Enson Haber Sitesi Güncel Haberler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Taha AKYOL

Aleviler ve cumhuriyet

29 Kasım 2007 Perşembe
SAYIN Türker Alkan değerli bir akademisyendir; yazılarını zevkle ve bir şeyler öğrenerek okurum. Siyasi görüşlerimiz farklıdır. Dünkü yazısında gördüm ki, 'Alevilik sorunu'nun ortaya çıkışı konusunda da farklı düşünüyoruz.
Sayın Alkan'a göre:
"Cumhuriyet döneminin başlarında 'Alevi sorunu' diye bir şey yoktu. Tersine, Aleviler cumhuriyet yönetiminin bir parçası olmaktan çok mutluydular. Çünkü Osmanlı'dan çok çekmişti Aleviler... Laik cumhuriyet yönetimi Alevilere din ve inanış özgürlüğü tanımıştı."
Öyle mi acaba?
Alkan'a göre, Alevilerin şikâyetleri "Türkiye laiklikten ödün vermeye başlayınca arttı..."
Demek ki, cumhuriyet döneminde de şikâyetleri varmış da 1950'den sonra artmış. Alkan, "Cemevlerinin ibaret yeri olarak tanınmamasını" örnek gösteriyor.
Cumhuriyet döneminde 'cemevleri' var mıydı?
Sayın Alkan'ın çizdiği 'şablon' olgulara pek uymuyor.

Homojen ulus
Aleviler tabii ki laiklikten mutlu olmuştu; her toplumda laikliği ilk benimseyenler azınlıktaki dini gruplardır. Ama "Cumhuriyet Alevilere din ve inanış özgürlüğü tanımıştı" demek, biraz abartılı galiba!
Cumhuriyetin bu yönde özel bir yaklaşımı olmadığı gibi, Diyanet'i Sünni ilmihali üzerine yapılandıran da cumhuriyettir. Bu, cumhuriyetin genel "homojen ulus" yaratma politikasının bir parçasıydı.
Tekke ve tarikatlar yasaklanırken Alevi tekkeleri ve Bektaşi tarikatı da yasaklandı.
Alevilik ve Sünnilikteki popüler sufi akımları, bilimsel tasnifte, 'Halk İslamı'dırlar; evliyalar, kerametler, mistik inanışlar çok önemlidir. Cumhuriyet pozitivizmi ise, Alevi-Sünni ayrımı yapmadan, bunları "hurafe" olarak görmüştür. Tekkelerin kapatılmasının sebeplerinden biri buydu zaten.
Ayrıca, laik Türk Kadınlar Birliği'ni bile kapatan Tek Parti rejiminin bir farklılık olarak Aleviliğe kendini ifade ve kurumlaşma imkânı vermesi sanırım düşünülemezdi.
Üstelik o zaman Alevilerin büyük çoğunluğu bugünkü taleplerini ileri sürecek bir sosyolojik konumda değildi; köylü karakteri ağır basıyordu.
Aynı sebepten, II. Meşrutiyet'in liberal döneminde de "Alevi şikâyetleri" gündeme gelmemişti; birçok Bektaşi İttihatçı olduğu halde.

Şehir ve demokrasi
Konuyu siyasi şablonla değil, sosyolojik merkez-kenar ilişkileriyle izah etmek daha isabetlidir.
Osmanlı döneminde 'Alevi meselesi' aşiret isyanları biçiminde ortaya çıkmıştı; bu süreçteki "çiftbozanlık" sorununu yarın yazacağım.
Alevilik meselesini bugün gündeme yerleştiren iki esaslı dinamik vardır: Şehirleşme ve demokrasi...
Cumhuriyet döneminde ise "merkez"i oluşturan devletçi seçkinler karşısında, "kenar"daki köylü halk kesimlerinin şikâyet ve taleplerini ortaya koymaları mümkün değildi: Okumuşlardan oluşan sözcüleri yoktu, demokrasi de yoktu.
Bugün türbanı da cemevlerini de ortaya çıkaran faktör; "kenar"daki kitlelerin şehirleşme ve demokrasi sürecinde "merkez"e gelmeleri, "merkez" içinde özgürlük ve saygı istemeleridir.
Türkiye tekrar köylülüğe ve otoriter rejimlere nasıl 'geri' dönemezse, laikliğin liberalleşmesi taleplerine de 'Alevi İslam'ın tanınma ve saygı görme taleplerine de kulak tıkayamaz.
Doğrusu, kırıp dökmeden, insanları rencide etmeden, "müsalemet"le, çağdaş özgürlükleri gerçekleştirmektir.
Elini taşın altına koymak...
Sn.Taha Akyol günlerdir,Alevi islam ile Sünni İslam arasında bir barış köprüsü kurmanın yollarını,yöntemlerini irdeleyip duruyor.Toplum içerisinde belli bir saygınlığa ulaşmış,makam ve mevki sıkıntısı bulunmayan gazete köşe yazarlarının genel tutumlarını irdelerseniz,günlük olayları fazla da suya sabuna dokunmadan,üst perdeden söylemlerle ele alarak, günü geçiştirmekte olduklarını görürsünüz.Yazılanların bir çoğu, zaten herkes tarafından bilinen fakat yazarın deneyimlerine dayalı vurucu cümlelerle güçlendirilmiş makalelerdir.Kimileri de Sn.Akyol gibi son derece girift konulara,kangren olmuş yaralara,ulusal barış ortamının tesis edilmesi gayesi ile girerler.Bu köşe yazarı için cesaret gerektiren bir yaklaşımdır. Zira,yazarın sahip olduğu okuyucu kitlesini kaybetme riski de vardır.Bu anlamda, özellikle dinsel temelli konular çok tehlikelidir ki,yanlış anlaşılmaya imkan verebilecek bir cümle bile yazarın onca yıllık emeğini bir çırpıda yok eder.Sizi kutluyor ve mücadelenizin devamını diliyorum Sn.Taha Akyol.Ulusal birlikteliğimizin güçlenmesi yolunda bu tür,elini taşın altına koyan yaklaşımlara ihtiyacımız var.
Tayfun Ünalan yazıyor 29 Kasım 2007 Perşembe 11:27
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI