Ertu?rul ?ZK?K
Acaba bizler kötü insanlar mıyız
04 Kasım 2007 Pazar
Ben okumamıştım.Dün Radikal’de Zihni Erdem’in haberini okurken öğrendim.
Erdal İnönü anılarında anlatmış.
1991 seçimlerine hazırlanırlarken, Erdal Bey’in genel başkanlığını yaptığı partinin danışmanları, ANAP ve DYP’ye karşı bir kampanya tasarlamışlar.
Bu amaçla karikatürlü bir afiş hazırlanmış.
Afişte, birbiri içinden çıkan matruşka bebekler gösteriliyormuş.
Ama bunların her biri, ANAP ve DYP’nin liderleriymiş.
Afişin mesajı da şuymuş:
"Hepsi aynı, biz farklıyız."
* * *
Sonrasını Erdal İnönü’den dinliyoruz:
"Ben, Sayın Süleyman Demirel’in bize gösterdikleri karikatürünü fazla antipatik buldum. ’Bu karikatürü düzeltin; eleştirdiğimiz belli olsun, ama böyle korkunç bir görünüm olmasın’ dedim."
İnönü şöyle devam ediyor:
"Siyasetçilerin birbirlerine yönelttikleri suçlamaları kişiselleştirmeleri, hakarete varan, kin, nefret gibi duyguları çağrıştıracak ifadeler kullanması yanlış."
Kaybettiğimiz insan işte böyle bir siyasi şövalyeydi...
Kimbilir belki de siyasetçi değil, sadece şövalyeydi.
Çünkü siyasetteki hakaret üsluplarını gördükçe yavaş yavaş kendime şu soruları sormaya başlıyorum:
"Acaba siyasetçiler kötü insanlar mıdır?"
* * *
Ne yazık ki, aynı soruyu artık gazetecilik mesleği için de sormaya başlıyorum.
Ürkek, çekingen, üstü kapalı, bol soru işaretli...
"Acaba gazeteciler kötü insanlar mıdır?"
Hadi muhabirleri bunun dışında bırakayım.
Acaba editörler ve köşe yazarları kötü insanlar mıdır?
Biliyorum genelleme yapmak yanlış.
İnsani duyguları, hiç dokunulmadan tertemiz duran birçok arkadaşıma haksızlık ederim.
Ne yazık ki, son zamanlarda köşelerde gördüğüm manzara beni ürkütüyor.
Bazı köşe yazarları, küfrü, hakareti, iftirayı sadece yazılarının değil, kişiliklerinin de en önemli yanı haline getirdiler.
Fikir üretmiyorlar.
Bir şey okumuyorlar.
Tavır alamıyorlar.
Yaptıkları tek şey, fikir üreten insanlara küfretmek, hakaret etmek, aşağılamak.
İlkel bir tatmin duygusu, bu mesleğin karakteri haline gelmeye başladı.
Akıl almaz komplo teorileri, inanılmaz bir klişe kafalılık gazeteciliğe musallat oldu.
Hastalık kronikleşti.
* * *
Bana göre, hakaret ve küfür, bir gazetecilik tarzı olamaz.
Bazı laf cambazları hakareti, alay etmeyi, insanları küçültücü ifadeler kullanmayı zekánın ispatı gibi sunmaya çalışıyorlar.
Ne yazık ki bazılarına da bunu yutturmayı başarıyorlar.
Bense, her küçültücü, aşağılayıcı ifadede, tonda, tarzda, cüceleşen bir köşe yazarı görüyorum.
Hakaret, iftira, takıntı, küfür, lakap takma büyüdükçe, yazar küçülüyor, yok oluyor.
Oysa bizler, mevzilere girmiş savaşçılar değiliz.
Bizler, Tanrı tarafından gönderilmiş mesihler de değiliz.
Yanlışlarımızla, doğrularımızla sıradan insanlarız.
O yüzden hakaret ve küfrü, sadece gazetecilik mesleğinin değil, insanlığın da ciddi bir hastalığı olarak görüyorum.
* * *
Radikal Gazetesi, Erdal İnönü’nün sözlerini "Siyasetçilere vasiyeti" olarak sunuyor.
O tavsiyeyi dinlerler mi?
Hiç sanmıyorum.
Bu ülkede hakaret, küfür ve iftiranın güçlü bir lobisi ve arzı vardır.
O arz, kendi talebini de yaratır.
Sonunda arz eden ile talep eden suç ortağı olurlar.
Ama benim meselem tabii ki, o arzı yaratanlarla.
İşte o yüzden son günlerde kendi kendime hep aynı soruyu sayıklıyorum:
"Acaba siyasetçiler ve köşe yazarları kötü insanlar mıdır?.."
Bu soruya ebette "Evet" cevabı vermek istemem.
Ama şunu da sormadan edemem:
Ne zamana kadar...