YORUMLARINIZ
DOLAR /
Alış
1,1895
Değişim
-0.42
EURO /
Alış
1,7515
Değişim
-0.11
IMKB
39.801


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Serdar TURGUT

Gerekirse çakacaksın abi

07 Kasım 2007 Çarşamba

Bush ile Erdoğan’ın görüşmekte oldukları salona alınmak için beklerken ben birden Bush’u çok kıskanmaya başladım. Çünkü arka bahçenin çok güzel olduğunu tekrar fark ettim. Bir köşesine çok güzel bir oturma alanı yapmışlardı. Ben has bir Türk olarak o evde oturuyor olsaydım o köşede ne güzel mangallar yapılacağını düşünürdüm, oğlan çimenlerin üzerinde koştururken ben de mangalı yakardım. Sakar bir insan olduğumdan mangalı yakacağım derken Beyaz Saray’ı da tamamen yakabilirdim.

Bu hayale dalmış beklerken hatıralar canlandı gözümde. Arka bahçede tam o durduğum noktaya -Clinton başkanken- intihar saldırısı düzenleyen bir uçak çakılmıştı bir gün. Gerçi o olaydan sonra Beyaz Saray’ın tepesine uçaksavar da yerleştirdiler ama ben yine bir intihar saldırısı olur ise duvarla uçak arasına sıkışacağımı düşünmeye başladım. Bu absürd bir ölüm şekli olurdu mutlaka. Sonra yine Clinton başkanken aynı avluda Çiller ile Clinton arasındaki görüşmeyi izlemek üzere geldiğimiz günü hatırladım. O gün Türk gazeteciler kendilerine her türlü sert uyarıyı yapan ve “Eğer son ihtarı da dinlemezsen seni vururuz” demelerine rağmen omuzlarındaki kamerayla koşup görüşmenin yapıldığı odanın kapısındaki camlara toslamışlardı. İçeride özellikle Clinton’ın yüreği ağzına gelmiş olmalıydı çünkü adamcağızın yerinde hopladığını gözümle gördüm. Onu Tansu Hanım sakinleştirdi. “Bizimkiler kurala fazla uymazlar da filan” dediydi, ben de kendimle o laf üzerine hayli övünmüştüm. Çünkü bence gazetecinin makbulü söz dinlemeyenidir.

O gün yaşadıklarımızı önceki gün tekrarlasaydık şu anda içimizden birkaçı mutlaka basın şehidi olmuş durumdaydı. Çünkü Amerikalıların sinirleri biraz gergin. Örneğin odada sırtınızı duvara dayanıp duruyorsunuz. Bir ayı fırlayarak gelip, sizi güç kullanarak çekiyor duvardan. Sanki duvarın ulusal güvenlikle alakalı bir yönü var.

Ama ben söz dinlememekte ısrarlı bir gazeteci olduğumdan öcümü de aldım. Önümden geçmekte olan bir kameramanın beni itmesini fırsat bilerek arkamdaki gizli servis elemanına sıkı bir dirsek attım ve hemen özür diledim. Gerekirse ağlayabilirdim de çünkü dirseğim acımıştı, adam galiba betondan yapılmıştı.

Evet Başbakan, Bush’la konuşurken bunlarla uğraşıyordum. Gazeteci olmayanlara lüzumsuz gelebilir ama bir gazeteci için bu gibi şeyler bir namus mücadelesidir. Haber izleyeceksen önce dirsek atmayı öğreneceksin. Yıllar önce çalıştığım bir foto muhabiri vardı. Onun yanında başka kimse aynı kareyi çekemezdi çünkü o yanındakine sürekli dirsek atardı. Sonra kolu sürekli o hareketi yapmaya başladı ve durmadı. Sakat olduğundan emekli oldu ama mutluydu çünkü gerekeni yapmıştı.

Eskiden Beyaz Saray’a haber için gelen muhabirler çok sıkıydılar, ayrıca İngilizce de bilmezlerdi. Bu büyük avantajdı çünkü her zaman vur emri yetkisine sahip olan gizli servis elemanlarının talimatlarını da hiç dinlemezlerdi.

Gözümle görmemiş olsaydım asla inanmayacağım bir olayı anlatayım da anlayın siz o durumu. Gizli servis elemanı heyula gibi dikilmiş karşısına ve boyu hayli kısa olan Türk gazetecisine bakarak, “Şu noktayı geçersen seni öldürmek zorundayım” diyor. Ve bizimki kendisinin çalışmasının engellendiğin düşünerek adama bayağı girişti tekme sille, yemin ediyorum.

Gizli servis elemanı ne yediği darbeleri hissetti ne de adamın neden öyle çıldırmış gibi davrandığını anladı. Onu bir tek ben tam anladım sanıyorum. Adam tüm uyarılara rağmen o noktayı koşarak geçti ve cama da tosladı. Hâlâ daha yaşıyor. Önceki gün olsaydı bu, mutlaka vururlardı.

O gazeteciliğin onur abidesi bence.

Şimdikiler ise kibarlar, İngilizce biliyorlar ve ne denilirse onu yapıyorlar. Ben de mecburen onlara uydum. Kibarmışım gibi davrandım ama bir noktaya kadar dayanabildim. Eşşek oğlu eşek beni itince delirdim çünkü bu açık bir savaş ilanıydı, gerekeni yaptım. Meslek onurunu korudum, ite bir tane çaktım çaktırmadan. Kolum acıdı ama olsun, gerekirse kolumu kırarım bile bu yolda...

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI