Bu hafta köşemizi BİR UFUK GÜLDEMİR OKURU'ndan gelen şok analize ayırıyoruz..
UFUK GÜLDEMİR OLSA NE YAZARDI?
UĞUR DÜNDAR KİMİ KANDIRIYOR?
KÖKSAL TOPTAN ACİLEN NE YAPMALI?
ARABULUCU MUSUN, GAZETECİ Mİ?
----
BU TARTIŞMANIN MAĞLUBU UĞUR DÜNDAR'DIR
Soner Yalçın'ın kitabının adı muhteşem: SİZ KİMİ KANDIRIYORSUNUZ!!!
Dünkü tartışmanın galiba Uğur Dündar'mış...
Uğur Dündar'ın o tartışmanın mağlubu olduğunu aslında Birand da biliyor, Kırca da, Ahmet Hakan da, Can Dündar da...
Bunun tartışma yönetme değil, "kişisel şov"a dönüştüğünü görmüyorlar mı sanıyorsunuz?
Uğur Dündar'ın "benim yönetimimde" lafını 50 dakikalık bültende en az "50 kez" tekrar etmesinin ne kadar yüzelsel kaçtığını farketmediler mi sanıyorsunuz?
Elbette görüyorlar. Gazeteciler de ondan görüyorlar...
Ama söylemiyorlar ? Neden?
"Kıskanıyorsun" diyecekler de ondan...
İyi de onlar yazmıyor diye, yazan olmayacak mı?
Elbette olacak...
Yazarlar yazmazsa, okurlar yazacak..
"ÖLSEK DE YAZACAĞIZ"
Uğur Dündar, Türkiye'nin kilitlendiği tartışmanın ortasına girmeyi başardığı için O'nu kutlamak gerekir.
Türkiye'nin iki büyük tarafı tartışırken, bunu yöneten koltuğunda oturmayı başaran kişiye herkesin güvendiği bir "varsayım" olarak doğrudur.
Peki bu "varsayım", gerçeğe tekabül ediyor mu?
Hayır !!!
Tarafların ikisinin de Uğur Dündar'a "güvendiğini" ifade eden bir açıklamasını görmüş değiliz. Gazeteleri dikkatli okuyan, haberleri dikkatli takip eden bir okur olarak ben görmedim.
Uğur Dündar adını öneren Kemal Kılıçdaroğlu'dur.
Fırat, ise daha önce "Ne zaman, nerede istiyorsan tartışırım" dediğinden, buna itiraz etmemiştir.
Fırat, bu açıklamasıyla Uğur Dündar'a değil, "kendisine" güvendiğini söylemiş oluyor..
Bu açıklamadan, Uğur Dündar'a güvendiği propagandasını yapmak, olsa olsa abartılı bir marketing becerisidir.
Varsayım; iki tarafın Dündar'a güvendiği yönündeyken, gerçek
Kılıçdaroğlu'nun Dündar'a, Fırat'ın ise "kendisine" güvendiğini gösteriyor.
Bir "varsayım" olarak Kılıçdaroğlu, Mehmet Ali Birand demiş olsaydı, heralde Fırat itiraz edecek değildi.
"İstediğin zaman, istediğin yerde" meydan okuyuşunu yapan tarafın, kendine güvenine ilişkin bir kabulden öte bir şey değildir.
ARABULUCU MUSUN, GAZETECİ Mİ?
Gelelim "tartışmanın" iyi yönetilmesine...
Ne diyor Uğur Dündar tartışmanın sonunda: "Bana göre bir netleşme
olmadı"
Peki Sen kimsin?
Tartışmayı yöneten.
Peki senin işin ne?
Senin işin; aylardır havalarda uçuşan bu iddiaları "netleştirtmek" değil mi?
Netleşti mi?
Hayır.
Dündar’ın bu açıklamasının "ben yönetemedim" itirafından başka bir anlamı var mı ?
Tartışmayı yönetmek, kronometre tutmak değildir.
Tartışmayı yöneten "ben görmedim, ben duymadım" rolü oynayamaz.
Soru sorar...
Nerede durduracağını,nerede başlatacağını, nerede konunun açıklığa
kavuşması için ne sorması gerektiğini bilir.
Soru var mı bu tartışmada?
Reha Muhtar’a soruyoruz: Soru var mı soru???
Reha Muhtar bu sorunun yanıtını vermelidir.
