YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,1855
Değişim
1.54
EURO /
Alış
1,7825
Değişim
-0.56
IMKB
40.950


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fikirci Bey

Kaybedenler Kulübü

07 Mayıs 2007 Pazartesi 12:53

Nereden nereye geldik fark ettiniz mi ?

 

Bundan yalnızca 13 gün önce, AK Parti Lideri ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan  yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanlığına aday olarak gösterdiğinde neredeyse her yerde bazen örtülü bazen açık bir sevinç ve iyimserlik havası vardı.

 

AK Parti Liderliği memnundu, çünkü son ana kadar “renk” verilmemiş Gül ismi yıpratılmadan adaylık süreci kazasız belasız atlatılmıştı.

 

Abdullah Gül memnundu, çünkü asıl hedefi Başbakanlık bile olsa Cumhurbaşkanlığına “tek aday” olarak gösterilmek benzeri olmayan bir saygınlık ve ağırlık kazandırmıştı.

 

Bülent Arınç memnundu, çünkü AK Parti’nin “ağır abisi” olarak ismini bir kez daha tescil ettirmiş, “benim görüşüm alınmadan aday belirlenemez” dedirtmişti.

 

AK Parti memnundu çünkü hem Başbakan partinin başında kalmış hem de ikinci adam Çankaya’ya gönderilerek genel seçimler için büyük bir avantaj sağlanmıştı.

 

İMKB, TÜSİAD, küçük yatırımcı, ev ve araç kredisi kullanan vatandaş ve yabancı sermaye büyük bir iyimserlik içinde yeni bir yükselişe hazırlanıyordu.

 

Liberal Dünya bu adaylığın Türkiye’deki “iç gerilimi” yumuşatacağını söylüyordu.

 

Sonra, 28 Nisan muhtırası geldi.

 

Her şey değişiverdi.

 

İMKB düştü, TÜSİAD “aman arıza çıkmasın” dedi.

 

Önce Bülent Arınç’ın “ağır abiliği” tehlikeye girdi. Bırakın “Köşk adaylığını”, “Vekaleti bile alamayacağı” ortaya çıktı.

 

Sonra Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın adaylık sürecini yönetme üslubu tartışmaya açıldı.

 

Ve nihayetinde “aday” Abdullah Gül, adaylıktan çekilmek durumunda kaldı.

 

Üstelik son 13 gün içinde AK Parti Liderliğinin yapmak istediği hiçbir çıkış gerçekleşmedi, gerçekleştirilemedi.

 

Ne “en erken” seçim tutturulabildi, ne de Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi için öngörülen Anayasa değişikliği önerisi siyasi bir meşruiyet kazanabildi.

 

Tam tersine merkez sağ ve merkez solda  (yani aslında devlet merkezli siyaset alanında) birleşmelerin önü açıldı.

 

CHP hiçbir şey yapmadan, hiçbir yeni sol siyaset geliştirmeden bir tür “saray içi darbe” ile öne çıktı.

Yapılan her “Cumhuriyet Mitingi” CHP’nin hanesine yazıldı.

 

Başbakan, Dışişleri Bakanı, Meclis Başkanı ve AK Parti bu kısacık süreçte “kaybedenler Kulübüne” giriverdiler birden bire.

 

Bütün bunların ardındaysa 27 Nisan’ı 28 Nisan’a bağlayan gece ortaya çıkan “muhtıra” vardı.

 

Kimse kendini kandırmasın, emekli bir Başsavcı’nın, iktidarda olan bir Başbakan’dan, yahut Parlamento’dan daha çok siyasi geleceği belirleyebildiği, sözünün dinlendiği bir ülkede, hakiki demokrasi ve hakiki sivilleşme için daha çok yol var demektir.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI