle cevep verecem nenelerımızın örtugu baş örtüsü siyasi simge degildi bunların örtügü siyasi simge yakında burka takarlar.
hıdır aydın yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 11:13
türban
ceheneme hirsızlar katiller insan hakkı yiyen .bilinçli demokırat insana saygılı insanlar cenete gider müslüman geçinip baronluk yapanlar ceheneme birde kafası oksijen almıyanlar böyle kargaşa çıkarıylar.
hıdır aydın yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 11:09
bir dost
arkadaşlar türban hakkında cabut demeyin cok büyük günah eğer sevmiyorsanız ne yorum yapın ne de ilgilenin yok Yüce Allah'ın cezası ağır olur her şey dünyanın sonu gelince belli olacak
dost yazıyor 15 Ekim 2008 Çarşamba 10:49