'Sınır ötesi operasyon', şu son geldiği haliyle, 'Türkiye'nin namusu' gibi bir anlam edindi. Önce Büyükanıt (seçim öncesi bu konudaki ısrarı), sonra MHP'nin çabalarıyla, 'olmasın' demek aşağı yukarı 'hiyanet-i vataniye' ayarında bir suç haline getirildi.
Bir ülkeye komşu ülkeden birtakım adamlar geliyor, 'silahlı çatışma' kapsamında eylemler yapıyor, can kaybına yol açıyor, sonra gene o komşu ülkeye çekiliyorsa; komşu ülke 'Bu olay durdurulsun' uyarılarına kulak asmıyor veya durdurmaya 'gücü yetmiyor'sa, saldırıya uğrayan ülke kendini korumak üzere sınırı aşıp bu işi yapanların üstüne gidebilir. Bu çerçevede böyle bir davranışa benim itirazım yok.
Nitekim, sürekli gündemde tutulan bu tartışmaya, itiraz etmesi söz konusu olacak başka güçler de bir noktaya kadar alıştı ve razı oldu gibi görünüyor. Örneğin Avrupa Parlamentosu'nda Sosyalist Grup 'Sınırlı bir operasyon olabilir' yollu bir 'muvafakatname' yayımladı sayılır. Onların birinci kaygısı, Türkiye'nin Avrupa yolunun önünün kesilmesine meydan vermemek. Operasyonu onaylamaları da bu çerçeve içinde anlamlandırılabilir. ABD itiraz ediyor ve 'Soğukkanlı olun' tavsiyelerinde bulunuyor. Ama gerçekten 'sınırlı' tutulacak bir işleme ABD'nin de şiddetle karşı olmayacağını tahmin edebiliriz.
Yukarıda 'ülke/komşu ülke' diye birtakım soyutlamalar üzerinden konuştum. Tabii burada 'ülke' Türkiye, 'komşu ülke' Irak olunca, durum tamamen değişmiyor, ama kâğıt üstündeki soyutlamada görülmeyen bazı önemli sorunlar nihai resme ekleniyor. Irak'ta ABD'nin varlığı ve yapmaya çalıştıkları, Kuzey'deki özerk Kürt yönetimi vb.
Bunlara belki 'Bu kaçıncı harekât' sorusunu da eklemek gerek. Benim hatırladığım ilkin 80'lerde, Saddam'ın Irak'ında ilk 'operasyon' yapılmıştı. Operasyon hedefi kuzeydeki Kürtler olduğu sürece, Saddam da bunu çok ciddiye almıyordu. Dolayısıyla durum bir zaman sonra 'vaka-i adiye' kategorisine girdi, kanıksandı. O günden beri bu sınır kaç kere aşıldı, hatırlamıyorum.
'24 kere' gibi rakamlar telaffuz ediliyor. Herhalde doğrudur. 24 kere aşılmışsa, aynı zamanda 'aşınmıştır'. Yeterli sonuç alınamıyor ki, bunu bu kadar sık yapıyorsunuz. Bu böyleyse, şimdi ne olacak, ne olması bekleniyor?
Hele dünya konjonktürü gereği 'sınırlı operasyon' olacaksa, bundan nasıl bir sonuç alınabilir?
Bugüne kadar elde edilenlerden çok farklı bir sonuç çıkacağını düşünemiyorum. Ama başta dediğim gibi, dört elden çalışarak bunu bir 'namus meselesi' haline getirdik. Demek ki böyle bir eylem olacak ve o zaman sonucun ne olduğunu da göreceğiz.
Ancak, bu işe en fazla asılanlar açısından, sorunun, falan dağda PKK'lı aramak gibi hayli basit bir işlemle sınırlı kaldığını sanmıyorum. Daha uzun vadeli hedef, oradaki özerk Kürt yönetimi olsa gerek. Ama oraya doğru bir hareketin başlamasını da 'sınırlı operasyon' kavramı çerçevesinde düşünmek pek mümkün görünmüyor. Şimdiki 'operasyon'un anlamı, oraya doğru giden yolun ilk taşlarının döşenmesi de olabilir.
İşin ucunda böyle şeyler de varsa, 'sınırlı operasyon olabilir' gibi bir söz de hemen farklı anlamlar yükleniyor. Bu, dünyanın gidişinde, etkisi çok da 'sınırlı' olmayan bir değişiklik başlatmak demektir. Onun için de, üç kişinin kararıyla paldır küldür başlatılacak bir girişim olamaz.