YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,1915
Değişim
0.17
EURO /
Alış
1,7715
Değişim
1.14
IMKB
39.570


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ertu?rul ?ZK?K

Aydın diktatörler

19 Aralık 2007 Çarşamba
GEÇEN cuma günü Milliyet Gazetesi’nde, çok önemli bir iddia ortaya atıldı.

O günden beri aydın çevrelerinden bu yazıya ne tepki gelecek diye merakla bekledim.

Hayret..

"Çıt" yok.

Önemsemedikleri için mi?

Yoksa, işlerine gelmediği için mi...

Önemsenmeyeceğini sanmıyorum.

Çünkü iddiayı ortaya atan kişi, Boğaziçi gibi çok ciddi ve uluslararası çapta bir üniversitenin Siyaset Bilimi Bölümü’nde görev yapan birisi.

Prof. Binnaz Toprak.

Bugüne kadar birçok ciddi araştırma yapmış.

* * *

Prof. Binnaz Toprak, Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan muhafazakárlık araştırması konusunda görüşlerini kaleme almış.

Çünkü geçmişte TESEV adına bir araştırma yapmış ve o araştırmada, Türkiye’de türbanlı kadın sayısının arttığını değil, tam aksine azaldığını ileri sürmüştü.

Yani Milliyet’in araştırmasındaki sonuçların aksini savunuyordu.

Milliyet çok iyi bir iş yapmış ve Prof. Toprak’ın uzun makalesini de yayınlamış.

Beni, savunmasından çok orada ortaya attığı iddia ilgilendiriyor.

Bakın ne diyor Prof. Toprak:

"Türkiye’de düşünce özgürlüğünün sadece 301 gibi maddelerle devlet tarafından değil, bizzat aydınların birbirlerine karşı uyguladıkları baskıyla da sınırlandırıldığını düşünüyorum.
Hatta ikinci tür baskının daha da vahim olduğunu düşünüyorum."

Devam ediyor:

"Devlet baskısı demokratik mücadeleyle eninde sonunda bertaraf edilebilir. Ancak, 301 vs. maddelerle mücadele aydın çevrenin düşünce özgürlüğüne gerçekten inanmış olmasıyla mümkündür. Oysa, Türkiye’de aydınların büyük çoğunluğu, hangi kampta olursa olsunlar, düşünce özgürlüğünü sadece kendileri gibi düşünen insanlar açısından önemsemekte, karşıt görüştekileri ithamlarla, hakaretle ya da kaale almayıp küçümseyerek susturmaya daha yatkın görünmektedirler."

* * *

Bu sözlerin altına imzamı atıyorum.

Yıllardır şuna inanıyorum.

Bu ülkenin çok ciddi bir "aydın tahakkümü" hatta "aydın istibdadı" sorunu vardır.

Demokrasi ve özgürlük gibi kelimelerin içini sadece kendilerinin doldurma hakkı bulunduğuna iman etmiş insanlardır bunlar.

Bu bakımdan, "dindarlığın" ve "inançlı olmanın" tarif hakkını sadece kendinde gören dincilerden hiçbir farkları yoktur.

Kendilerine "liberal" derler, gerçekte liberallikle, özgürlükçülükle yakından uzaktan ilişkileri yoktur.

Müslümanlığın nasıl beş şartı varsa, bu tür kişiler için de demokrat ve aydın olmanın üç şartı vardır:

Askere karşı olmak. Türk devletinin hem Kürt hem Ermeni meselesinde katliamcı olduğuna kesin iman etmek ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını yerden yere vurmak.

Bu kesin inançlılık, onları "cemaatçi" bir ruh haline götürür.

Cemaatlerine ait kişilerin yanlışlarını, cemaatleri dışındaki insanların ise iyi yanlarını görmezden gelirler.

* * *

Son örnek mi?

İşte Fazıl Say olayı.

Orhan Pamuk’un, "Türk devleti 30 bir Kürdü öldürttü" yalanında bile sanatsal bir hafifletici neden arayıp, Fazıl Say’a, bunun yüzde birini hak görmeyen aydın tavrı.

İşte bu yüzden "Fazıl Say olayı aydın olmanın turnusol káğıdıdır" dedim.

Gerçekten öyleymiş.

Baksanıza, kendine aydın diyen arkadaşlarımız "Ben görmedim, ben duymadım, ben söylemedim" tavrında...

Demek ki "liberal Türk aydını" olmanın yeni standartları buymuş.

Görmemek, duymamak, söylememek...
statükocu türk aydınları afyondur
sayın ertuğrul özkök aydın tavrından bahsediyor, liberal türk aydınlarını eleştiriyorsunuz. ama kendinizinn de dahil olduğunuz statükocu türk aydınının da şöyle bir zaafı var. personelinizden bekir coşkun gibilerinin "pkk kamplarını bombaladınız ama onlar zaten oradan kaçmışlardı" gibi ilkokul ikinci sınıf öğrencisi seviyesi mantığıyla ortaya konulan gülünçlükler ya da sizin gibi zafer çığlıkları atmalar... aponun paketini açarken de aynı zafer çığlıklarını atmıştınız. ama sonradan anlaşıldı ki gerçekte açılan talabani ve barzani'nin önüymüş. asıl açılan kuzey ırak'ta bir kürt devletinin önüymüş. bunun hesabını millete liberal türk aydınları vermedi. veremezdi de. sonuçta bugüne gelindi. şimdi kuzey ırak'a yan gözle bile bakmamamıza izin vermeyen amerika, istihbaratını vererek türkiyenin operasyon yapmasını teşvik ediyor. acaba neden? türkiyeyi çok sevdiğinden mi? yoksa tayyibi çok sevdiğinden mi? yoksa bu oyunun iki hamle, üç hamle ötesinde başka hesaplar mı var? asıl, millete bunları anlatsanıza. ama anlatamazsınız. milleti uyutmak varken uyandırmak olur iş mi? marx yaşasaydı, eminim "din afyondur" dediğine pişman olurdu. "statükocu türk aydınları ayfondur" der miydi acaba? düşünme yeteneği olanlar cevap versin.
hace arıcı yazıyor 19 Aralık 2007 Çarşamba 14:33
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI