Karakter boyutu :

Serdar TURGUT
Emre'nin hareketi
16 Eylül 2007 Pazar 06:25
Gören sanır ki; geleneksel futbol seyircisi pek terbiyeli, pek uysal, pek kırılgan. Bale seyreden seyirci gibi ince ve zarif insanlardan oluşuyor bu kalabalık. Futbol seyircisi çok terbiyeli olduğundan, yapılan bir işareti büyük bir şokla karşıladılar
Lise yıllarımızda Ankara Koleji"nin basket maçları bizler için büyük olaydı. Hazırlanarak giderdik maçlara. İyi desteklerdik takımımızı. Gerekirse kavga da ederdik. Bazen de kavga çıkmasını bizzat sağlardık... Yaşadım bu hisleri. O nedenle taraftar olmanın ne olduğunu iyi bilirim. Aynı zamanda taraftarın sahadaki oyuncuya neler yapabileceğini de bilirim.
Bir şampiyonluk maçında rakip takımdan bir oyuncuyu hedef olarak seçmiştik. Bu hedef, taraftarın ortak kararıydı. Maçın başlama düdüğü çaldı ve biz oyuncunun adını bağırıp sonra "Kafası boş, tut kulağını çek de koş" tekerlemesini hep birlikte art arda söylemeye başladık.
Gördüğünüz gibi gayet masum, içinde hakaret içermeyen, bugünkü kriterlere göre hayli uysal sayılabilecek bir slogandı bu. Ama en azından bin kez, yüzlerce insan tarafından bağırıldığında sinir bozucu da olabiliyor galiba.
Bunun böyle olduğunu sonunda anladık, bir kısmımız daha iyi anladı. Çünkü o lafın söylendiği oyuncu aniden delirdi ve tribüne saldırdı. Polisler onu tutmaya çalıştı ama adam polislerle birlikte seyircinin üstüne yürümesini sürdürdü. İki metre 20 santim civarındaydı boyu ve polisler onu durduramıyorlardı. Sonunda birkaçımızı eline geçirdi ve dövdü. İşte onlar, oyuncuların sinirlenebileceğini iyi anlamış olmalılar.
Amacım güzel bir anımı yazmak değil. Maç sahalarında adrenalin hayli fazladır, bunu hepimiz biliyoruz. Oyuncunun zaten öyledir de; maç esnasında bir tür hastalık geçirmekte olan taraftarlar da normal değildir. İşin özeti; maç esnasında stadyum içinde normal olarak nitelendirilebilecek tek bir kişi bile bulmak zordur. Toplu bir çılgınlık gibidir bu iş.
Basket sahasında da bu durum böyledir. Biz eski Kolejliler iyi biliriz bu işi. Futbol sahasında ise durum daha da vahimdir. Çünkü futbol, beynin hiçbir bölümü için geliştirici öneme sahip olmayan ayaklarla oynandığından, düşünme, rasyonel olma yeteneği daha kolay askıya alınır futbol maçı esnasında.
Dolayısıyla adrenalini had safhaya çıkmış bir futbolcunun seyirciye yönelik yaptığı bir işaret neden bu kadar olay haline getiriliyor; ben pek anlamadım bunu...
Gören sanır ki; geleneksel futbol seyircisi pek terbiyeli, pek uysal, pek kırılgan. Bale seyreden seyirci gibi ince ve zarif insanlardan oluşuyor bu kalabalık. Futbol seyircisi çok terbiyeli olduğundan, yapılan bir işareti büyük bir şokla karşıladılar.
Seyirci ikiyüzlülük yapıyor. Aynı zamanda futbol yazarları da iki yüzlü bu durumda. Spor yazarları ince duygularıyla zarif sözcükleriyle, duyarlı yorumlarıyla tanınan bir kitle değildir. Böyle olmaları da gerekmez. Hatta ağzı hafiften bozuk olanların yazıları daha çok ilgi görür ve prim yapar.
Sonuçta oyun oynuyoruz. Çocuklara sen yazında geçirirsen, futbolcuya sen de tribünden ağzına geleni söylersen, ayağıyla düşünen adrenalin fazlalı genç de sana eliyle "geçirme" işareti yapar.
Bir tarafın kırılganları oynamaya başlaması, tahammülü zor bir riyakârlıktır. Yaptığı işe ve ortama uygun davranan Fatih Hoca"nın dediği de doğru. "Futbolcusunu yedirmemesi" gerekiyor bu riyakârlara.
Eğer bir yazar hareketin kendisine yapıldığını düşünüyorsa, ağlayıp sızlanmak yerine yazsın bir yazı daha, o da geçirsin futbolcuya.
Sonunda seyirci arenadaki izleyicidir. Onlar da bayılır bizlerin birbirimizi yememize ama sorsanız "Kavga istemiyoruz" derler onlar da.
Riyakârlık da globalleşiyor galiba yavaştan.
Lise yıllarımızda Ankara Koleji"nin basket maçları bizler için büyük olaydı. Hazırlanarak giderdik maçlara. İyi desteklerdik takımımızı. Gerekirse kavga da ederdik. Bazen de kavga çıkmasını bizzat sağlardık... Yaşadım bu hisleri. O nedenle taraftar olmanın ne olduğunu iyi bilirim. Aynı zamanda taraftarın sahadaki oyuncuya neler yapabileceğini de bilirim.
Bir şampiyonluk maçında rakip takımdan bir oyuncuyu hedef olarak seçmiştik. Bu hedef, taraftarın ortak kararıydı. Maçın başlama düdüğü çaldı ve biz oyuncunun adını bağırıp sonra "Kafası boş, tut kulağını çek de koş" tekerlemesini hep birlikte art arda söylemeye başladık.
Gördüğünüz gibi gayet masum, içinde hakaret içermeyen, bugünkü kriterlere göre hayli uysal sayılabilecek bir slogandı bu. Ama en azından bin kez, yüzlerce insan tarafından bağırıldığında sinir bozucu da olabiliyor galiba.
Bunun böyle olduğunu sonunda anladık, bir kısmımız daha iyi anladı. Çünkü o lafın söylendiği oyuncu aniden delirdi ve tribüne saldırdı. Polisler onu tutmaya çalıştı ama adam polislerle birlikte seyircinin üstüne yürümesini sürdürdü. İki metre 20 santim civarındaydı boyu ve polisler onu durduramıyorlardı. Sonunda birkaçımızı eline geçirdi ve dövdü. İşte onlar, oyuncuların sinirlenebileceğini iyi anlamış olmalılar.
Amacım güzel bir anımı yazmak değil. Maç sahalarında adrenalin hayli fazladır, bunu hepimiz biliyoruz. Oyuncunun zaten öyledir de; maç esnasında bir tür hastalık geçirmekte olan taraftarlar da normal değildir. İşin özeti; maç esnasında stadyum içinde normal olarak nitelendirilebilecek tek bir kişi bile bulmak zordur. Toplu bir çılgınlık gibidir bu iş.
Basket sahasında da bu durum böyledir. Biz eski Kolejliler iyi biliriz bu işi. Futbol sahasında ise durum daha da vahimdir. Çünkü futbol, beynin hiçbir bölümü için geliştirici öneme sahip olmayan ayaklarla oynandığından, düşünme, rasyonel olma yeteneği daha kolay askıya alınır futbol maçı esnasında.
Dolayısıyla adrenalini had safhaya çıkmış bir futbolcunun seyirciye yönelik yaptığı bir işaret neden bu kadar olay haline getiriliyor; ben pek anlamadım bunu...
Gören sanır ki; geleneksel futbol seyircisi pek terbiyeli, pek uysal, pek kırılgan. Bale seyreden seyirci gibi ince ve zarif insanlardan oluşuyor bu kalabalık. Futbol seyircisi çok terbiyeli olduğundan, yapılan bir işareti büyük bir şokla karşıladılar.
Seyirci ikiyüzlülük yapıyor. Aynı zamanda futbol yazarları da iki yüzlü bu durumda. Spor yazarları ince duygularıyla zarif sözcükleriyle, duyarlı yorumlarıyla tanınan bir kitle değildir. Böyle olmaları da gerekmez. Hatta ağzı hafiften bozuk olanların yazıları daha çok ilgi görür ve prim yapar.
Sonuçta oyun oynuyoruz. Çocuklara sen yazında geçirirsen, futbolcuya sen de tribünden ağzına geleni söylersen, ayağıyla düşünen adrenalin fazlalı genç de sana eliyle "geçirme" işareti yapar.
Bir tarafın kırılganları oynamaya başlaması, tahammülü zor bir riyakârlıktır. Yaptığı işe ve ortama uygun davranan Fatih Hoca"nın dediği de doğru. "Futbolcusunu yedirmemesi" gerekiyor bu riyakârlara.
Eğer bir yazar hareketin kendisine yapıldığını düşünüyorsa, ağlayıp sızlanmak yerine yazsın bir yazı daha, o da geçirsin futbolcuya.
Sonunda seyirci arenadaki izleyicidir. Onlar da bayılır bizlerin birbirimizi yememize ama sorsanız "Kavga istemiyoruz" derler onlar da.
Riyakârlık da globalleşiyor galiba yavaştan.
Yorumlarınız
Bu habere toplam ( 1 ) yorum yapılmıştır.
Tüm Yorumlar İçin Tıklayınız
güzel
harika yazı tabi onlaeın gücü yetmez ki
ali can yazıyor 16 Eylül 2007 Pazar 12:56
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Enson Haber Sitesi Güncel Haberler l
Yasal Uyarı l
E-mail |
Künye
Tel: +90. 212 213 92 94 (pbx) | Destek: info@ensonhaber.com
Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim
Tel: +90. 212 213 92 94 (pbx) | Destek: info@ensonhaber.com
Yazılım ve Sistem Yönetimi: CM Bilişim

Haberin olsun












