Medya
22 Ağustos 2008
YORUMLARINIZ
DOLAR ![]() | ||
| Alış | 1,1915 |
|
| Değişim | 0.17 |
|
EURO ![]() | ||
| Alış | 1,7715 |
|
| Değişim | 1.14 |
|
| IMKB | 39.570 |
|
Karakter boyutu :

Murat BELGE
Bir masal
'Pamuk Prenses' masalı geliyor aklıma. Pamuk Prenses'in kötü kalpli üvey annesi, Kraliçe, büyülü bir aynaya sahiptir. Her sabah ona dünyada en güzel kadının kim olduğunu sorar, o da 'Sensin' diye cevap verir.
Bizim toplumda çok sayıda insan, belli ki 'sanatçı' dendiğinde, bu 'ayna'ya benzer birini anlıyor. Sanatın işlevi, onlara her sabah 'Dünyada senden güzeli yok' demek.
New Yorker'un bayıldığım karikatürcüsü Chas Addams vardı, bu gibi popüler mitlerle ince ince dalgasını geçerdi. Bir karikatüründe 'tamirci' kılıklı bir adam, kocaman bir boy aynasının yanında çömelmiş, takımlarını topluyor, yanında duran 'kraliçe' kılıklı kadına, "Şimdi sorun 'Kim en güzel' diye?" diyor.
Bizim toplumun o çok sayıda insanı sanat işinin böyle çözülmesini istiyor belli ki. Gelecek uzmanı, programlayacak 'sanatçı' diye, 'yazar' diye dolaşan adamı, o da ebediyen 'Dünyada senden güzeli yok... Dünyada senden güzeli yok... Dünyada senden güzeli yok...' diyecek. Sonra biz de onu 'devlet sanatçısı' yapacağız. Böylece geçinip gideceğiz.
Ama masaldaki ayna böyle değil. Masaldaki ayna nesnel gerçeklik neyse onu söylemek üzere 'programlanmış'.
Onun için de günü gelip kız büyüyünce, 'Dünyada en güzel Pamuk Prenses (Karbeyaz)' deyiveriyor.
Demek ki bu ayna bize gitmez. Biz böyle ayna istemeyiz. 'Ayna' dediğin, aynalığını bilsin, Addams'ın karikatüründeki ayna gibi bize bizden güzel olmadığını söylesin.
Ne var ki, Pamuk Prenses'in üvey annesi, güzel ve kötü kalpli Kraliçe farklı tavır alıyor, yani 'ayna'ya düşman olmuyor. Ona ihtiyacı var çünkü. Kendi güzellik davasına gerçekten sıkı sarılmış. Dolayısıyla kimin en güzel olduğu konusunda doğrunun söylenmesine ihtiyacı var. Masaldaki Kraliçe, karikatürdekinden farklı.
Onun için de 'ayna'yı kırıp parçalamak gibi çocukça feveranlara kapılmıyor. Kötü kalpli olduğu için, kendisinden güzel olanı ortadan kaldırmak üzere planlar kurmaya başlıyor. Kötü kalpli olmasa (başka türlü bir masalın karakteri olsa) herhalde böyle değil, başka türlü davranırdı. Önemli olan, bu olağanüstü yeteneğe sahip olan 'ayna'ya ilişmemesi, hatta onun söylediğini kendisine kaynak alması.
Özellikle şu son Orhan Pamuk eksenli hezeyan üretiminden anlaşılıyor ki, biz toplumca henüz 'Pamuk Prenses' masalının gerçekçilik kıvamına gelmemişiz. Ne derse desin, 'ayna'ya, bir değil, farklı şeyler söyleyen, mümkün olduğu kadar çok 'ayna'ya sahip olmanın gereğini, sonsuz yararını anlamaktan çok uzağız. Toplumca böyle olunca, çeşitli bireyler de ortaya atılıp bu ham malzeme üzerinden kendi stratejileri için gerekli feveranı dürtükleyebiliyor: demokrasi düşmanlığına, toplumun gerçekliklerden kopuk yaşaması geleneğini sürdürmeye kararlı olanlar buna yönelik seferber ediyor bu feveranı, 'Niye ben almıyorum da o alıyor' diyenler o tür gürültüler çıkarıyor, 'Benim önümde eğilmeden nasıl yükselir' davası güdenler, gene o feverandan kendine destek çıkarıyor ve bu iş böyle sürüp gidiyor.
Sanatla ilgi kurmanın birinci adımı, 'sanatçı'nın, bizim ideolojimizin hizmetkârı olmadığını kabul etmektir. Burada 'biz' kim olursak olalım, fark etmez. Oysa şu anda daha bunun, 'kabul edilmek' bir yana, anlaşılmadığı bir ortamdayız.
Ama bundan da önemli ve bunu da belirleyen etken, bu toplumun ya da azımsanmayacak bir kesiminin 'nesnel gerçeklik'le nasıl ilişki kuracağını halen de öğrenmemiş olması. Gerçeklikten korkarak yaşamak iyi bir şey değildir.
Bizim toplumda çok sayıda insan, belli ki 'sanatçı' dendiğinde, bu 'ayna'ya benzer birini anlıyor. Sanatın işlevi, onlara her sabah 'Dünyada senden güzeli yok' demek.
New Yorker'un bayıldığım karikatürcüsü Chas Addams vardı, bu gibi popüler mitlerle ince ince dalgasını geçerdi. Bir karikatüründe 'tamirci' kılıklı bir adam, kocaman bir boy aynasının yanında çömelmiş, takımlarını topluyor, yanında duran 'kraliçe' kılıklı kadına, "Şimdi sorun 'Kim en güzel' diye?" diyor.
Bizim toplumun o çok sayıda insanı sanat işinin böyle çözülmesini istiyor belli ki. Gelecek uzmanı, programlayacak 'sanatçı' diye, 'yazar' diye dolaşan adamı, o da ebediyen 'Dünyada senden güzeli yok... Dünyada senden güzeli yok... Dünyada senden güzeli yok...' diyecek. Sonra biz de onu 'devlet sanatçısı' yapacağız. Böylece geçinip gideceğiz.
Ama masaldaki ayna böyle değil. Masaldaki ayna nesnel gerçeklik neyse onu söylemek üzere 'programlanmış'.
Onun için de günü gelip kız büyüyünce, 'Dünyada en güzel Pamuk Prenses (Karbeyaz)' deyiveriyor.
Demek ki bu ayna bize gitmez. Biz böyle ayna istemeyiz. 'Ayna' dediğin, aynalığını bilsin, Addams'ın karikatüründeki ayna gibi bize bizden güzel olmadığını söylesin.
Ne var ki, Pamuk Prenses'in üvey annesi, güzel ve kötü kalpli Kraliçe farklı tavır alıyor, yani 'ayna'ya düşman olmuyor. Ona ihtiyacı var çünkü. Kendi güzellik davasına gerçekten sıkı sarılmış. Dolayısıyla kimin en güzel olduğu konusunda doğrunun söylenmesine ihtiyacı var. Masaldaki Kraliçe, karikatürdekinden farklı.
Onun için de 'ayna'yı kırıp parçalamak gibi çocukça feveranlara kapılmıyor. Kötü kalpli olduğu için, kendisinden güzel olanı ortadan kaldırmak üzere planlar kurmaya başlıyor. Kötü kalpli olmasa (başka türlü bir masalın karakteri olsa) herhalde böyle değil, başka türlü davranırdı. Önemli olan, bu olağanüstü yeteneğe sahip olan 'ayna'ya ilişmemesi, hatta onun söylediğini kendisine kaynak alması.
Özellikle şu son Orhan Pamuk eksenli hezeyan üretiminden anlaşılıyor ki, biz toplumca henüz 'Pamuk Prenses' masalının gerçekçilik kıvamına gelmemişiz. Ne derse desin, 'ayna'ya, bir değil, farklı şeyler söyleyen, mümkün olduğu kadar çok 'ayna'ya sahip olmanın gereğini, sonsuz yararını anlamaktan çok uzağız. Toplumca böyle olunca, çeşitli bireyler de ortaya atılıp bu ham malzeme üzerinden kendi stratejileri için gerekli feveranı dürtükleyebiliyor: demokrasi düşmanlığına, toplumun gerçekliklerden kopuk yaşaması geleneğini sürdürmeye kararlı olanlar buna yönelik seferber ediyor bu feveranı, 'Niye ben almıyorum da o alıyor' diyenler o tür gürültüler çıkarıyor, 'Benim önümde eğilmeden nasıl yükselir' davası güdenler, gene o feverandan kendine destek çıkarıyor ve bu iş böyle sürüp gidiyor.
Sanatla ilgi kurmanın birinci adımı, 'sanatçı'nın, bizim ideolojimizin hizmetkârı olmadığını kabul etmektir. Burada 'biz' kim olursak olalım, fark etmez. Oysa şu anda daha bunun, 'kabul edilmek' bir yana, anlaşılmadığı bir ortamdayız.
Ama bundan da önemli ve bunu da belirleyen etken, bu toplumun ya da azımsanmayacak bir kesiminin 'nesnel gerçeklik'le nasıl ilişki kuracağını halen de öğrenmemiş olması. Gerçeklikten korkarak yaşamak iyi bir şey değildir.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
KÖŞESİZ YAZARLAR
![]() | Paranın Patronu ARSA ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ? |
![]() | Özel Kalem Başbakan'a 4'üncü koruma ekibi |
![]() | Fikirci Bey Yapılmış darbenin DAVASI OLMAZ |
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
Haber Sitesi EnSonHaber.Com l
Yasal Uyarı l
E-mail |
Künye
Tel: | Destek: info@ensonhaber.com info@pozitifmedya.com.tr | (+) POZİTİF MEDYA | Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim
Tel: | Destek: info@ensonhaber.com info@pozitifmedya.com.tr | (+) POZİTİF MEDYA | Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim

Haberin olsun






















