YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,2345
Değişim
0.41
EURO /
Alış
1,7605
Değişim
-0.45
IMKB
39.116


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
?etin ALTAN

İtişmeler, tepişmeler, atıp tutmalar, tutup atmalar

01 Haziran 2007 Cuma 07:09

Gerilimler, sertleşmeler, krizler, fokurdayıp duran çalkantı kazanları, seçim kampanyaları...
Türkiye'nin tarihsel ve siyasal ülserinin röntgeni, gün günden daha çok belirginleştikçe; aklı karma karışık olanların kafilesine katılmamak için, küçük bir iç çekişle Ziya Paşa'nın rindane mısralarına sığınmak rahatlatıcı oluyor:
İç bade güzel sev var ise aklı şuurun
Dünya var imiş ya ki yok olmuş ne umurun
* * *
Bağdat Caddesi'nde, dekolte giyimli çıplak ayaklı genç hanımların da takılmayı pek sevdiği bir kafeteryada, kızım Zeynep Bakan ve pırlanta yürekli eşi Gürkan Bakan'la oturmanın tadı...
O sırada kim bilir ne nutuklar atılıyor çatır çatır, patır patır.
Bendeniz ise, genç bir hanımın masa altında, ayakkabılarını çıkardıktan sonra, arada sırada çaprazladığı ayaklarına bakıyorum.
Pedikürcü olmak, acaba daha mı keyifli siyasetçi olmaktan?
* * *
Siyasetçiler pedikürcülüğe, pedikürcüler de siyasetçiliğe başlasalardı; herhalde nutukların içeriği de değişirdi:
- Vatan bakımlı ayakların üstünde yükselir. Kimi seçeceksiniz, ayakkabılarıyla çoraplarını çıkartıp, önce ayaklarına bakınız. Kendi ayaklarına özen göstermeyenler, milletin ayağına nasıl özen gösterebilir? Önce ayaklar özenli olmalı ki, seçimler sonucu baş olduklarında; dünya da bize hayran olsun. Yaşasın ayakları bakımlı millet, yaşasın baş olacak bakımlı ayaklar!
* * *
Sakıncalı bir döneme doğru kayıyormuşuz; seçimlerden sonra da gerilimler, krizler sürecekmiş.
Gidin işinize yahu...
* * *
Masanın altında ayakkabılarını çıkardıktan sonra, çıplak ayaklarını arada sırada çaprazlayan genç hanım; şimdi de hem konuşuyor, hem bir ayağıyla ötekini usul usul kaşıyor.
Sınır ötesi operasyonlarla, hava sahasını ihlal eden Amerikan uçaklarını konuşmuyorlar herhalde.
* * *
Irak'ta, Lübnan'da, Filistin'de şu şunu öldürmüş, bu bunu öldürmüş.
Siyasetçiler de, yığın yığın kanlı cenaze üstüne çıkmaya ve başlarına bir taç oturtmaya uğraşacaklarına; eğlenceli bir kafeteryada, genç bir hanımın masa altında kıpırdayıp duran çıplak ayaklarına bakarak, bir kadeh tokuştursalar ya.
Vatan, koltuklara tırmananlarla değil, havada çınlayan kadehlerle şenlenir.
* * *
1954'teki seçim kampanyalarında da, ortalık yine gerim gerim gerilmişti.
Balıkesir'de rahmetli Sıtkı Yırcalı, kürsüye çıkmak yerine, parti binasının damına çıkarak nutuk söylemeyi yeğlemişti.
Damdan, yerdeki kalabalığa şöyle bağırıyordu:
- Millet malı deniz, yemeyen domuz, deyip de; millet malını yiyenler, domuz oğlu domuzdur.
Aşağıdaki kalabalık da, hep bir ağızdan tekrarlıyordu:
- Domuz oğlu domuzdur, domuz oğlu domuzdur.
* * *
Seçilerek Ankara'ya yeni gelmiş milletvekilleri de, Karpiç gibi pek de alışık olmadıkları lüks lokantalara uğramaya başlamışlardı.
En çok da, masalarda tabakların yanına konmuş olan çifte çatalla, çifte bıçağı görünce şaşırıyorlardı.
Bir öğle vakti, bir tanesinin karşısındaki arkadaşına sorduğu soruyu duymuştum:
- Neden 2 bıçak koymuşlar?
Arkadaşı da şu yanıtı vermişti:
- Bir tanesi kesmezse, öteki kessin, diye.
* * *
Gerilimler, krizler, sertleşmeler, çalkantılar...
Genç hanımın, masanın altında birbirini usulca kaşıyan çıplak ayakları.
* * *
Hani bazen sıkılıveriyor insan...
Bir gün Yahya Kemal de, Beyoğlu'nda Nadir Nadi'yle yürüye yürüye giderken; politikanın yıldırımlı sohbetinden sıkılmış ve o zamanki ünlü Abdullah Efendi Lokantası'nın vitrininde, kayık bir tabak içinde duran zeytinyağlı patlıcan dolmasını göstererek:
- Bak bak patlıcan dolması ne kadar güzel, demiş.
* * *
Nutukçuların yalancı dolmalarıyla, lokantalarınki kıyaslandığında, elbet de ikincilerinki çok daha lezzetli.
* * *
Dekolte giyimli genç hanım, masanın altında çıkardığı ayakkabılarını, ayaklarıyla yoklaya yoklaya yeniden giydi ve arkadaşıyla birlikte kalkıp caddeye çıktılar.
Ah şu siyasetçiler de, bir bilselerdi hayatta neleri ve neleri ıskaladıklarını...

c.altan@prizma.net.tr
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI



KÖŞESİZ YAZARLAR