YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,1915
Değişim
-0.25
EURO /
Alış
1,7525
Değişim
-0.06
IMKB
40.245


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ertu?rul ?ZK?K

Telefon adaleti

05 Aralık 2007 Çarşamba

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın, o türbanlı kıza telefon ettiği günden beri bir başka haberi bekliyorum.

Beklediğim haber şuydu.

Erdoğan,
aynı günlerde dört Türk kızını daha arayacak ve onların da gönlünü alacak, onların da yanında olacağını söyleyecekti.

İsterseniz, filmi geri alıp hep birlikte bir kere daha bakalım.

Geçtiğimiz hafta bir kızımız, ödül almak üzere kürsüye çıkmayı beklerken, bir komutanın emri üzerine apar topar ödül kürsüsünden indirilmişti.

Nereden baksanız sakil bir hareket.

Benim de hoşuma gitmedi.

Bir komutan, böyle bir durumu daha dikkatli yönetebilirdi.

Türkiye’de artık böyle şeylerin olmaması gerekir.

O kızın durumuna ben de üzüldüm.

Emin olun Başbakan kadar üzüldüm.

Dolayısıyla Erdoğan’ın kızı arayıp gönlünü almasını da güzel bir jest olarak gördüm.

* * *

Ama ben ondan bir başka jest daha bekliyordum...

O jesti bekleyen sadece ben de değildim.

Herhalde dört genç kız da ülkesinin başbakanlarının, türbanlı bir kıza gösterdiği şefkati kendilerinden de esirgememesini beklemişlerdir.

Amasya’da din baskısı yüzünden okul değiştirmek zorunda kalan dört kız.

Hadi, kendisine yakın basın bunu, hiç araştırmadan, önyargılarına dayanarak, kasıtlı bir olay olarak değerlendirdi.

Ama ortada resmi bir rapor vardı.

* * *

Partisinin milletvekillerinden oluşan Prof. Zafer Üskül başkanlığında bir heyet Amasya’ya gitmiş, orada ilgili herkesle görüştükten sonra bir rapor hazırlamıştı.

Ne diyordu o rapor:

"Okulda arkadaş baskısı var."

Yani aylardır tartıştığımız "mahalle baskısı"nın somut bir örneği gerçekleşmişti.

Dört kızın okuldaki arkadaşları namaz kılmaları, oruç tutmaları için baskı yapmıştı.

* * *

AKP yanlısı basından bir tek sağduyu sesi gelmedi.

Liberallerden de gelmedi.

Oysa, komutanın türbanlı kıza yaptığı muameleye karşı hepsi kılıcını çekip taarruza geçmişti.

Demek ki sakillik komutandan, validen, rektörden gelince "olay" oluyor.

Ama aynı şey, kendine "din muhafızlığı" misyonu yüklemiş mahalleliden gelince mesele olmuyor.

Hadi önyargılıları kenara bıraktım.

Ülkenin başbakanının bu konuda daha kucaklayıcı, daha şefkatli, daha eşitçi olması gerekmez mi?

Ben, o kızların da başbakanlarından bir şefkat, bir anlayış, bir destek telefonu beklediğine eminim.

Dün bu konuyu bazı sağduyu sahibi AKP’lilerle konuştum.

Hepsi aşağı yukarı aynı şeyi söyledi.

İki olay arasında benzerlik bulunmadığını belirttiler.

Allah için hepsi, Başbakan’ın böyle bir jesti yapabileceği konusunda da birleştiler.

Benim itirazım da tam bu noktada.

Bence iki olay arasında hiçbir fark yok.

Biri resmi, öteki gayri resmi.

Her ikisi de baskı.

Her ikisi de kendi zihniyetini empoze etme peşinde.

Bir karşılaştırma yapmak gerekirse elbette arada çok önemli bir fark var.

Bana göre arkadaş baskısı ötekinden daha da tehlikeli.

Neticede o resmi kişi görevden alınır, ceza verilir.

Ama mahalle baskısı çok daha köklü, çok daha faşizan, dolayısıyla çok daha tehlikeli bir baskıdır.

Mahalle eğitimi sağlamadan türban yasağının kaldırılması, mahalledeki faşizan duyguları iktidara getirecektir.

Bunu samimiyetle, eldivensiz, önyargısız şimdi konuşmazsak, yarın çok geç olabilir.

İşte o yüzden Başbakan’ın, telefon eşitliğini sağlaması gerekir diye düşünüyorum.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI