Medeniyetler Şehri Hatay
Hatay Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Yöredeki tarihi yaşam bulguları M.Ö. 100.000?lere kadar uzanır. Elde edilen buluntular; bölgenin orta Paleolitik, neolitik, kal kolit dönemlerde ve tunç çağında yaygın bir yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermektedir. Amik Ovasında; Çatalhöyük, Tel Tainat, Tel Cüdeyde ve Tel Atçana?da ilk tunç çağı yerleşmeleri tespit edilmiş ve mimari kalıntılara rastlanmıştır.
Dünyanın en uzun ikinci kumsalı Samandağ'dadır
Antakya’yı inanç turizminin önemli noktalarından biri sayılmasının başlıca nedeni de Hristiyanlığın ilk yayılış alanı olması. Kurulan ilk kiliselerden St. Pierre (Aziz Petrus) Kilisesi Antakya’nın kuzeybatısında Reyhanlı yolu üzerinde bir mağara kilisesi. Birçok hristiyanın bugün hacı olmak için geldiği kilise 9,5 m genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde bir mağaradan oluşuyor. Dağın eteklerindeki kiliseye ulaşmak için bir süre aracınızla çıkıyorsunuz. Daha sonra merdivenler başlıyor Antakya ayaklarınızın altına serilinceye kadar ağır ağır çıkıyorsunuz. Kilisenin bulunduğu noktadan Antakya bir tablo gibi beliriveriyor. Antakya’nın ilk başpapazı olan St. Pierre’in kurduğu kilisenin, Roma döneminde baskılardan kaçan hristiyanlar için bir sığınma yeri olduğu belirtiliyor. Kilisenin ve dağın içinde bir çok tünel kazılmış. Kilise içindeki tünel bir zamanlar Roma lejyonelerinden kaçmak için kullanılıyormuş. Ancak depremlerde bu tüneller tıkandığı için bugün tünelleri takip edemiyoruz. Kiliseden çıktıktan sonra dağın yüzeyinde deliklerden ve çökmelerden gün yüzüne çıkan tünel bölümlerini inceliyoruz. Çok geniş olmayan, ancak bir çocuğun veya zayıf bir kişinin sürünerek ilerleyebileceği genişlikteki tünellerin tüm dağın içini bir ağ gibi ördüğü söyleniyor. Kiliseden dağın yüzeyine çıkan gelincik çicekleriyle süslü patikayı takip ettiğinizde sizi bir kaya kabartması bekler. Haron (Cehennem Kayıkçısı) adı verilen ve 4. Antiochus döneminde yapılan bu kabartmanın, milattan önce II. yüzyılda bir veba salgını sırasında ölümleri durdurmak amacıyla yapılmış.
Antakya’da sanayinin yanı sıra dericilik ayakkabıcılık ve mobilya elsanatları gelişmiş durumdadır
bilinen ismi kemerli taş köprü Titus Tüneli’nin önünde Üzerinden bir kişinin rahatlıkla geçebileceği köprü
Beşikli Mağaralar
Tarihi Antakya evleri yoğunlukla Eski Antakya olarak tanımlanan Asi Nehri ile Habib-i Neccar Dağı arasındaki bölgede, özellikle Kurtuluş Caddesi ve çevresinde görülüyor.
Hristiyanlığın İlk Kilisesi...
Hristiyanlığın İlk Kilisesi...
Hatay Devlet Meclisi 23 Haziran 1939 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'ne ilhak kararı almıştır. 23 Temmuz 1939'da "Hatay" adıyla bir vilâyet olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne katılmıştır.
Akdeniz'in doğu kıyılarında Toroslar'ın güney uzantısı Amanos ile Habib Neccar Dağları'nın önündeki Amik orasında kurulmuş olan Hatay ilinin merkezi Antakya (Antiocheia), Anadolu'nun en erken yerleşim merkezlerinden birisidir.
Başkent Antiocheia hızla gelişerek önemli bir merkez olmuştur.
Titus Tüneli...
Titus Tüneli...
Roma Döneminde 1000 esirin 10 yıl boyunca dağı oyarak açtığı Titus Tüneli...
Kentler ecesi Antakya, köklü tarihiyle günümüz hayatına pek çok değer katıyor. Ortak miras olarak kabul edilebilecek bu değerlerin başında da Antakya’nın son 200 yılına tanıklık etmiş tarihi evleri bulunuyor.
Eski Antakya, Asi Nehri ile Habib Neccar Dağı arasında kalan doğu kısmıdır. Asi üzerinde, şehrin iki yakasını bağlayan bir dizi köprü vardır. Eski köprülerden biri olan, Amik Gölü'nün kurutulması projesi çerçevesinde, Asi'nin genişletilmesi ve yatağının taranması çalışmaları sırasında kentin Roma Çağı'ndan beri ayakta duran ünlü taş köprüsü (ki Diocletian zamanında yapıldığı tahmin edilir), 1972 yılında dönemin belediye başkanı tarafından hunharca ve acımasızca yıkılarak yerine bugünkü betonarme köprü inşa edilmiştir.