Medya yazıları yazan Oray Eğin de…
Ama bir okur olarak ben de vereyim:
Soru yoktur..
Soru yoksa, gazetecilik yoktur...
Anlaşmaya göre, senin soru sorman, "bu ne demek?" diye konuyu açman yasak mı? Böyle bir anlaşma mı yapıldı? Eğer ortada böyle bir anlaşma varsa, -eğer gazeteci isen- o anlaşmada sen niye varsın?
İki iddialı taraf, 70 milyonun gözü önünde, açık açık tartışmayı kabul etmiş.
Taraflardan biri sizin adınızı telaffuz etmiş. Diğer taraf "erkekliğe gölge
düşmesin” diye kabul etmiş, yani şans kapınıza gelmiş. Siz bu şansı
kronometre tutmak için, yani “dördüncü hakem”in yaptığı işlevi yapmak için kullanırsanız, size "başarılı" denmez. Dünyanın hiç bir yerinde denmez. Ama Türkiye'de denir... Türkiye'de deniyor diye biz okurlar da yazmayacak mıyız: "Siz Kimi Kandırıyorsunuz? "
TELEVİZYONCULUĞU’NA DA GÖLGE DÜŞTÜ
O tartışmayı yönetmek için davet edilmeniz bir "başarıdır" ama yönetiminizin başarılı olduğuna "tartışmacılar" değil, biz "izleyiciler" karar veririz.
Bu tartışmanın, iki tarafın ayrı ayrı yaptığı basın toplantısından farkı nedir?
Tek fark "tiyatral" olmasıdır.
Bunun ötesinde tez ve antitez gerçekten çarpış mıdır?
İki tarafın iddialarının savrulmasından öteye gitmiş midir? Hayır... O halde bu nasıl tartışma?
Hürriyet'in manşetine bakın: TÜRKİYE NOT VERDİ
Yani; BEN VEREMEDİM diyor Hürriyet.
Neden Hürriyet notu veremedi? Veremedi, çünkü iddialar havada uçuştu. O
iddialara netlik kazandıracak bir gazeteci orada yoktu da ondan...
Milliyet Ne diyor: ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK
Çok şey öğrendik de kim haklı, kim haksız onu öğrenemedik. Herşeyin ucu açık kaldı…
Eminim, taraflar, Uğur Dündar'dan çok memnun kalmıştır. Çünkü iddia ileri sürüyorsunuz,iddiaya karşı iddiayla yanıt veriyorsunuz, tartışmayı yöneten frene basıp "şunu açıklayın" dese kaçacak yer bulamayacaksınız. Ama Dündar bunu yapmıyor, yapamıyor. Size kaçma imkanı veriyor. Ne güzel değil mi? Elbette memnun kalırsınız... Taraflar memnun olabilir de, bundan bize ne?
O zaman adını koyalım: Bu tartışmanın galibi: istediği iddiayı ileri sürüp, istediği yerde kaçan, gazetecinin radarına yakalanmadan kaçan Kılıçdaroğlu ile Fırat’tır… Mağlubu da bu oyunu bozamayan Uğur Dündar’dır…
NEDEN BAŞARAMADI ?
Çünkü yöntem yanlış. Bu tartışmalarda "süre kriteri" sadece bir araçtır,işin
esası değildir.
Süreye bağlılık, "işinin aslının" ortaya çıkarılmasına engel olamaz.
Türkiye, bu tartışmayı "adil süre veriliyor mu" diye mi izledi?
Kim haklı, onu görmek için izledik.
Eğer gazetecilik yapmaz, işin aslının üzerinde durmazsanız, gelir kronometreye bağlanırsınız.
Kaldı ki, bu tartışmanın bir süresi var mı?
Neden bir buçuk saat? Neden Uğur Dündar'ın daha önce söylediği gibi 30
dakika değil, veya 3 saat değil? Kimse sana “süre doldu” diyor mu? İddiaların netlik kazanması için neden derinleşilmiyor.
Ayıp değil mi, bizim gibi ekran başında saatlerce oturan izleyiciye…
Neden üzerinde durmuyorsun? Kaçan mı var? Baskı
yapan mı var? Sorun ne? Neden iddiaların tam olarak netlik kazanması için
"insiyatif" almıyorsun... Neden korkuyorsun? Bilgine mi güvenemiyorsun?
Ne zamandan beri 90 dakika boyunca ayağıma top gelmesin diye kaçanlar
"galip" oluyor?
Gazetecilik ne zamandan beri "aman ben girmeyeyim, bana bulaşmasın"
mesleği oldu?
Gazetecilerin cesur, korkusuz, araştırmacı, gerçeği aramakta ısrarcı olduğunu sanıyorduk
Amaç, tarafların memnuniyeti mi? Amaç, bakın ne hoş konuştular,ne güzel
ayrıldılar, “bakın ben olunca hiç kavga olmuyor” dedirtmek mi?
Tarafları kabalaştırmadan, hakaret ettirmeden tartıştıramıyor musun? 70 milyon izleyiciye karşı sorumluluğunu böyle mi izah ediyorsun: Ne güzel, hiç kavga etmediler…
Amaç, işin aslının ortaya çıkması değil midir?
Amaç, tezin kanıtlanması değil midir?
Amaç güzel bir fotoğraf karesi midir, yoksa o karedeki çürüğün
ortaya çıkarılması mıdır?
Çok şükür ki, bu ülkede gazeteciler var da : bu programdan önce, bu
programda ve bundan sonra savrulacak iddiaları araştırıp gerçeği ortaya
çıkaracaklardır. Bu tiyatronun kulisindeki gerçekleri yazacaklardır. Onlara güveniyoruz.
YALÇIN BAYER NE DEDİ?
Ne diyor duayen gazeteci Yalçın Bayer: "UĞUR Dündar, Fırat ile
Kılıçdaroğlu tartışmasının sonunda, konuşmaları ve ortaya çıkartılan belgelere göre (+) ve (-) bir değerlendirme yapabilir, konunun daha da aydınlatılmasına yardımcı olabilirdi. İzleyici bunu bekledi."
Evet işte onu bekledik. İzleyecinin nabzını ne güzel tutmuş Bayer. Türkiye’nin gerçek sesidir Bayer.
Yalçın Bayer olmak kolay değil demek ki…
Yalçın Bayer’in gazeteciliği dünkü tartışmada yoktu.
Velev ki, Mehmet Barlas da, Güneri Cıvaoğlu da "Uğur Dündar mükemmeldi" desin...
Onlarca kamera çekti, 20 televizyon canlı yayınladı. Gizli bir şey yok... Türkiye gözleriyle gördü:
Sen arabuluculuk yaptın, gazetecilik değil.
SİYASET İTİBAR KAZANMIŞMIŞ: YALAN!!!
Bu tartışmanın siyasetin itibarı için iyi olduğu görüşü de koskocaman bir yalandır: Bu tartışma, “müfteri” “ baron” iddiasının daha da yaygınlaşmasından öteye hiç bir işe yaramamıştır. Ne masum belli, ne de suçlu…
Aslında bu Uğur Dündar için tam aradığı sonuç: Siyasetçi hırsızdır, suçludur, kendisi namuslu… Siyasetle ilişkisini bu düzleme oturtmuştur meslek hayatı boyunca Uğur Dündar…
Bu tartışmada da senaryoyu işte tam da bunun üzerine kurmuştur…
Tartışma bitmiş: biri baron, diğeri müfteri olarak taraflarca suçlanmaya devam ediliyor, Uğur Dündar ise “adil, başarılı”…
Nerden “itibar kazanmış” siyaset…? Iki ağır laf edilmedi diye tarafların üzerindeki kuşkular kalktı mı? İtibar 2 ağır lafla mı ölçülüyor?
Siz kimi kandırıyorsunuz?
KÖKSAL TOPTAN BU AYIBI TEMİZLEMELİDİR
Mecliste milletvekilleri iki şekilde dışarı davet edilir:
- Genel kurulda kavga çıkardıklarında,
- Erkek milletvekili, kadınlar tuvaletine yanlışlıkla girdiğinde.
Uğur Dündar, mecliste milletvekilinin dışarı çıkmasını istemeye cüret etmiştir.
“40 yıllık deneyim” bu mudur?
TBMM’ye böyle bir saygısızlığa ilk kez tanık olduk.
Bu da, Meclisin itibarını yerle bir ettiren Köksal Toptan’ın başkanlık sicilindeki en kötü nottur.
Bu ayıbı temizlemek, yalnız onun değil, tüm milletvekillerinin, Türk Milletine karşı görevidir.
Yolu da; bundan böyle Uğur Dündar’ı meclisin dışına davet etmektir.
birufukguldemirokuru@gmail.com