YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,2295
Değişim
1.82
EURO /
Alış
1,7685
Değişim
1.38
IMKB
39.556


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
?etin ALTAN

Bohçanın dört ucu...

09 Şubat 2007 Cuma 07:32
İnsan hayatı için derler ki, ne kadar derleyip toparlamaya çalışsan da, dört ucunu bir türlü bir araya getiremediğin bir acayip bohçadır.
Neden dört ucu bir araya gelmez ki bu bohçanın?
Eskiden "kader", yahut "alın yazısı" denir geçilirdi.
Şimdi gelişmiş elektronik mikroskoplarla "cenin" daha ana karnındayken, kromozomları üstünde yapılan incelemeler; çocuğun doğduktan sonra hangi tür uğraşılarla, hangi tür hastalıklara daha çok eğilimli olacağını dahi koyuyor ortaya... Hatta hatta, ne kadar yaşayacağını bile...
Bir başka açıdan bakarsanız, "daha doğmadan önce belirlenmiş bir alın yazısı" da diyebilirsiniz buna...
* * *
Ne var ki sade "eksilerimizle" doğmuyoruz, "artılarımızla" da doğuyoruz. Enerji, kulak duyarlılığı, algılama hızı, ses güzelliği falan filan gibi...
"Artılarımızı" iyi değerlendiremediğimiz, yahut "artılarımızı" daha iyi değerlendirecek bir ortam bulamadığımız zaman da; "eksilerimiz" daha ağır basmaya, daha belirginleşmeye başlıyor.
* * *
Eskiden insanoğlundaki bu tür denklemlerin -bir ölçüde de olsa- doğuştan geldiğine inanmazdım. Kişiyi çevresinin biçimlendirdiğine inanırdım.
Emile Zola'nın yapıtlarına tutkun olduğum halde, "Rougon-Macquart ailesinin doğal ve toplumsal tarihi" adlı dizisindeki romanlarda; karakterlerini, "kötü tohumdan gelenlerle, iyi tohumdan gelenler" diye ikiye ayırmış olduğu için; kendisini, bir anlamda ırkçılığa prim vermiş olmasından ötürü kınardım.
* * *
Benim inancım insanların eşit doğduğu ve toplumdaki adaletsizlikten ötürü bu eşitliğin bozulduğu idi.
Bugün de yine aynı inançtayım. İnsanlar eşit doğarlar.
Ancak "sağlık" ve "mesleki eğilimleri" açısından, "eksi ve artılarla" doğdukları, bilimsel olarak ortaya çıkmaya başladı...
"Kötü tohumdan gelenlerle, iyi tohumdan gelenler" ayrımına ise hâlâ aklım pek yatmıyor.
* * *
Ne yaparsan yap bir türlü dört ucu bir araya gelmeyen o acayip bohça konusunun analizinde; daha doğuştan "tevarüs" edilen kalıtımsal bir doku yapısının, örneğin sinir sistemlerinin de bir rolü olduğu anlaşılıyor...
Böyle olunca...
Böyle olunca özellikle ve öncelikle bir meslek sahibi olmanın önemiyle değeri daha çok ağırlık kazanıyor.
Doğuştan edinilen "artılarla eksiler", kişinin sevdiği bir meslekle bütünleşmesinde, en azından daha sağlam bir sigorta içine alınıyor.
Enerjin, yahut yoğunlaşma gücün düşükse; bunun, yaptığın işe nasıl yansıdığını görüp düzeltebiliyorsun onu, örneğin.
Ve bohçanın bir ucu -iyi kötü- yerine gelip konuyor.
* * *
Bohçanın ikinci ucu aile içi özel hayat ilişkileri... Kişileri birbirine bağlayan çemberle birlikte, ortak bir armoni kurmak da zorlaşıyor. Sevgi dozları, davranış farkları, kapasite sorunları, "ego" çatışmaları, çocukluktan kalma özlemler ve refleksler, müzik ortaklığında beklenmedik kakofonilere neden oluyor...
Bohçanın ikinci ucu, birincisinden daha zor çekilip konuyor yerine...
* * *
Bohçanın üçüncü ucu, geçen yıllarla birlikte hayat düzeyini geliştirme, çocuklara bir birikim platformu hazırlama falan...
Burada da çevreyle olan ilişkiler bazen öylesine aşılması Kaf Dağı'na benzeyen pürüzler yaratıyor ki...
O ucu da yerine koyayım derken, ya ikinci uç geri kaçıyor; ya birinci uçta bir bozulma oluyor...
* * *
Dördüncü uç sağlık... Aile bireylerinin tümünü birden kapsayacak bir sağlık...
Ve o dahi bazen o kadar zor ki...
Bohçanın dört ucunu bir araya getirmek için, tam birini tutarken öteki kaça; tam ötekini tutayım derken ilki kaça; iki ucu da yan yana tam güvenceye alıp, üçüncüyü de onlarla birleştireyim derken...
Bir de bakıyorsun ki zaman dolmuş...
Uçlardan biri yine açık kalmış.
Ayrıca öteki uçlar da, yavaş yavaş bozulup geriye doğru kayma hazırlığında...
—————————
Not: 14 yıl önce yazılmış bir yazı... "Şeytanın Gör Dediği"nden...
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI