Taha AKYOL
'Nutuk' okumak
30 Ekim 2007 Salı
Milli bayramların okul törenleri olmaktan öteye kitlesel katılımlarla kutlanmasını 'uluslaşma' sürecimizin bir göstergesi olarak mutlulukla karşılıyorum. Milli bayramlarda yapılan yayınlarda hamaset ve duygusallığın ağır basması da normaldir.
Ama tarihe bakışımız hep hamaset ve duygusallık açısından mı olmalı?
Tarihte "coşku" alacağımız şeyler çok da "bilgi" alacağımız şeyler az mı sanki?
Hele de "tarihin ruhu"nu kavramak?! Bu kavrayış coşkuyla da ansiklopedik bilgiyle de olmaz; bunların ötesinde bir kültür ve devamlılık bilinci lazımdır. Bu konuda yaptığımız en büyük katliam, bize "tarihin ruhu"nu taşıyan dilimizi öldürmektir.
"Tarihin dili"ni yok etmektir!
Dili öldürmek
Bir kanalda değerli sanatçı Yıldız Kenter, Atatürk'ün 'Gençliğe Hitabe'sini okudu; bunu Kenter'e okutmak çok iyi bir fikir. Fakat 'Türkçeleştiriyoruz' diye ruhu öldürülmüş bir metindi:
"Birinci ödevin Türk bağımsızlığını... Gereksindiğin güç damarlarındaki soylu kanda vardır!"
Cumhuriyet gazetesinin metni...
"Tarihin ruhunu öldürmek" budur işte!
"Hitabe" olmaktan çıkarılmış, 'Nurullah Ataç düzyazısı' haline getirilmiş, kuru, ruhsuz bir metin!
"Hitabe"nin asli dilindeki ahengi, anlam derinliğini, heyecanı veriyor mu?!
Hele de "Kuvay-ı Milliye"yi 'ulusal güçler' diye çevirerek katledenler!
Anayasa hukuku anlamına gelen "hukuku esasiye"yi 'temel haklar' diye çevirerek katledenler!
Nutuk elbette yeni nesillerin anlayacağı şekilde sadeleştirilmeli ama bundan maksat, tarihin ruhunu aktaran kelime ve terimleri katletmek değil, aksine, anlaşılabilir bir dille okunmasını sağlamak olmalıdır. Bu konuda en iyi sadeleştirme Prof. Zeynep Korkmaz'ın Türk Dil Kurumu'nca yayımlanan Nutuk adlı çalışmasıdır.
Fakat, Nutuk okunduğunda karşılaşacak tek zorluk, büsbütün çorbaya çevirdiğimiz dilden ibaret değildir.
Farklı anlatımlar
Nutuk 1927'nin ateşli iç politika şartları dikkate alınarak ve mukayeseli olarak okunmalıdır.
Atatürk'ün 1927'de okuduğu Nutuk'ta ve İnönü'nün 1968'de anlattığı Hatıralar'ında farklı Kâzım Karabekir'ler görürüz mesela.
Karabekir'in Kars ve Ardahan'ı kurtararak bugünkü doğu sınırımızı çizmesi üzerine Ekim 1920'de Atatürk coşkulu kutlama telgrafları göndermişti. Ama 1927'deki Nutuk'ta bunlara yer vermemiştir. Çünkü 1927'de Karabekir 'muhalif'ti; İstiklal Mahkemesi'nin elinden zor kurtulmuştu!
Ama kırk yıl sonra İnönü Hatıralar'ında, Karabekir'in Milli Mücadele'deki büyük hizmetlerini büyük övgülerle anlatmıştır.
İnönü'nün, 1968'de Abdi İpekçi'ye söylediği gibi, Atatürk, muhalifleri hakkında, mesela Rauf Bey hakkında, "O günkü şartlarda başka türlü yapamazdı", yaşasaydı, "şartlar değiştiğine göre başka türlü konuşurdu."
Onun içindir ki, Nutuk'la beraber İnönü, Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy'u da okumak gerekir. Modern tarihçilik metotlarıyla, yeni belgelerle yapılan araştırmaları da okumak gerekir.
Tarih, stadyumda maç seyreder gibi coşarak değil, aksine, "bilgi" edinerek okunmalıdır. O bilgilerin kazandıracağı ufuk genişliği ve analiz yeteneğiyle günümüzün karmaşık sorunlarına bakabilmek, rasyonel çözümler geliştirmek daha bir mümkün olur.
Tarih bunun için 'öğrenilir' zaten.