Serdar TURGUT
Hiç uyumayan şehir
01 Mayıs 2007 Salı 06:19
Uluslararası etkinliği olan ve Amerika’nın önde gelen yemek kültürü dergisi ‘Bon Appetit’ son sayısında İstanbul’u işlemiş. Dergide İstanbul’un yemekleri, restoranları tanıtılırken şehir için ‘Hiç uyumayan şehir’ ifadesi kullanılıyor
Frank Sinatra’nın ‘New York New York’ şarkısını ilk duyduğumda, şarkıda anlatılan şehirde yaşamakta olmaktan ötürü ne kadar da şanslı olduğumu düşünmüştüm.
Şarkıda geçen bir cümle ‘A City That Never Sleeps’ (Hiç uyumayan bir şehir), insana müthiş bir enerji veren bir laftı.
O zamanlar kaçınılmaz olarak New York ile İstanbul arasında karşılaştırmalar yapıyorduk ve o kadar gelişmemize rağmen, hâlâ daha yaşam stili olarak modern, dinamik bir şehir olamadığımızı düşünüyorduk.
Yıl 1979 civarıydı. Ve New York’ta öğrencilik yıllarını yaşayan biz bir grup genç insan, misafir olduğumuz şehir için yazılmış bu şarkıyı kendi şehrimiz (İstanbul) için ne zaman söyleyebileceğimizi düşünmüştük.
1979 dediğin nedir ki; tarihsel süreç içinde göz açıp kapayıncaya kadar geçiveren kısacık bir dönemdir.
O yıllardan itibaren Türkiye ve gayet tabii ki İstanbul inanılmaz bir gelişme sürecine girdi. Hemen her şey değişti. Arada bir,-ben de dahil olmak üzere-bazı insanlar ‘ahhh eski günler ahhh’ havasına girer ama bu gerçekten eski günler özlendiğinden değil gençlik özlendiği için bulunmuş kılıflardır.
Geçen kısa sürede İstanbul büyüdü, modernleşti. Her modernleşme sürecinde olduğu gibi sancılı bir süreç yaşandı. Modernleşmenin getirdiği hastalıklar çıktı ortaya. (Trafik, hava kirliliği, çevre felaketleri, çarpık yapılaşma, şehrin bir bölümünün gettolaşması, suç miktarlarında ve çeşitlerinde artış, çok dinamik bir fuhuş sektörü...)
Bunlar var da; biz artık ‘A City That Never Sleeps’ denilince İstanbul’u da düşünebiliyoruz. Biz gençlerin yıllar önceki hayali nihayet gerçek oldu.
Peki değer miydi, yaratılan onca soruna rağmen modernleşmek ve uyumayan şehre ulaşmak?.. Hemen net cevap vereyim: Evet değerdi...
Çünkü ‘hiç uyumayan şehirler’ önünde sonunda kendi iç sorunlarını da çözecek güce kavuşuyor. (Örneğin; New York 1970’li yıllarda neredeyse iflas etmişti ve şehir bir suç yuvası halindeydi. Frank Sinatra’nın şarkısı da o ortamda çıkmıştı. Yani onlar hiç negatif enerjiye sahip olmadılar ve şehri öylesine bir düzenlediler ki; görenlerin ağzı açık kalıyor. Uyumayan şehir haline gelen İstanbul’un da kendi sorunlarını çözecek gücü, potansiyeli vardır. Yeter ki; negatif enerji yerine pozitif enerji üretelim ve konsantre olalım)
Uluslararası etkinliği olan ve Amerika’nın önde gelen yemek kültürü dergisi ‘Bon Appetit’ son sayısında İstanbul’u işlemiş.
Dergide İstanbul’un yemekleri, restoranları tanıtılırken şehir için ‘Hiç uyumayan şehir’ ifadesi kullanılıyor.
İsterseniz bana naif, ister de siyasi bilinçten yoksun deyin, yapılan bu tanımlama beni müthiş duygulandırdı.
Naif deyin tamam ama siyasi bilinç yoksunu diyenlerin alnını karışlarım. Çünkü en azından ben, hiç uyumayacak kadar dinamizm kazanmış bir şehrin kendi sorunlarını da çözebileceğini biliyorum.
Sadece siyasi bilinçten ibaret olan insanlar ise şehri tekrar uyutmak istiyor. Fırsat bulsalar şehrin dinamizmini çekip alacaklar.
Bu tür insanlara karşı mücadele etmek gerekiyor. Ben işte bu yüzden hem İstanbulumuzu hem de Türkiye’nin geri kalanını tekrar uyutabilecek türde bir ekonomik krizden korkarım. Türkiye’yi kriz yoluna sokmak isteyenlerle de sonuna kadar mücadele ederim. Çünkü asıl düşman onlar, hiç durmadan kendisine düşman arayan topluma kendi içine bakmasını tavsiye ediyorum.