Enson Haber Sitesi Güncel Haberler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
?clal Ayd?n

Ah, “güzel” kadınlar

27 Şubat 2007 Salı 07:11
Bienal sıkıntısı yazımın ertesi günüydü.

Sapanca’ya iki günlük bir kaçamak yapılmış, çıtır çıtır yanan odunların karşısında tek derdim buymuş gibi “Oscar’ı kim alır acaba” diye düşünmekteydim.

Akşam üzeri bir saatti. Bahçedeki köpekler havlamaya başlamıştı. Meryem, “Hatırla Sevgili’yi seyrederken kestane yer miyiz?” diye soruyor, bir yandan da kuzu kulağı ıspanak bulmuş börek yapıyordu. “Ah Meryem” dedim, “Sapanca’ya gelince niye kendimizi kaybedip sürekli yemek yiyoruz” diye mızıldandım. “Sen kafanı böyle şeylerle meşgul etme, kitabını oku” dedi bana.

Derken telefon çaldı.

***

Mutfak tezgâhının üstünde kırmızı kırmızı çaldı. Üzerimde eşofmanlarım, saçlarımın her biri bir başka yönü göstermekteyken, görüntümün tersine sesime son derece ciddi ve meşgul biri havası verip “efendim” dedim.

Telefonda oldukça kibar bir ses “İclal Hanım?” diye başladı konuşmaya. “Evet, buyrun benim” dedim. “Oya Eczacıbaşı görüşmek ister” diye devam etti.

“Eyvaaah, tüh” dedim, boş bulunup.

Karşımdaki hanımın kibar sessizliğinden ne dediğimi idrak edip, dediğimin nasıl anlaşılabileceğini düşünüp “yoksa gücendirdim mi Oya Hanım’ı, o bakımdan eyvah” diye açıklamaya çalıştım endişeyle. Tatlı bir tebessümün eşlik ettiğini sandığım, minicik bir rahatlama nefesinin ardından “hayır hayır” dedi, “bağlıyorum kendisini...”

O sıcacık ses tonuyla, “merhaba” dedi Oya Hanım...

“Sizi gücendirmedim değil mi?” diye soluksuz girdim hemen konuya.

“Ah, hayır! Çok şeker bir yazıydı. Sizi anlıyorum elbette ama işte Venedik Bienali bu. İstanbul’a yaptığımız seçki gerçekten çok özenilerek seçilmiş bir bütündür. Tampondan yapılan avizenin sponsoru yok, sanatçı kendi bütçesiyle karşılamış. Sizin bienal tepkinizi anlıyorum, size gücenmiş değiliz” dedi.

***

Ve ben utandım.

Tahmin edeceğiniz gibi karşımdaki zarafetten, değer verilip aranmış olmaktan, sorularıma yanıt verilmesinden, ömründe asla Venedik’e gidemeyecek birilerinin yaşadığı şehre ta oralardan bir sanat etkinliği getirip sunan, bunun için uğraşan bir çalışkanlığın kaşısında ne yapacağımı bilememekten utandım.

Ve bir daha hayran oldum Oya Ezcacıbaşı’na. O hoş konuşmasına. İnceliğine...

Mutfak camından kendimi gördüm o sırada. Tam bir kasaba kaçkını gibi duruyordum. Kardeşim ocağın karşısına geçmiş kucağında yatan kızıma masal okuyordu. “Kimmiş arayan” diye sordu, kitabın sayfasını çevirirken.

“Oya Eczacıbaşı” dedim.

Bir kahkaha attı. Eh, haklıydı; üzerime bol gelen siyah eşofmanların paçaları yerlerde sürünüyor, pembe çoraplarımın ayak uçları ters dönmüş ayağımdan önde gidiyorlardı. Tipimle hiç alakası olmayan bir havayla böyle böyle dedi diye anlatırken “aaa sen ciddisin!” dedi kızkardeşim...

Kendisine pek gücendim. O da bunu çok umursadı!

***

Bazen böyle pek tatlı bir mutluluk duymama sebep kadınlar, günümü aydınlatıyor. Az önce sözünü ettiğim sevgili Oya Hanım gibi.

Sonra Sabah Gazetesi yazarı Rahşan Gülşan gibi...

Hiç karşılaşmadık ama yazılarını okurken gidip kolunu, yanağını sıkasım geliyor. O tatlı yaşam sevinci, o insan olma karmaşasından uzak; hayatla, sokakla barışık kalender hali, o içten, mütevazı yazıları, o zekâsını başkasının üzerinde gösterme görgüsüzlüğüne asla prim vermeyen sevimli mizahı...

Nasıl seviyorum nasıl, böyle kadınları...

İnci Aral’ı mesela...

O tatlı tatlı anlatsın, sen dinle; o güzel güzel yazsın, sen oku; o kahkaha atsın sen eşlik et...

Zerrin Tekindor’u sonra...

Resimleri seyret, pişirdiği yemeği sunuşunu seyret, evini seyret, tiyatroda oyununu seyret, o güzel yüzünü seyret... Huzur dolsun için...

Ah Zerrin’in resimlerindeki gibi “yüzü bayram yeri kadınlar” iyi ki varsınız hepiniz...
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI