Enson Haber Sitesi Güncel Haberler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Taha AKYOL

Medya ve terör

25 Ekim 2007 Perşembe
Terör olaylarının ve kitle psikolojisinin kabardığı dönemler, yazmanın ve yayın yapmanın da zorlaştığı dönemlerdir. Öfkelerinde haklı olan kitleler sizden de öfkeli yazılar, yayınlar bekler.
Aynı yüksek tansiyonu bulamadığı zaman, hele de sağduyudan falan bahsettiğinizde, hak verenler de oluyor, suçlayanlar da...
Böyle zamanlarda sebatla, metanetle sağduyuyu savunmak gazetecinin de görevidir.
Bazı haberler vardır, vermek mi gerekir, vermemek mi? Aritmetik bir ölçüsü yoktur.
Düz mantıkla "Gazetecisin, her haberi vereceksin" denilebilir. Ama haberciliğin yayın ilkeleri de vardır. Sosyal sorumluluk tarafı da vardır.
Medyamız daha ilk günden itibaren PKK'nın 8 askerimizi kaçırdığı yolunda haberler almıştı; kaçırılan askerlerin isimleri bile vardı. Medya bu konuda hükümetin ve Genelkurmay'ın açıklamalarını vermekten öteye gitmedi, bu askerlerimizle "irtibat kurulmadığını" bildirmekle yetindi.
Doğrusunu yaptı. Böyle zamanlarda sorumluluk bilinciyle hareket etmek gerekir.

Haberi vermek, vermemek!
Terör örgütünün denetimindeki yabancı bir TV kanalında yayımlanan görüntüleri hiçbir gazetemiz, TV kanalımız yayımlamadı.
RTÜK yasağı gelmeseydi de yayımlanmayacaktı.
Doğrusu buydu. Tansiyonun çok yüksek olduğu bir sırada bunları yayımlamak "habercilik" değil, kışkırtıcılık olurdu.
Tarz da önemlidir. Haberi yalın ve sade olarak vermek vardır... Mesleğimizdeki bir terimle, "salçalayarak" vermek vardır; efektlerle, duyguları kaşıyarak, kışkırtıcı arşiv malzemeleriyle 'salçalayarak' vermek yani...
Bu ikinci tür habercilik hiçbir zaman takdir edilecek bir tarz değildir, yüksek tansiyon dönemlerinde ise son derece sakıncalıdır. Evrensel yayıncılık ilkelerine de aykırıdır!
Yorum ve analizler de aynı şekilde... Kışkırtarak da yapabilirsiniz, sağduyuyu koruyarak da...

Duygu ve akıl
Terörle mücadelede bazı şeyler savaş halindeki bir ülke görüntüsü vermeden yapılır.
Şöyle bir manzara düşünün: Başbakan basın toplantısı yapıyor, "Girdik..." diyor! Sınır kapılarından tanklar, zırhlı birlikler geçiyor. Genelkurmay Başkanı sahra üniformasıyla sınıra gidiyor. TV'ler kahramanlık türküleri ve marşlar eşliğinde yayın yapıyor! Taşkın kalabalıklar havaya kurşun sıkıyor kutlamak için! Falan...
Sadece rezalet değil, Türkiye'ye en büyük kötülük olurdu böyle bir manzara! Kabile toplumlarında görülebilecek ve PKK'nın ekmeğine tereyağ sürecek bir manzara olurdu bu.
Dünya karşımıza geçerdi.
Halbuki, "medya sansasyonu"na meydan verilmeden, resmi açıklama bile yapılmadan, canice saldırının sabahında Kuzey Irak'taki 'hedef' noktalara F-16'lar bomba yağdırmış, ayrıntılar yeni yeni öğreniliyor.
Kuzey Irak'a istila biçiminde değil, hedeflerin tahribi biçiminde başka operasyonlar da yapılacaktır tabii.
Davul çalarak değil, aklın gerektirdiği tarzda...
RTÜK yasağı haberciliği değil, kışkırtıcı "tarz"ı yasaklamıştır. Oktay Ekşi'nin yazdığı gibi, ben de eleştirmiyorum bu yasağı.
Şunu da belirteyim: Yüksek tansiyon normale döndükten sonra, Genelkurmay bu nitelikte bir terörist saldırının nasıl gerçekleştiğini, neden önlenemediğini kamuoyuna anlatmalıdır. Olası soruların kuşkuya dönüşmemesi için.
Netice: Milli duygu ve ortak akıl; ikisi birden lazım.
provakatör yazarlar
mazallah herkesi şidete,sokağa ve yağmaya davet eden yazarlar var,ilköğretim çocuklarına anlamını bilmedikleri sıloganlar atılıyor,bütün ülkeyi bizden olanlar ve olmayanlar diye ayırdılar,toplumsal bir linç ile karşı karşıyayyız.mesleksiz,geleceksiz bırakılan gençler asker olma kuyruğunda ve ölüm sloganları atıyor,doğu ilerine ait plaka araçlara saldırılar düzenleniyor,bizleri keyfi ve sadece kendi çıkarını düşünerek yöneten yönetici sınıflar kontrolü bir faşizm pompalıyor,yarın kontrol elden çıktığında enkazın altında kimlerin kalacağını kestirmek zor,ama kestirilmesi zor olmayan bir durumvar,o da kesinlikle Türkiye zarar görüyor,ama yönetici elit politika geliştirmek yerine faşizm pmpalıyor ve işi sadece askeri mantıkla yorumluyor.dünyanın hiç bir zaman ve yerinde askei tedbirler sorun çözmedi,bizdede çözseydi 1990 larda çözerdi,aklı selim düşünmek kitleleri ve bilinçlerini manüpüle etmemek türkü ve türkiye yi sevmenin en kestirme tanımıdır,bugün kendim ve çocuklarım için kaygı duyarak kendi ülkemde yaşıyorum,kaygım direk kendim ile ilgili değil yoksul ve mesleksiz anadolu insanı ile ilgilidir.saygılarımlar.uzman eğitimci faruk ok.
faruk ok yazıyor 25 Ekim 2007 Perşembe 21:23
sağduyu
Sn Akyol, tamamen katılıyorum. Sağduyu ve birlik zamanı.Bu büyük millet bu badireyi de atlatacaktır.
şakir yazıyor 25 Ekim 2007 Perşembe 17:57
zaman
diğer zamanlardada okuduk yazılarını dolar ve ero ne kadarsa yazı o yönde sizde 2010 dan sonra çocuklarınızın halini görebiliyorum.
batbel yazıyor 25 Ekim 2007 Perşembe 14:30
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI