YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,2335
Değişim
-0.64
EURO /
Alış
1,9345
Değişim
-0.87
IMKB
34.300


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fikirci Bey

YANLIŞ PARTİ

16 Mayıs 2007 Çarşamba 15:31

Seçim sürecinin çekimine girdik ya,

Artık anketten geçilmez,

Pastalar dilimlenir

Partilere paylaştırılır.

Oysa bir anda birkaç partiyi siyaset meydanından siliveren halkımızın ne yapacağını tahmin etmek çok da kolay değildir.

Ama bu anketlerinin çoğunun amacı tahmin de değildir,

Amaç alınan finansmanın kaynağına göre ortalığı bulandırıp

Dezenformasyon yaratmaktır.

Yiyen olur mu?

Sanmam.

Çünkü 2002 seçimlerinden bu yana medyamızın ne inanırlılığı kalmıştır ne de güvenilirliği

Ama yaparlar işte.

Bir anketin güvenilirliği için çeşitli ölçütler vardır, örneklem büyüklüğü, temsiliyet gücü vs. gibi.

Bunların hiçbirine dikkat edilmez.

Ya sorular taraflı sorulur,

Ya şıklar deneği yönlendirir,

Ya da  tersten gidilerek bulunmak istenen sonucu veren örneklem seçilir.

Hiçbirşey yapılamazsa yorumda harcanır veriler.

İstatistikte meşhur deyimdir “sayılar yalan söylemez ama sayılara yalan söyletilir”

Şimdilerde yaygın iki numara var bu konuda:

Birincisi:

Türkiye’nin en büyük partisi “karasızlar” partisi ya…,

Bunlar anket yaptıranın hesabına yazılıyor.

Kimsenin başı ağrımıyor.

İkincisi daha ilginç:

Seçilmesini istemediğin partinin oyunu çok göstermek,

Böylece “bakın bakın, yükselişe geçtiler, durum vahim, çabuk ona karşı birleşin” mesajı veriliyor.

Üzgünüm ama bu bir türlü hazmedemediğiniz demokrasi gereği sadece sizin gibi uyanıklar gitmiyor sandığa,

“cahil” halk da gidiyor ve 1950’den beri “O tek doğru partiyi kendi başlarına bulabilmeleri için önlerine konan sandıktan”

Hep “yanlış” partiyi çıkarmayı başarıyorlar…

 

Hazır olun,

Yine “yanlış” partiyi seçecekler.

 

Üstelik sizin gibi laik, aydın insanların oyu, Reşo’nun Memik’in oyları ile aynı değerde…

Haksızlık bu!

Ama yağma yok,

Tebrik ederim

En azından doğuda önleminizi almışsınız

Bağımsızları da isim halinde oy pusulasına eklemişsiniz,

Ne güzel etmişsiniz

Okuma yazma bilmeyenler adaylarını bulamaz

Oyları da boşa gider,

Oh olsun!

Böylece “cahil” oylardan kurtulursunuz

Fethullah Gülen Cemaatinin oyları...
Fethullah Gülen'in siyasi yelpazesi Her seçim döneminde hemen akla cemaat ve tarikatların oyları gelir. 22 Temmuz'da cemaat ve tarikatlar, blok oy kullanacak mıdır? Kimi, hangi partiyi tercih edeceklerdir? Ben Fethullah Gülen ve Gönüllüler Hareketi'nin siyasi eğilimlerinden bahsetmek istiyorum... Gülen'in bugüne kadar hiçbir seçim öncesi yakınlarına şu partiye oy verin şeklinde bir talimat ve yönlendirme içerisinde olmadığı bilinen bir gerçek. Doğrudur da. Yine, hareketin öncüleri genelde bütün partilere aynı mesafede olduklarını vurgularlar. Seçimlerden, genelde doğrudan hareket içerisinden bir aday çıkarmazlar; siyasi ve ideolojik bir tavır içerisinde olmazlar. Bu nedenle, Gülen'in çevresinde her zaman, her siyasi yelpaze ve görüşten insanları bulmak, görmek her zaman mümkündür... Ancak benim özel gözlem ve değerlendirmelerim var. Önce bunları maddeler halinde sıralayayım: 1-Hareket, aslında oldukça Türk milliyetçisi bir hareket olmakla birlikte, şovenizm boyutu evrenselci yaklaşımlar, değerler paylaşımı ve hizmetlerle dengelenmiş; insancıl ve küresel, barışçıl bir harekete, bir insanlık projesine dönüşmüştür. 2-Hareket içerisinde ve çekirdek kadroda; devlete ve askere aşırı saygı, yüceltme ve üniter devleti sahiplenme duygusu ve refleksi vardır. Askerlik ve tarih bilinci, çok önemlidir. Ama yaklaşımlar, emperyal değil; "Yurtta sulh, cihanda sulh!" çizgisindedir.. 3-Hareket, milliyetçi-muhafazakar bir tabandan gelmekle birlikte, okumuş-aydın ve hatta zengin bir tavanla da buluşmuş; bir burjuva-proletarya sentezi veya dayanışması oluşturmuştur. Bu nedenle taban genelde sağ görüşlü, orta tabaka karma, üst-sosyete kesim ise CHP veya MHP çizgisindedir...Bu nedenle MHP'de uyumlu, tutarlı, akıllı potika takip eden lider ve kişiler genellikle sevilir, saygı uyandırır..Mesela; Devlet Bahçeli gibi. Hareket içerisinde Bahçeli'nin hatırı sayılır bir sempatizanı vardır. Hareket öğretmenlerinden birçoğu; Türk Eğitim Sen üyesidir zaten.. Ancak DSP ve CHP de; eleştirel yaklaşımlarla birlikte bir Türkiye gerçeği olarak görülür, özellikle kişisel dostluklar ciddi sempatilere ve siyasi bakış açılarının değişmelerine yol açar. Gülen'in rahmetli Bülent Ecevit'le veya Hikmet Çetin'le olan yakınlıkları çok önemlidir. Bundan dolayıdır ki, son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Çankaya için cemaatin net bir tavrı olmamakla birlikte; Deniz Baykal veya Hikmet Çetin'i de pekala Çankaya'ya layık görmesi de bilinen bir husustur... Hareketi doğru anlamak için iki şeyin daha iyi bilinmesi gerekir: 1-Hareket, hiyerarşik bir örgüt hareketi değildir, gönüllülük esası üzerine kurulmuş bir "görev ve sorumluluk" hareketidir. Bu nedenle hareketten blok oy çıkmaz... 2-Hareket milliyetçi karakterinin yanısıra cumhuriyetçi ve demokratik karakteriyle de ön plana çıkar. Demokratik haklar ve demokratik rejim duyarlılığı had safhadadır. Bu yaklaşım, aslında adalet ve toplumsal barış duyarlılığından kaynaklanır... 3-Hareketin laik rejimin duyarlılıklarıyla ilgili genelde bir problemi yoktur. Ancak laikliğin dinsizlik olarak algılanmaması ve inanç-düşünce özgürlüğü konusunda toleranslı davranılması yaklaşımı içerisindedir. Hareketin yurtdışı faaliyetleri çerçevesinde birçok ülke ve ülkenin saygın kişileri; Türkiye'yi ve Atatürk'ü tanımış, takdir etmişlerdir... Netice itibariyle; 222 Temmuz seçimlerinde Gülen ve Gönüllüler hareketinden hemen her partiye oy çıkacaktır. Belki bu seçimlerde MHP ve DP; hareketten hatırı sayılır oy alacaktır. Ancak taban oyları da belli ölçüde Ak Parti'ye akacaktır. Hareketin; spor, sanat, sosyete, medya, iş dünyası alanı ise daha ziyade sosyal demokrat yapılıdır...
S.Özkan Pülümür yazıyor 10 Haziran 2007 Pazar 20:11
Köylü milletin efendisidir arkadaş...!
Köylü milletin efendisidir arkadaş...! Eğer sen cahil diye bir takım zümrenin oyunu beğenmeyip küçümsersen, yarın bu gün o zümre halkı da sana derki 'Benim oyumu madem değerli bulmuyorsun, o zaman bu ülkeyi koruyacak mehmetçikte senin evlatlarından seçilsin.' Ben evladımı bu toprak-vatan uğruna şehit vereyim ama ülke yönetiminde verdiğim bir oy bile çok görülsün, hor karşılansın. Bu ne saçma, bu ne ipe sapa gelmez bir düşüncedir arkadaş. O hor görülen, eğitimsiz cahil köylü dediğimiz insanlar, malesef biz ülke başındaki (eğitimli) siyasetçilerin politikaları sayesinde o haldeler. O kadar küçümsemenize gerek yok o insanları. Dediğim gibi onlar bu ülkenin eğitimlileri tarafından sömürülen günahsız insanlar... Eğitim cahilliği alır, karaktersizlik (eşşeklik) ise baki kalır.
Delikanlı Demokrat yazıyor 05 Haziran 2007 Salı 13:56
Atsız-Türkeş-Gülen çizgisi
Nihal Atsız Ata'ya saygımız sonsuz. Büyük düşünce adamı, büyük dava adamı, büyük şair.. Ne yazık ki küçük-marjinal bir grubun elinde hapsedildi, tecride mahkum edildi, yeterince anlaşılamadı. O marjinal grup veya kişiler de O'nu ne yazık ki "Türk'ün karşısına çıkan, Türkçü(!) azılı bir İslam düşmanı" olarak görmek istediler ve özellikle ordu içinde bu yönüyle bir propaganda malzemesi olarak kullandılar. Özellikle Türkiye'nin NATO'ya girmesiyle, NATO konsept ve projeleri bağlamında... Evet, resmen, bu kelime hoşuma gitmez ama, Atsız Ata'yı kullandılar ve hala da kullanıyorlar; hem de saygısızca tüketiyorlar! O'nun sadece uzmanı olmadığı bir alanla; İslam dini ve Bediüzzaman'la ile ilgili yazdıkları eksik bilgiden kaynaklanan bazı yazılarını sürekli öne sürerek, kopyeleyerek; güya Türklüğe hizmet ettiklerini sanıyorlar; geniş kitlelerin O'nun diğer güzel düşüncelerinden yararlanmasını da engellemiş oluyorlar.. Bu ülkede bir Nihal Atsız gerçeği, bir de Nazım Hikmet gerçeği var. Sevsek de, sevmesek de. İdeolojilerinde değil; ama en azından sanat ve edebiyatlarında bu iki kişi barışmadığı sürede, gereksiz kavga ve gerilimler devam edecektir. Ve, unutmayalım ki; bu iki kişi, iki şahsiyet de ne din adına çıkmış dini bir kişilik, ne de doğrudan din karşıtı olarak çıkmış dinsiz(ate) bir kişilik, bir sembol..Sanat ve düşüncenin ötesinde, aslında belli dönem ikisinin de Kuvvayi Milliye'de buluştukları, bana göre talihsiz iki şahsiyet!.. Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş'e gelirsek; Başbuğ, Nihal Atsız'ın düşünce dünyasından etkilenmiş olmakla birlikte A. Arvasi Hoca'dan, Ziya Uygur'dan, Ziya Nur Aksun'dan Dündar Taşer'e, Ziya Gökalp'ten Nurettin Topçu'ya Türklüğü tarihi süreci içerisinde et ile kemik gibi kaynaştıran yeni bir orjinal beyin! Başbuğ'un yanında bundan dolayı hep İslami kimliği sağlam, bilge insanlar ve tasavvuf büyükleri olmuştur. Başbuğ'un bir farklı özelliği de Doğu'dan Batı'ya büyük bir dış tecrübeye sahip olması, dünyayı, gidişatı çok iyi algılaması...Bundan dolayıdır ki; SSCB sonrası Türk dünyası hayalleriyle yanıp tutuşmuş; ancak SSCB dağıldıktan sonra hem telaş içerisinde acilen bir şeyler yapılması gerekliliğini vurgulayıp ilgili devlet erkanına akıl vermiş, hem de bu arada fiilen okullarıyla Türk dünyasına doğru yola çıkmış bulunan Fethullah Gülen ve Gönüllüler Hareketini ilgiyle, merakla, takdir ve sitayişle takip etmiştir.. Aslında Başbuğ; Gülen'e hiç yabancı ve uzak da değildi. Erzurum'da daha gençliğinde milliyetçi görüşleriyle tanınan Gülen'in ılımlı, hoşgörülü, diyaloğa açık, sevgi merkezli İslam anlayışına çok sıcak bakıyor; O'nun başlattığı değişik diğer din adamlarıyla olan diyaloglarını da övgüyle değerlendiriyordu. Kendileri de Türkiye'den, Ermenistan'tan ve İsrail'den önemli bazı kişilerle görüşmüştü... Başbuğ'un hayalleri Gülen hareketiyle gerçeğe dönüşürken; Atsız Ata'yı tekellerine alan bir grup Gülen'e karşı açık cephe aldı, O'nun İslam ve Bediuzzaman'la ilgili yazdıklarını(muteber bir İslam eseri gibi) çoğaltıp elden ele dağıtarak, özellikle ordu içinde fitne ve fesat hareketleri oluşturmaya çalıştılar. Başbuğ Türkeş; bu grubu iyi tanıyordu..27 Mayıs İhtilali sonrası, Başbuğ'a çelme takanlar da aslında "komünistler"den çok, o marjinal gruptu..Ve O'nlar Atsız Ata'ya da haksızlık ve saygısızlık yapıyorlardı aslında.. Fethullah Gülen ve Gönüllüler Hareketi; doğrudan siyasi ve ideolojik bir hareket olmadığı için, belki bazı Ülkücülerin aktif destek beklentileri hiçbir zaman karşılık bulmadı; ama ben öyle zannediyorum ki, cemaatten her seçimde hatırı sayılır bir kitle oyunu MHP'ye verdi ve veriyor..Duyarlılık noktaları genelde aynı çünkü..Evrensel ilkelerle birlikte milli ve manevi duyarlılık... Ama Bediuzzaman merkezli, tamamen bilgisizliğe ve önyargıya dayalı marjinallerin ideolojik propagandalarının gölgesi altında Gülen'le ilgili yakışık almayan beyanlarda bulunanlar da olmadı değil. Belki kıskançlıktan, belki yine bilgisizlikten, belki de bazı hamasi-geçici arzular veya başka nedenlerden... Bediuzzaman'la ilgili tezvirat ve iftiralara varan düşünce ve yaklaşımlarda; genellikle(kasıtlı veya kasıtsız) Şeyh Said ile Said Nursi'nin birbiriyle karıştırılması rol oynamıştır. Halbuki, Bediuzzaman Said Nursi; Mustafa Kemal Atatürk'ün bile çok takdir ettiği; görüşlerinden yararlanmak için Ankara'ya çağırdığı; ama O'nun dünyaya yönelik bir iddiası olmadığı için farklı kutuplar olarak ayrı faaliyet alanlarında kaldıkları bilenlerce malum... Nursi'yi ve Gülen'i daha iyi anlamak için eserlerini, önyargısız olarak, dikkatlice okumanın yararlı olacağına inanıyorum..Ancak Başbuğ Türkeş, nasıl ki Atsız Ata'nın bir başka versiyonu ise Gülen de sanırım Nursi'nin bir başka versiyonu. Yani; aynı misyon değil asla.. Gülen; pragmatik, insanlığı kuşatacak ve kucaklayacak akıllıca barış ve birlik projeleri geliştiren bir kişilik. Tabii O da Nursi gibi siyasi ve ideolojik bir kişilik değil.. Bu ülkede Türklük, İslam'ın karşısına çıkarılmış salt bir ırkçılık olarak algılanmazsa; Türklük ile sevgi ve hoşgörüye dayalı İslam anlayışı barışırsa(ki, zaten barışık aslında!) Türkiye ve Türk milleti; birlik-beraberlik içerisinde, üniter devlet ve laik Cumhuriyet yapımızı koruyabilir, geleceğe emin olarak yürüyebilir. Gelecek on yıllar, yarınlar; hem Türklük, hem de insanlık adına bizim olur!..Dünya barışı da; Türk'ün barışına ve dünyayı barıştırmasına bağlı...
Sancar TEKİN yazıyor 25 Mayıs 2007 Cuma 03:27
CHP, Fethullah Gülen'le barışır mı?
Kendisini haklı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin "kurucu partisi" olarak gören CHP'nin Atatürkçü çizgi takip etmesi oldukça doğal karşılanırken Kemalist ideoloji ve laikçi fanatizm partisine dönüşmesi; özellikle liberal ve demokrat kesimlerde öteden beri kuşku, hatta endişeyle karşılanmış; bu katı-statükocu ideolojik çizgi devlet-millet kaynaşmasının önünde en büyük engel olarak görülmüştür... Atatürkçülük; çağı anlamak ve çağın insanı olmak ve hatta geleceğe yürüyen insan olmak demektir. Bu anlamda Türk devletini ve milletini; her yönüyle çağın gerisinde bırakmadan muasır medeniyetlerin önüne katmak demektir... Şimdi; herkes aynı soruyu soruyor, CHP de sormalı: Atatürk, bugün yaşasaydı Kemalizm ve laikçi bir ideoloji savunucusu, statükocu bir lider mi olurdu yoksa bilim ve akıl üretimlerini ve çağla bütünleşmeyi ön planda tutan modern anlayışlı bir lider mi olurdu?. Elbette, bana göre ikincisi. Atatürk çatışmacı değil, uzlaşmacı ve barışçı bir lider olurdu. İşte Atatürkçülük ve laiklik budur... Bu anlamda Fethullah Gülen ve Gönüllüler hareketi; yakın zamana kadar Türkiye için büyük bir şans ve fırsat olarak görülürken; neden birden bir tuhaf kampanya ve dışlanma seferberliği ile sadece aşırı sol veya aşırı sağın değil; CHP ve MHP kurmaylarının bile kuşku ile yaklaştığı bir kişi, kişilik ve hareket oldu?.. Bence burada Gülen ve Hareketi; belki yeterince şeffaf ve kendini ifade etme yolunda yeterli olamamakla suçlanabilir; ama CHP ve MHP gibi partilerin Türkiye'nin, laik Cumhuriyet'in ve en büyük güvencemiz ordumuzun itibar kaybına yolaçmak ve yararlarını zaafiyete uğratmak pahasına aşırı önyargılı ve diyaloğa kapalı tutumları yanlış olmuştur... Bunun bir yansıması olarak, Genelkurmay'ın akreditasyon meselesindeki gereksiz ikircikli yaklaşımı; özellikle Sayın Org. Yaşar Büyükanıt Paşa'nın demokrat, sıcak, çağdaş yaklaşım ve anlayışlarına ters düşmüştür. Türkiye'nin en çok tirajına-abonesine sahip bir gazetesinin (700 küsur bin tirajlı Zaman) sakıncalı görülüp akredite alamaması özellikle yurtdışında izah edilebilir ve Türk ordusunun yararına bir durum-tutum değildir!... Aslında Fethullah Gülen, zamanında kendi adına bütün barışçı, devlet-millet bütünleşmesini ifade eden bütün diyalogçu adımları atmıştır. Gülen; CHP ve çizgisindeki sivil-askeri kurumlarla kavgalı değildir ve hiçbir zaman kavga-gerginlik taraftarı da olmamıştır..Ancak değişik nefsani arzular ve bu arzularını, ihtiraslarını, hırs ve hasetlerini aşamayan bazı kişi ve kesimler tarafından açıkça gadre ve vefasızlığa uğramış, kurduğu bütün köprüler birileri tarafından "yurtseverlik ve milliyetçilik" adına düşüncesizce ve sorumsuzca yıkılmış, yıkılmaya çalışılmıştır!.. Kraldan fazla kralcılar ortaya çıkmış, ortalığı toza dumana bulamıştır. Sağlıklarında yurtseverlik ve milliyetçiliklerinde, Atatürkçülük ve laiklik anlayışlarında hiç kimsenin şüphesinin olamayacağı Bülent Ecevit ve Alparslan Türkeş'le sıcak diyalog kuran Gülen'e karşı son derece güven ve umut veren adımlar ve gelişmeler nasıl oldu da birden, bir dönem sonra yok farzedildi, her iş ve çaba bambaşka anlamlar yüklenerek bir ihanet süreci başlatıldı?! Bunu anlamak mümkün değildir...Yoksa; yerli-yabancı aşırı sağ ve aşırı sol unsurlar, çete ve mafyalar, değişik menfaat grupları mı bu partilere, hatta ordumuza sızdı; Türkiye'nin ve Türk devletinin yararına kurulan bütün köprüleri yıkmaya-atmaya çalıştılar?!..Araştırma konusu tabii... Burada biraz daha CHP faktörü üzerinde