Serdar TURGUT
Yazarın sorumluluğu
30 Temmuz 2007 Pazartesi 04:39
Yazarlar için kendi yazılarının iç bütünlüğüne, cümlelerin kendi başına güzelliğine, cümleler arasındaki bağlantılara, her kelimenin üzerine şairler gibi kafa yorup, şiir yazar gibi titizlenmeye karşı duyulacak sorumluluk, her şeyden fazla önemli olmalıdır.
Ben yazarın kendi yazısına karşı sorumluluğunun toplumsal sorumluluğundan daha öncelikli geldiğine inanırım. Toplumsal sorumluluk yeteneksizliği örten, mazur gösteren gerekçe olarak da kullanılabilir.
Yazarlık mesleğine böyle bakmakla beraber gazetelerdeki köşe yazarlığının biraz daha farklı bir tanımla ele alınması gerektiğini de düşünmeye başladım. Son günlerle köşe yazarlığı çeşitli vesilelerle tartışma ve acımasız eleştiri hedefi haline getirildi. Bu nedenle bir gazete yöneticisi ve yazarı olarak bu konudaki düşüncelerimi ortaya koymam gerektiğini düşündüm.
Yazarın sorumluluğu sadece yazısına yöneliktir, herhangi bir otoriteden farklı bir onay almasına gerek yoktur. Bir yazar olarak benim doğru olması gereken durum olarak savunduğum da budur. Tavrımın farklı olmasını beklemek de kendi kendimi yalanlamak gibi bir şey olur.
Ancak yazarlık yanında aynı zamanda gazete yönetiyor olmak, bende yazıya yaklaşımımı biraz terbiye etme ihtiyacını doğurdu. Bu noktada lütfen terbiyesiz yazı yazmak amacıyla başlanılan yazıları düşünmeyiniz, yoksa aklınız karışabilir. Burada bahsettiğim terbiye, siyasi içerikte olan ve eleştiri olarak adlandırılan yazılarda kullanılan dil ile ilgili.
Yazar arkadaşların rutin olarak yazdıkları konularla ve kişilerle gazeteci olarak da sürekli muhatap olmak; bende yazarların zaman zaman çok acımasız ve de haksız olabildikleri düşüncesini geliştirdi.
Şunu hemen söyleyeyim; acımasız olmak bir yazarın hakkıdır. Arada bir haksız da olabilir. Bu yazarlık mesleğinin bir cilvesi de olabilir. Bütün bunları kabul ediyorum. Bununla birlikte hiçbir yazarın sınırsız sorumsuz şekilde davranmaya hakkı da yoktur. Bugün medyada yazarın sınırsız sorumsuz olması yönünde bir eğilim maalesef vardır. İnsanlar ve kurumlar hakkında görüşler ne yazık ki dikkatle seçilmiş kelimelerle ifade edilmiyor, acımasız olmak ile hakaret arasındaki ince çizgi, ne yazık ki önemsenmiyor.
Yazar arkadaşlar, yazılarını yazıp yolladıktan sonra ben onların yazılarının hedefi olan insanlarla muhatap oluyorum. Bu işimin bir parçası ve benim için iyi de oluyor sanıyorum çünkü yazarlık içgüdülerimin eğitilmesine yol açıyor bu süreç.
Sadece bu gazetedeki değil ama her gazetedeki yazar arkadaşlarıma, yazdıkları konu ve insanlarla yazmaya başlamadan önce biraz bağlantı kurmalarını tavsiye ediyorum. Eğer hâlâ daha acımasız olacaklarsa da olsunlar. Bu da onların elden alınamayacak bir hakkıdır ama bir de o yazılarını yazdıktan sonra aynı kurumlarda insanlarda nelere yol açtıklarına da baksınlar, bağlantıyı sürdürsünler. Acımasızca eleştirilen, alay edilen bir insan neler hissediyor, nasıl kırılmış, nasıl tepki veriyor. Bunları da takip etmek bir yazarın görev tanımı arasına alınmalı.
Bunun karşılığında yazarlığın biraz dünyaya kapanmak, asosyal olmak gerektirdiğini söyleyenler de çıkabilir. Evet iyi yazarların yalnız insanlardan çıktığı da söylenebilir ama böyle diyebilecek arkadaşlara ben de roman filan yazmalarını veya deneme kitabı çıkarmalarını tavsiye edeceğim. Herkes de gazetede yazmak zorunda değil.