YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,2345
Değişim
0.41
EURO /
Alış
1,7605
Değişim
-0.45
IMKB
39.116


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
?etin ALTAN

Yumurtasız omletle hukuksuz bir çağdaşlık, ne harika adaşlık...

02 Eylül 2007 Pazar 07:44
Gerçek bir demokrasiye daha 100 yıl önce geçmiş ülkelerden birinin limanı açıklarında, ihraç edilecek mallarla yüklü bir şilep batıvermiş.
Geminin kasasında bazı çok değerli şeyler de varmış ve onları mutlaka kurtarmak gerekiyormuş.
Henüz daha balıkadamların ortaya çıkmadığı bir dönemde; dalgıçlar da, liman yönetimiyle anlaşamadıkları için grev halindeymişler.
Liman yöneticileri, gemiye inmeyi kabul edecek amatör dalgıçlara büyük ödüller vaat etmeye başlamışlar.
* * *
Bu vaatleri duyan, her çapraşık sorunu çözme meraklısı bir akıldane, liman yöneticilerinin kapısına dayanmış:
- Ben, demiş; dalgıçlığa talip olmaya gelmedim. Ama tanıdığım öyle biri var ki, mutlaka üstesinden gelir bu işin?
Liman yönetimi başkanı, hemen sormuş:
- Peki kim o tanıdığın kişi, diye?
- Bizim oralarda duvar işçiliği yapan bir Cifcof usta var. Cifcof usta, hiçbir zaman işin içine tükürmez, tam tersine işi görünce hemen avuçlarına tükürür.
* * *
Liman yönetimi, alelacele buldurup çağırmış Cifcof ustayı.
Ancak Cifcof usta, dalgıçlık nedir bilmiyormuş.
Anlatmaya başlamışlar ona dalgıçlığın ne olduğunu:
- Önce özel dalgıç giysilerini giyeceksin; başına da, önü camdan çelik dalgıç başlığını geçireceksin. Sonra geminin battığı yere inip, onun içine gireceksin ve kasayı açarak içindekileri alacaksın. Şayet ters bir şey olur da, zora düşersen; dalgıç giysisindeki cankurtaran ipini çek 3 kez. Biz seni hemen yukarıya çıkarırız.
* * *
Cifcof usta, heyecanlı heyecanlı sormuş:
- Yövmiyem ne kadar olacak, ne vereceksiniz bana?
O zamanın parasıyla, 100 YTL'ye eşit bir miktar söylemişler.
Cifcof usta sevinçle:
- Oldu tamam, demiş.
Ve inmiş şilebin battığı yere.
* * *
Ancak Cifcof ustanın denizin dibine inmesinden sonra henüz daha 5 dakika bile geçmeden, cankurtaran ipi hızlı hızlı çekilmeye başlamış.
Liman görevlileri, çarçabuk yukarı çekmişler Cifcof ustayı ve başındaki dalgıç başlığını çıkararak sormuşlar:
- Ne oldu, nasıl bir tehlike, yahut zorlanmayla karşılaştın?
* * *
Cifcof usta:
- Şu başıma geçirdiğiniz Allah'ın belası maskaralıkla, demiş; kasayı açmak için ne zaman ellerime tükürmeye kalksam, kendi suratıma tükürmeye başladım.
* * *
Bilemeyiz yeni hükümetin üyeleri de, böyle bir fıkranın tadına varıp, arada sırada anlatırlar mı birbirlerine...
* * *
İsmet Berkan'ın dünkü Radikal'deki başyazısı şu cümleyle bitiyordu:
"... bir Ankara gecesinin ardından, Türkiye'de artık iki devlet olup olmadığı şüphesiyle ayrılıyorum bu şehirden"
* * *
Kadının biri uykusunda düşler görürken, birden yatak odasının penceresi açılmış ve çırılçıplak tecavüze hazır genç bir erkek atlayıp girmiş içeri.
* * *
Kadın bağırmaya başlamış:
- İmdat, ırzıma geçiyorlar! Tanrım nedir bu başıma gelenler?
Pencereden içeri giren genç erkek, usul bir sesle:
- Ben nereden bileyim, demiş; kâbusu gören ben değil, sizsiniz...
* * *
Ankara'da iki devlet olup olmadığı şüphesi yaygın...
Acaba hangi taraf bir kâbus görmede; yoksa her ikisi birden mi?
* * *
Fenerbahçe Parkı'nın Adalar'a bakan yönündeki rıhtımlarında; bazı amatör balıkçılar, oltalarının mesinasını oldukça uzaklara atarak istavrit yakalamaya uğraşıyorlar.
Ne var ki martılar, olta yemlerini kapmaya daha çabuk dalıyor ve olta iğnesine takılıyorlar.
Amatör balıkçılar da, balık yerine yakalanmış martıları çekmeye başlıyorlar oltalarıyla...
* * *
Bilmiyorum Ankara'da kime sormak gerekir:
- Bu manzara biraz da bizim çağı yakalama nutuklarına benzemiyor mu, diye...
* * *
Ve yine sevgili dost Av. Taner Aktop'tan bir fıkra...
Güpgünahsız bir adam, öldükten sonra cennete gitmiş; ama tutturmaya başlamış cennette:
- Ben burada üşüyorum, diye.
Cennetteki melekler ne yapacaklarını şaşırmışlar:
- Aman etmeyin eylemeyin, demişler; burası tam cennet ılıklığında.
- Yok hayır, ben çok üşüyorum burada.
* * *
Adamı önce cehenneme daha yakın bir yere koymaya kalkmışlar, ama yine olmamış; adam yakınıp duruyormuş:
- Ben burada çok üşüyorum çok, diye.
* * *
Güpgünahsız bir adamı, katran kazanlarının kaynadığı cehenneme göndermek de kolay değil.
Ne yapmalı ki adam üşüyor, titreyip duruyormuş cennette.
* * *
En sonunda, "isterse yine çıkartırız" diye, cehenneme koymuşlar adamı.
Kısa bir süre sonra da merak etmeye başlamışlar kendisini, acaba ne yapıyor, diye.
* * *
Birkaç melek, durumu anlamak için cehennemin kapısını aralayıp içeri bakmış.
Adam birden bağırmaya başlamış meleklere:
- Lütfen hemen kapatır mısınız şu kapıyı!
* * *
Belli olmaz bakarsınız, Başbakan Tayyip Bey'in de hoşuna gidebilir bu fıkra.
* * *
Paul Eluard'dan, Sabahattin Eyüboğlu çevirisi, bir şiirle bitirelim yazıyı:

Karartma

Kapılar tutulmuş neylersin
Neylersin içerde kalmışız
Yollar kesilmiş
Şehir yenilmiş neylersin
Açlıktır başlamış
Elde silah kalmamış neylersin
Neylersin karanlık da bastırmış
Sevişmezsin de neylersin
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI



KÖŞESİZ YAZARLAR