durursak; CHP'de Sayın Deniz Baykal'la daha belirgin bir şekilde su yüzüne çıkan Avrupa'yla yakın ilişkili, başta ülkemizdeki Alevi toplumuna çok büyük zarar veren "Ali'siz Alevilik" teorisyenlerinin etkisi altındaki diaspora Alevileri, CHP'yi de yönlendirme, hatta hakim olma misyonunu üstlenmişlerdir. Bu dıştan içe müdahaleci girişimler; Alevi toplumumunun da bölünüp parçalanmasını getirmiş; Alevi toplumu bugün bölük-pörçük 5OO parçaya ayrılmıştır!.. Bir de öteden beri CHP saflarında siyaset yapan farklı din-menhep veya inanış mensupları da kışkırtılarak, bilhassa egemen medyadaki bazı hazımsız tipler tarafından kışkırtılarak; "İslam'cı", "şeriatçı", "anti-laik", hatta "çok tehlikeli sinsi bir rejim düşmanı" yani "ideolojik bir Fethullah Gülen" imajı çizilmeye, oluşturulmaya çalışılmıştır; devletin bütün birimleri bu konuda evham ve korkuya büründürülmüştür!..Laik devlet ve hatta laik ordumuz; laiklikle din arasına sıkıştırılmıştır!.. Bunun böyle olmadığını; elbette rahmetli Ecevit ve Türkeş de çok iyi biliyordu; Gülen'le bir veya birkaç kere görüşen Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Yıldırım Akbulut, Muhsin Yazıcıoğlu gibi bazı sağ parti liderleri ve devlet adamları da!...Hatta askeri canah da!.. Netice itibariyle; Türkiye Cumhuriyeti'nin "kurucu partisi" CHP ve CHP çizgisindeki kuruluşlar; Fethullah Gülen politikalarını mutlaka yeniden gözden geçirmek zorundadırlar. Çok geç kalmış olsalar da..Aksi takdirde hem kendi çelişkileri, hem de Türkiye devletinin çelişkileri; özellikle dış dünyada izah edilmesi mümkün olmayan, hatta ülkemizi sıkıntıya sokacak bir noktaya doğru gidiyor, gidecek. Ülke barışını ve geleceğimizi de tehdit ediyor bu durum. Çatışmadan nemalanan ve surda(laik Cumhuriyet'te) gedikler açarak mevzi kazanan çok Türk ve Türkiye düşmanları vardır; bunlar bayram ediyorlar bugün. Ordumuz da iki arada, bir derede bırakılıyor... Yanlışını görmek erdemdir. Yanlışın neresinden dönülürse kardır!.. Atatürk bugün yaşasaydı; CHP'yi ve CHP çizgisindeki kuruluşları; kesinlikle bu şekilde içine dönük-katı, uzlaşma ve diyaloğa kapalı, devlet-millet kaynaşmasına mesafeli tutmaz; bambaşka bir yöntem izler; her alanda BÜYÜK TÜRKİYE'yi inşa etmeye çalışırdı. Kendi zamanında Bediuzzaman Said Nursi ile görüşüp ondan yararlanmak isteyen Mustafa Kemal Atatürk; ben adım gibi eminim ki, bugün yaşasaydı, Fethullah Gülen'le de görüşüp ondan azami derecede yararlanmak isterdi!.. Tabii, başta söylediğim gibi; Fethullah Gülen ve Hareketi; dünyanın en sivil ve en şeffaf, gönüllü bir toplum hareketi, bir insanlık hizmeti projesi olmalı. Bugüne kadar ısrarla ve samimiyetle sürdürdüğü etnik ve dini ayrımcılık, çatışma ve şiddet politikalarına asla prim vermeden çizgisinde devam etmelidir. Bu hareket; hem laik Cumhuriyetimiz'in bekası ve geleceği adına, hem de dünya barışı ve refahı adına bir güvencedir.
S.Özkan Pülümür yazıyor 20 Mayıs 2007 Pazar 13:46
kralcı
hocam hani siz nasıl ataturkçusunuz ya ataturke inanmıyormusunuz yoksa atamız turk milleti zekidir diyor sen cahil diyorsun o zaman sen bağnaz ve gerici mi oluyorsun acaba? bence oyle olman gerekiyor
kralcı yazıyor 19 Mayıs 2007 Cumartesi 02:27
Cumhuriyet mitinglerini organize eden adam sanki!
Daniel'lerin gayretiyle!... Türkiye'deki operasyonların perde arkasında kimler varmış meğer!.. Türkiye'de zina, içki ve mayo yasağı tartışılıyorsa ve ortalık bu tartışmalar yüzünden alevlenmişse; bilin ki bunun arkasında dış güçler vardır! Evet, evet; komplo değil bu! İşte ABD'nin en ünlü Yahudi-siyonist gazeteci-yazarı, düşünce kuruluşu duayeni Daniel Pipes böyle buyuruyor: Ana hedefi ABD'nin Ortadoğu bölgesindeki çıkarlarını ilerletmek olan ve Middle East Quarterly adlı dergisi ile de tanınan Middle East Forum'un direktörü Daniel Pipes, İsrailli Jerusalem Post gazetesinde "Türkiye'de Laikleri Destekleyin" başlıklı bir makale yayınladı. Merkezi Philadelphia kentinde olan Middle East Forum direktörü Pipes, Türkiye'deki son gelişmeleri değerlendirirken, ülkenin giderek İslamcı yollara dönüş yaptığını, bunun da İslamcıların parlamentodaki temsil gücünü artırdığını kaydetti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin, 1996-1967 döneminde yaşanan "fiyasko"dan ders alarak daha ihtiyatlı bir tavır benimsediklerini, ekonomi, AB ve Kıbrıs gibi konularda iyi bir performans gösterdiklerini belirten Pipes, ancak geçen ay Erdoğan'ın "fazla ileriye giderek" Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı adayı göstermesi üzerine laiklerin sokaklara döküldüklerinı, askerlerin darbe iması yaptıklarını yazdı. Daniel Pipes, AKP'nin "gizli bir gündemi"nin olup olmadığının sorulduğunu belirtirken, anketlerin Türklerin oldukça kararsız olduğunu gösterirken yabancı hükümetlerin AKP'ye destek çıktığını, Avrupa Konseyi'nin de askerlerin müdahalesini kınadığını kaydetti. RİCE DAHA İLERİ GİTTİ Ancak ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın "daha ileri giderek" Avrupa'ya yakınlaştırdığı gerekçesiyle AKP'yi övdüğüne dikkat çeken Pipes, Rice'nin açıklamalarında ise, AKP'nin zina, içki yasağı, kara para ve dini azınlıklar gibi konulardaki tutumunu gözardı ettiğini öne sürdü. AB'nin, paradoksal olarak Türkiye'nin aşırı derece laik askerlerinin siyasi rolünü azaltarak, İslami hukukun uygulanması yolunu kolaylaştırdığını iddia eden Pipes, Rice'ın da, AKP'nin ABD-Türk ilişkilerinde yol açtığı gerilimleri görmezlikten geldiğini savundu. Pipes şöyle devam etti: "Buna karşın, (Rice'ın) düzeysel analizinin istenmeyen bir yararı var: Türkiye'nin bu günlerdeki Amerikan karşıtlığı dikkate alınırsa, AKP'ye yönelik Amerikan desteği, onun oy kaybetmesine yol açabilir. Sinik mizahı bir kenara bırakırsak, Washington, AKP'yi güçlendirmekten vazgeçmeli ve bunun yerine doğal müttefiki olan laiklerin yanında yer almalı." anka
Walter Wake Wayne yazıyor 18 Mayıs 2007 Cuma 12:55
aktürk
Fikirci Bey kardeşim sizi anlamış değilim. Bir önceki yazı da "tehlikenin farkında mısınız" diye soruyor ve Kürt kökenli bağımsız milletvekillerinin Meclise girebileceğini bunun da tehlikeli olacağını vurguluyordunuz. Şimdi de bunu önlemeye dönük hamleyi alaya alıyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Ne anlayalım bundan. En iyisi anlamalayalım değil mi?
hamdi yazıyor 17 Mayıs 2007 Perşembe 14:41
uzuldum hocam
hocam bu yaziniza cok uzuldum acıkcasi, :( bu "cahil" halk 2003 de "yanlis" partiyi secti herzaman oldugu gibi(1950den beri yaptigi gibi) ve bu yanlis parti temsilde yasanan adaletsizligi ortadan kaldiracagina dair vaatler vermisti, "cahil" halk ne anlar bundan deyip gecti, verdigi vaatleri 1950den beri gelen bircok iktidar gibi yerine getirmedi, simdide suc baskalarinda oldu oylemi :( yani hirsizin hic mi sucu yok efenim :( biraz adalet, lutfen :)
Eralp ERDOĞDU yazıyor 16 Mayıs 2007 Çarşamba 23:43
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI