YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,1895
Değişim
-0.42
EURO /
Alış
1,7515
Değişim
-0.11
IMKB
39.801


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
?etin ALTAN

Çalkantılı bir yılı haber veren hızlı trampetler: Tırrrrr, tırrrrr, tırr

18 Şubat 2007 Pazar 08:28


Yüzlerce yıl kimsenin adam yerine koymadığı ezik kul yığınlarının en son genç kuşağı; sıradan "sokaktaki bir vatandaş" olmama özlemleriyle yanıp tutuşuyor.
Birçoğu da bunun en kestirme yolu olarak, şöhretli bir medya mensubu olabilmeyi öngörüyor.
Rastladığım üniversiteli genç kızlara; hangi fakülteye gittiklerini sorduğumda, çoğunlukla aldığım yanıt şu:
- İletişim...
* * *
Sevdiğin bir iş ve uğraşla bütünleşmenin tadı ve zevki; o çalışmalardan kazandığın parayı harcarken duyacağın tat ve zevki aşıyorsa; yaşayabilmek için kahredici cehennem kazanlarında haşlanıp durmak zorunda kalmadan, eritip götürürsün zamanı...
Örneğin yüz kişilik bir orkestrayı yöneten bir orkestra şefinin, bir senfoniyi yönetirken aldığı tat ve zevk; mesleğinden kazandığı parayı harcarken aldığı tat ve zevki çok aşar.
* * *
Ancak...
Her uğraş ve meslek dalının bir bedeli vardır; özellikle Türkiye gibi, köylülük evresini aşamadığı halde, siyasetçilerin zorlamasıyla burjuvalaşmış gibi görünmeyi çağdaşlaşma sanmış bir toplumda.
* * *
Genç kuşakta bir hayli yaygın görünen şöhretli bir medya mensubu olabilme özlemi...
Herhangi bir genç, sevdiği yahut sevdiğini sandığı bir meslek ve uğraş alanına eğilim duyduğunda; mutlaka o alanda ömür tüketmiş şöhretlerin biyografilerini ve ne bedeller ödemiş olduklarını, ayrıntılarıyla incelemeli...
Bir gökbilimci olmak isteyen bir üniversiteli, mutlaka Le Verrier'nin de, Fatih Hoca'nın da özyaşamını ayrıntılarıyla gözden geçirmeli...
* * *
Gazeteciliğe gönül vermiş genç meslektaşların, asla ıskalamamaları gereken yeni bir kitap çıktı; Tufan Türenç ile Erhan Akyıldız'ın, bir laboratuvar çalışması titizliğinde hazırladıkları "Bir Gazetecinin Hayatı-28 Yıl Sonra Abdi İpekçi"...
O kitabı okuyanlar; medya dünyasının gizemli mutfaklarında ne çilelerin yaşandığını da öğrenerek yaptığı işi hak edip bir kalite yaratmaya çalışanların ne tür bedeller ödemek zorunda kaldıklarını anlayacaklardır.
"Bir Gazetecinin Hayatı-28 Yıl Sonra Abdi İpekçi" kitabını okuyanlar, ertesi gün başka türlü göreceklerdir güneşin nasıl doğduğunu.
* * *
Kendi anadilinin yazı değerlerini algılayabilmekte özürlü mü özürlü kalmış bir ülkede; toplumsal çalkantılar da tırpan büyütür.
Şöyle ki:
1815'te Napolyon'u Waterloo'da yenmiş olan İngiliz Generali Wellington'ın adı; "vatan, millet Sakarya" paralelinde, usanmadan bıkmadan kaç yüz bin kez geçmiştir İngiltere'nin politik nutuklarıyla okul kitaplarında sorusu; İngiltere'de mi alınganlık yaratır, Fransa'da mı, yoksa Türkiye'de mi?
* * *
Diyelim ki böyle bir soru, Nasreddin Hoca'ya soruldu. Sanırız, Nasreddin Hoca'nın yanıtı şöyle olurdu:
- Hangisi kendi yazarlarının aldığı Nobel Edebiyat Ödülü'nü, o yazarları öldürmek için yeterli bir gerekçe olarak görüyorsa...
* * *
Toplumsal çalkantıların tırpanı da, "onlar-biz" ayrımının nirengi noktasını oluşturan yazar ve sanatçı düşmanlığıyla, "kodum mu oturturum" naralanmalarının yükselmesiyle büyür.
Hele bir de gizli-açık seçim kampanyalarında, "vatanı satan hainler" suçlamaları almış yürümüşse...
* * *
İncili Çavuş'a sordular:
- İstanbul trafiği sorunu ne zaman çözümlenir?
İncili Çavuş:
- Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Ege sorunu, Kıbrıs sorunu çözümlendiği zaman, dedi.
- Ne ilgisi var yani?
- İstanbul trafiği, tüm sorunlarımızın simgesidir de onun için...
* * *
AB üyeliği için başlamış olan müzakerelerin neden iyice yavaşlamış olduğunu bir diplomat şu fıkrayla anlatıyordu:
Adamın biri amerikan bara yaslanıp barmenden bir votka istemiş ve şöyle demiş:
- Bir votka istiyorum, ama limonsuz olsun...
Barmen de az sonra adama dönüp şöyle demiş:
- Limon kalmamış, acaba votkanız portakalsız olsa olmaz mı?
Adam:
- Olmaz, demiş; ille de limonsuz olmalı...
- Ne çıkar yani portakalsız olursa?
- Çifte standart olur; başkalarına limonsuz, bana portakalsız; elimin tersiyle reddediyorum ve hayır diyorum...
- İsterseniz bir bardak su vereyim size, o sırada biraz daha düşünün.
- Peki ver bakalım suyu, soğuk olsun...
* * *
Enver Ercan'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Di
Elim sana değse
diniyor gece
saçlarından başlıyorum
günü çözmeye

Yüzüm sana değse
sürçüyor zaman
daracık odalarda
ben kâfirsem sen, sen Müslüman

Dilim sana değse
uyanıyor sözcükler
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI