Enson Haber Sitesi Güncel Haberler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Taha AKYOL

Irak sınırını düzeltmek

23 Ekim 2007 Salı
Irak sınırımızın fevkalade engebeli olması, PKK'nın giriş çıkışlarına fırsat veren birinci etkendir. Suriye'nin terörü desteklediği 1990'larda bile, teröristler Irak sınırından Türkiye'ye saldırıyordu. Çünkü Suriye sınırı düzlük coğrafyasıyla kontrol edilebilir niteliktedir.
1926'da Letonyalı General Laidoner'in çizdiği Irak sınırı ise, dağlar ve vadilerden geçer, kontrolü çok zordur.
Irak'la sınırımızın değişmesini değil, "sınır çizgisi"nin güvenlik ihtiyaçlarına göre karşılıklı alışverişlerle yeniden belirlenmesini birkaç defa yazdım.
Dün Büyükelçi Gündüz Aktan'a bu konudaki fikrini sordum. Cevabı şöyle:
- Dosyası çok iyi hazırlanmak ve diplomasisi çok iyi yürütülmek kaydıyla, son derece önemli bir fikirdir. Türkiye bunu ciddiyetle ele almalıdır. Bugünden yarına olmaz, sabırlı ve etkili bir çalışmayla olabilir, olmalıdır da...
Aktan, Atatürk'ün de İran'la böyle bir anlaşma yaptığını hatırlattı.

Atatürk de yapmıştı
1930 yılındaki Küçük Ağrı isyanı sırasında isyancılar İran'a gidip geliyorlar; Türkiye sınır güvenliğini sağlayamıyor. Aktan, böyle bir sorun karşısında Atatürk'ün "eşit miktarda toprak vererek ve alarak" İran sınırının düzlük ve kontrol edilebilir araziden geçecek şekilde düzenlenmesi için Rıza Şah'la anlaşma yaptığını hatırlattı; bunu örnek olarak gösterdi.
Tarihçi Mete Tunçay'la konuştum, o da "İran'la anlaşarak sınırın dağlardan indirilip düzlük bölgelerden geçirildiğini" belirtti.
Doç. Dr. Çağrı Erhan'ın "İki Dünya Savaşı Arasında Türkiye ve Orta Doğu" adlı araştırmasında ayrıntılı bilgiler vardır: Türkiye İran'dan "Küçük Ağrı" denilen yeri alıyor, karşılığında, "Kotur" denilen yeri İran'a veriyor...
Üstelik Kotur daha verimli bir yerdir!
Böylece sınır, savunulabilir yerlerden geçiriliyor.
Atatürk, bu başarısından dolayı, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey'e "Aras" soyadını veriyor.
1932'de bu sınır düzeltmesinden sonra, Türkiye-İran ilişkileri "altın çağı"na giriyor. 1930'a kadar Türkiye'ye karşı "Kürt kartı"nı kullanan Rıza Şah, Türkiye'nin ve Atatürk'ün yakın dostu oluyor üstelik.

İyi hazırlanmak
Türkiye o zaman İran'a ağır bir siyasi baskı uyguluyor. Hatta "şahin" olarak bilinen Hüsrev Gerede Tahran Büyükelçiliği'ne atanıyor ve Başvekil İsmet Paşa ona şu talimatı veriyor:
"1919'da İstanbul'daki Müttefik Yüksek Komiserleri nasıl birtakım şeyleri dikte ettirdiyse sen de öyle davranmak zorundasın!"
Bu sırada Türkiye'nin İngiltere'yle dostluğunu geliştirmesi, Milletler Cemiyeti'ne girme yolunda bulunması gibi diplomatik gelişmeler de uygun bir uluslararası konjonktürün bulunduğunu gösterir.
Bugün, askeri uzmanlar sınır çizgisinde yapılacak düzeltmeleri bir proje halinde hazırlayabilir. Türkiye'nin bunu esaslı ve sabırlı bir diplomasiyle ABD, İngiltere, Irak, Güvenlik Konseyi, Arap Birliği, NATO gibi platformlara getirmesi, düşünülmesi gereken bir husustur; tedbirlerden biridir.
Konuyu emekli Büyükelçi Özdem Sanberk'e sordum, o da şu cevabı verdi:
- Evet, değerlendirilmesi gereken bir konu. Ortadoğu'nun girdiği yeni süreçte bu mümkündür. Dosya çalışmasını çok iyi yaparak, diplomasisini iyi yürüterek zaman içinde başarılabilir.
olmayacak
Devlet ve millet hayatının devam etmesi için bir takım şeylere ihtiyaç vardır.sabır, adalet,tolerans ve benzeri şeyler. acaba devlet kurma hayaliyle mücadele eden bu tip örgütlerde bu vasıfler varmı. acaba yani sırf adam öldürerek uyuşturucu kaçakçılığı yaparak böyle işlere girilirmi.herkes işin siyasi boyutundan bahsediyor. Peki bu işin manevi tarafı nolacak.Arkadaşlar onlar istesede bu iş olmayacak zaten .insanlık bir defa daha yanlış bildiği bir işten dolayı; yok ben doğru biliyorum diye hareket etmiş ve sonunda kaybedecektir.yani allahın gönderdiği bir peygamber var ve her şeyi bilen, bir de karşısında hiçbir şey bilmeyen karşısında bir ebu cehil var. Peygamber sürekli ebu cehile yanlış olduğunu söylüyor; ama ebu cehil kabul etmiyor. bu da onun gibi bir şey .onlara görüşlerinin yanlış olduğunu birilerinin ikna etmesi lazım .Artık bu sivil toplum örgütlerimi olur yoksa din adamlarımı olur bilemiyorum. Ama gittikleri yol çok yanlış bu teröristlerin hemde çoooook yanlış.
haydar sağnak yazıyor 23 Ekim 2007 Salı 23:28
durmuş saat
durmuş bir saat bile günde iki kez doğruyu gösterir ruhunu satmış olmana rağmen bu fikrine katılıyorum
batbel yazıyor 23 Ekim 2007 Salı 13:56
Bu zmana kadar dinlediğim tek uzun vadeli ve gerçekçi önerilerde biri.
Evet bazı gerçekler ve bazı klişe laflar var önümüzde.Peki ya çözüm?Düşün Türkiyem.Problem:Orta Doğu.Farklı kökenleri olan ve farklı inanışları olan bir çok insan topluluğu bu coğrafyada bulunuyor.Bu bir gerçek.Bir diğer gerçek ise bu çoğrafyda yer alan ülkelerce kullanılamayn ve bu coğrafyada olmayan ülkelerce kullanılmak istenilen kaynaklar.Kısacası bu ülkelerde yaşayan insanların ve ülkelerin birbirine çeşitli oyunlarla kırddırılmaya çalışması söz konusu.Pİşte gerçek bu sorun bu!!!Ama bu soruna karşı üretilen çözüm ne?Ortada bir çözüm yok ne yazık ki!Sadece klişe sözler var 'ortadoğu bataklığı' 'uzun yıllardır önemli müttefikimiz Amerika' 'ırak'a girilmeli' 'kürt sorunu' Alçak teröristler' 'yine hain bir pusu' vb tür bir çok slogan benzeri klişe sözlerimiz var.Ama çözüm???Tabiki kısa vadeli çözüm gibi görünen bir nefes alışlık işlemlerden bahsetmiyorum.Sorunu bir masaya yatırıp önce tam bir şekilde anlamak ve buna uygun düşünen bir Türkiye olarak zekamızın konuştuğu bir işelemden yani gerçek çözümden bahsediyorum.Ve işte bu yazı içinde sayın Taha bey size teşekkür ediyorum.Çünkü soruna sebep olan bir etkeni bize göstermiş oldunuz.Ki bu son şehit haberleride sizin sorunun bir yönünü olan sınırların düzensizliği gerçeğini kanıtlamış oldu.Bu sorunun bir yönünü bulduk şimdi sıra diğer yönlerinde ve onlara getirilecek olan klişe sözlerde değil uzun vadeli gerçek çözüm yollarında.Umarım onaları da buluruz.Bunun için düşün türkiyem sorun ne ve gerçek çzüm ne?
deniz nisan yazıyor 23 Ekim 2007 Salı 12:02
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI