Serdar TURGUT
Lost nasıl bitecek?
28 Temmuz 2007 Cumartesi 06:23
Bir ‘dipsoman’ın başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi benim
başıma geldi. Lost dizisinin üç sezondur oynamakta olan tüm bölümlerini alıp bunların hepsini seyretmeye giriştim. Böyle bir iş dünyadan ciddi bir kopuş gerektiriyor, bayağı vakit de harcamak zorundasınız ama ben şikayetçi değilim. Hatta mutlu olduğum bile söylenebilir. Diziyi bir kez izlemeye başladığınızda bağımlılık yaratabiliyor. Çünkü usta kurgulama nedeniyle ilginizin azalmaya başlayabileceği her an ilginizi tekrar çekecek ve sizi merak ettirecek bir gelişme yaratıyorlar dizide. Birçok açıklanması zor, gizemli gelişme yaşandı dizide. Adı tam konulmamış bir canavar var etrafta, sonra ormanda sadece fısıltıları duyulan bir yaşam biçimi de var. İnsanların geçmişleri birbirlerine bağlı, alakalı gibi. Örneğin bir tanesi durup dururken kayıp babasını takım elbiseli olarak suyun içinde ayakta dururken görebiliyor. Yaşanan olayların tuhaflığının yanı sıra adadakiler de hayli tuhaflar ve seyirci adada hiçbir olay olmasa sadece onların gerçekte kim olduklarını seyretmek için diziyi seyredebilir.
Çok zekice kurgulanmış ve mükemmel senaryosu olduğundan Lost’a ilgi büyük oldu doğal olarak. İnsanlar gizemli adanın gerçek anlamının ne olduğunu tartışmaya başladılar. Birçok teori atıldı ortaya. Örneğin adanın Dante’nin İnfernosu’ndaki Purgatory olduğu ve adadakilerin aslında ölüler olduğu, cennete mi cehenneme mi gidecekleri kararının verilmesi için orada bulundukları söylendi. Bir başka teoriye göre uzaylılar tarafından kaçırılmış oldukları öne sürüldü. Bilim kurgu söylemine inananlar zaman yolculuğundan bahsederek yolcuların zaman yolculuğu kazasına uğradıklarını söylediler. Ayrıca ‘Truman Show’ ekolüne inananlar da var. Bütün adanın bir televizyon şovunun parçası olduğunu, adadakilerin aslında bir reality şov oyununun oyuncuları olduklarını söyleyenler de var.
Bunların hepsi akla uygun. Ne yazık ki bütün bu teoriler dizinin senaristleri ve yapımcıları tarafından çürütülmüş, reddedilmiş durumda.
Ama yalanlamalar yeni teorilerin tartışılmasını engellemedi.
İnsanlar daha çok dizinin sonunda ne olacağını merak ediyorlar. Bu yüzden adanın anlamını tartışıyorlar.
Bu kadar çok açıklanamayan gelişmenin yaşandığı bir dizinin sonunun bu kadar merak edilmesi normal ve ben de o meraklı insanlardan biriyim artık.
Ama benim merakım o noktada durmadı tabii. Ben dizinin sonunun nasıl olacağından daha çok, bu dizinin yazarlarının nasıl düşünmekte olduğunu ve Lost gibi komplike ve çok katmanlı bir dizinin nasıl oluşturulabildiğini yani yaratıcı süreci merak ediyorum.
Dizi sürdükçe ilgiyi canlı tutmak için sürekli yeni bir gelişme düşünülmesi gerekiyor. Bu çok zor değil çünkü bilim kurgu unsurları da işin içinde olduğundan düşünülebileceklerin sayısı neredeyse sınırsız.
Ama diziye katılan her yeni unsur, finalin düşünülmesini daha da zorlaştırılıyor. Çünkü dizi sürerken sürekli olarak şaşırtılmaya alışmış seyirci dizinin sonunda da büyük bir sürpriz beklemeye başlıyor. Üstelik diziyi yapanlar yıllar içinde dizinin sonu ile ilgili birçok tahmini de yalanlamış durumdalar ve böylece kendilerinin işini daha zorlaştırdılar.
Şimdi büyük bir sürpriz final düşünmek zorundalar. Benim asıl ilgimi çeken işte bu yaratıcı sürecin nasıl işlediği.
Lost gibi bir dizide ilk önce finalin düşünülmesi gerekiyor. Final düşünüldükten sonra senaryoyu geriye doğru yazabilirsiniz. Olay akışlarını o finali getirecek şekilde kurgularsınız. Olayı toparlayabilmek ancak böyle mümkün. Aslında bu romancıların hep kullandığı tekniktir ve dahası casusluk mesleğinde olay çözümlemek için kullanılan tekniğe de çok benzer. Casuslukta ortada bir olay varken, olayın çözümünü izleri geriye doğru sürerek bulursunuz. Buna ‘walking the cat back’ (kediyi geriye yürütmek) denir. Lost yazarları da ilk önce dizinin finalini yazdılar, daha sonra o finali getirebilecek olayları yazmaya başladılar. Diziyi ancak böyle toparlayabilecekler ve bittiğinde hepimiz “Vay be her gelişme nasıl da birbirine uydu ve sonu da anlaşılır oldu” diyeceğiz.