YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,2345
Değişim
0.41
EURO /
Alış
1,7605
Değişim
-0.45
IMKB
39.116


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
?etin ALTAN

Kedi sevenler derneği ile kedinin sanattaki yeri ve barbarizm

07 Şubat 2007 Çarşamba 07:45
Kutsallaştırılmış tabuların kalesi arkasında, resmi tarih ve hamasi politik böbürlenmelerin neleri maskelemiş olduğu gün günden daha çok açığa çıktıkça; kendi halindeki insanların beyninde usulca bir soru işareti kıvrılmaya başlıyor:
- Türkiye nereye gidiyor?
***
Böyle bir soru işareti nasıl kıvrılmasın ki, bir yanda Can Dündar'ın "Cellada aşık cellat adayları" başlıklı yazısının şu ilk satırları:
"Geçen hafta Hrant Dink'in katillerinin peşindeydik. Bu hafta tribünler dolusu katil adayıyla karşı karşıyayız. 'Biz öldürdük' diye bağıran kitleler varken, tetiği kimin çektiği önemini kaybetti."
Bir yanda da Bekir Coşkun'un "Kan sesi..." başlıklı yazısının, şu son satırları:
"Ve bağırıyorlar hep birlikte 'Hepimiz Ogün Samast'ız...'
İyi haltsınız...
Bu ülkeye barışın, sevginin hiçbir zaman gelmeyeceğinin gür sesidir o, dinleyin...
Kan sesi..."
***
Sonra da dünkü Hürriyet'in manşeti:
"Fuhuş defterinde bir de hakim var - Ankara'daki operasyonda, yabancı kadınları pazarlayan örgüt ortaya çıktı. Yargıtay'daki bir hakimin de örgüte yardım ettiği belirlendi."
***
Dünkü Star'ın sürmanşetinde de; Uğur Dündar'ın, Arena programında ekranlara yansıyan iğrenç barbarlık:
"Sabıkalı yuvada dayak rezaleti - Son iki yılda haşlanarak ölen çocuk ve taciz iddialarıyla gündeme gelen Bahçelievler'deki yurtta küçük yavruların tekme tokat dövüldüğü, ağır hakaretlere uğradığı ortaya çıktı"
***
Aynı haberi dünkü Vatan da "Eliniz kırılsın" diye vermişti.
Ve tabii Cumhurbaşkanlığı seçimleri için, "kışla" parfümlü siyaset ile, "cami" parfümlü siyaset muştalaşması...
Türkiye nereye mi gidiyor?
Yanıtı 2008'in ilk ayında daha net olarak görüleceğe benzer.
***
Bu arada bendeniz de, Köyceğiz'den geldikten sonra bugün Ankara'ya gidiyorum; yıllar var gitmemiştim başkente...
Tiyatroya gönül bağlamış genç dostlar, daha 35 yıl öncesinden onlara layık olma çabasıyla yazdığım "Yedinci Köpek" piyesini yeniden ramp ışıklarına çıkarıyorlar.
Biliyorsunuz, "Kodum mu oturturum" efelenmesinin ortamlarında, sık rastlanmaz yazı adamlarıyla, kedilere karşı bir gönül yakınlığına.
***
Şayet buralarda da, kalemlerle kedilere şöyle yandan bir tekme, "umur-u adiyeden" sayılmasaydı; kimseciklerin aklında, Türkiye'nin nereye gittiğiyle ilgili bir soru işareti de kıvrılmazdı.
***
Örneğin "Kodum mu oturturum"un yerini, Cenap Şahabettin'in şu sözleri alırdı:
"Yiğitliğin en yüksek mertebesi hiçbir yeni fikirden korkmamaktır"
"Asil misin, şecereni kâğıt üstünde değil, hayatında göster"
"Kanatlarını ışıkta harap eden pervanelere değil, karanlıkta göstermeyen yarasalara acıyınız"
***
Buralardan da Türkçe'nin lezzetini evrensel bir hümanizmayla bütünleştirmeye çaba harcamış kalemler çıktı. Makyajlanmış bir ortaçağ oligarşisine militan yetiştirmek, ağır bastı onlara. Şimdi o eski tohumların dikenleri fışkırıyor her yerde...
***
Bir "kedi sevenler derneği" kurulsaydı ve derneğin galerisinde; kediyle ilgili romanlardan, öykülerden, tablolardan, heykellerden, el örgülerinden bir sergi hep açık dursaydı.
***
Köyceğiz'deki bahçeye girip bize, Solmaz'ın anlatımıyla: "Ben sokak kızı değilim; masum bir kızım," diye utangaç bir bakışla yüzümüze bakan, beyaz ve üstünde açık tarçın rengi özellikleriyle, kuyruğu da helezoni beyaz-tarçın renginde olan yavru bir kedi...
Yavru ve masum bakışlı beyaz-tarçın kedi yavrusunu, pist diye kovmak; yahut kucağa alıp hemen eve getirmek...
***
Küçük yavru kedi, nereye koysan hiç kıpırdamadan öyle yatıyordu. Yastıkların arasına sıkıştırsan da sesi çıkmıyordu, bebek sallar gibi kollarında azıcık sallasan da...
Besbelli ki, yavru bir kedinin nasıl olması gerektiğini öğrenemeden, kendini sokakta bulmuş ve bize sığınmak istemişti.
***
Dostluğu, dostlukların en tozsuzu ve kırışıksızı olan, dostumuz avukat Taner Aktop ile eşi Mireille sahip çıktılar yavru kediye ve veterinere götürüp bir güzel baktırdılar. Hiçbir şeyciği yokmuş; sadece biraz hırpalanıp korkutulmuş galiba...
***
Sanat ve bilim adamlarıyla, bambaşka bir güzelliğin timsali olan kediler de sevilse ve "onlar" düşmanlığıyla, cani hayranlığı hiç mi hiç akıllara ve gündemlere gelmeseydi...
Ve usul usul sorulmaya başlanmasaydı:
- Türkiye nereye gidiyor, diye...
Çoktan "gelişmiş"ler arasında; kaygıyla değil, sadece acıyarak bakardık Yakındoğu'da Arapların Arapları "hainlik"le suçlayarak, öldürüp durmasına...
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI



KÖŞESİZ YAZARLAR