Önümüzdeki seçim çerçevesinde karşımıza çıkan 'bağımsız aday' konusu, seçimin olup bitmesinden sonra da, solda, nasıl davranmamız gerektiği hakkında bir şey söylüyor, bir ipucu veriyor mu bize? Böyle bir seçimlik bir olay halinde kalmamasını, kendinden ileriye uzanan bir şeyler göstermesini isterdim. Bu girişimden başarı elde edersek, bu kolaylaşabilir, ama şimdilik bir şey söylemesi güç.
Tabii bunu ortaya çıkaran ihtiyaç somut bir şey ve o kendisi yeterince açık bir 'beyanat'ta bulunuyor. Niçin 'bağımsız aday çıkarma' yolunu deneyelim, dedik? Bunu Ufuk Uras barajı geçme imkânsızlığı nedeniyle düşünmüş olabilir, ama çok daha fazla insanın yüzünü umutla bu yöne dönmesinin başlıca nedeni, bu insanların elinin CHP'ye oy vermeye gitmemesi. Deniz Baykal'ın şu AKP iktidarı sırasında 'politika' diye ortaya koyduğu şeyin Sosyalist Enternasyonal içinde ciddi şok yarattığını işitiyorum. Zaten bu 'nasyonalist' jargonla konuşan bir partinin bir enternasyonal içinde yeri olmamalı -bunu kendi de istememeli. Ama CHP'ye bu tutumundan ötürü nihai cevabı verecek olan da, elbette, Türkiye'deki sol seçmendir.
Bu seçimden sonra bu 'hikâye'nin artık son bulacağını umuyorum. Gerçi bugün bile, CHP'den 'sol' diye söz eden kişiler, yazarlar var. CHP ile DSP arasında pazarlık sürerken, 'Solda birleşme gerçekleşecek mi?' gibi sorularla olaya bakanlar vardı.
Hani bir sarhoş fıkrası vardır, bu durum bana hep onu hatırlatıyor. Gece vakti bir sarhoş, bir elektrik direğinin dibinde, yerlerde, aranıp duruyor. "Ne arıyorsun?" diyorlar. "Evin anahtarını düşürdüm" diyor. Soranlar da yardım olsun diye bakınıyor, ama yok öyle bir şey. Adam zaten zilzurna, lafına güvenmek için fazla neden yok. "Emin misin, burada düşürdüğünden?" diyorlar. "Yok, burada değil, şu ileride düşürdüm" diyor. "Yahu, o zaman niye orada aramıyorsun?" diyorlar. "Orası karanlık" diyor.
Şimdi birileri 'CHP ile DSP anlaştı. Sol birleşti' filan diye bir şeyler yazıp söyledikçe, bu fıkradaki elektrik direğinin oynadığı rolü oynuyorlar. Bazılarımız da onlara kapılıp CHP'de veya DSP'de solu aramaya girişiyoruz. Yıllardır sürüyor bu iş, CHP'de solu arama işi. Sonuçlar da ortada.
'AKP'ye karşı askere sivil stepne olur' falan diyerek CHP'ye oy verecek birçok insan olacağını tahmin ediyorum. Ama bunun 'solculuk'la herhangi bir ilgisi yok. Solculukla ilgisini sürdürmek isteyenler hâlâ varsa, onlar CHP ile ilgilerini kesmeliler.
Solculuğu CHP'de düşürmedik ki orada bulalım.
Evet, 'bağımsız aday' yolu, bizim için bir çıkış yolu olur mu? İlk ve temel soru buydu, sorunun nedeni de Maskeli Balo'ya 'solcu' kılığında gitmeye karar vermiş CHP ve DSP'ydi. Burada durum net.
Solu oluşturmak, her yerde ve her zaman, zor bir iştir. Çünkü bu bir 'dönüştürme' işidir; kendiliğindenlikten çıkmak, 'verili' olanın dışında bir şey aramak demektir.
'Belki şu ışığın altında solu bulurum' demekse, kolaycılıktır. Rastlantı bu ya.. bir de bakarsın çıkar! 'Bağımsız aday' deyince, daha ilk adımdan, bu kolaycılıktan vazgeçtik demektir. Gerçi fazla pay çıkarmayalım kendimize: Deniz Baykal öylesine imkânsızlaştırdı ki sol vicdan taşıyan herhangi birinin CHP'ye oy vermesini... Bu kadarını yapmasa o fenerin altında bir şeyler arayanların sayısı hâlâ çok fazla olabilirdi.
'Kolaycılıktan vazgeçmek' bir adım. Kendinden sonrası için ipucu veren bir şey olabilir mi, sorusuyla başlamıştım bu yazıya. Yazının sonunda, henüz çok soyut olsa da, bir cevap şekillenmeye başladı. O adım atılacaksa, bundan sonra yeniden kolaycılığa dönmeyi düşünemeyiz demektir. Yani, bir yerde hazır bir şey bulup, 'Gelin buna 'sol' diyelim' demekten vazgeçip, bir yerde hazır bulunmayan bir solu biçimlendirmeye başlamak gerekiyor.