Ulusalcı kimliğiyle tanınan Ergenekon operasyonu kapsamında da alınıp serbest bıraklılan Yalçın Küçükün her sözü tartışma yaratıyor. Küçük son olarak Yeni Harman Dergisine konuştu. Muhsin Yazıcıoğlunun neden Taceddin Dergahına gömüldüğüne ilişkin açıklamalar yaptı. TARİKAT CENAZESİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ
Muhsin Yazıcıoğlu Ailesi neden burayı seçti ve AKP, neden, kanunlara aykırı olarak, Ankaranın göbeğine bir mezar kazılmasına izin verdi, soru budur; şimdi herkes evinin bahçesine mezar isterse ne olacak, burası tarihi bir yerdir ve bu mezar kanunlar çiğnenerek kazılmıştır. O halde, ikincisini, daha açık olarak söyleyebiliriz, bir “Tarikat Cenazesi” ile karşı karşıyayız; Genelkurmay Başkanı ve Rahşan Ecevit, bir tarikat cenazesine katıldılar, “nasıl ve neden” demek zorundayız.. Tabii böyle başlayabiliriz.
-Nereden biliyoruz veya biliyorsunuz?
-Bana soruyorsunuz, cevabını, bildiklerimi, sıralıyorum ve bu arada Muhsin Yazıcıoğlu ve Rahşan Ecevite teşekkür borcumu ifade ediyorum..
TACEDDİN DERGAHI SIRDI
-Neden ve nasıl?
-Çok basit bir nedenle; belki üç aydır, “Taciddin Dergahı” hakkında bilgi bulmaya çalışıyordum, İstiklal Marşını ve tabii Ersoyu araştıryordum, ama, “yok”, hiç bilgi bulamıyordum. Sır, Taceddin Dergahı bir sırdı, o kadar öyle ki, Ersoy ile aynı zamanda Mecliste olan, zamanın Karesi Mebusu ve İstiklal Marşının Akife yazdırılmasında baş rol oynayanlardan, Hasan Basri Çantay, “Akifname” nam eserinde, “Taceddin” adını telaffuzdan ısrarla kaçıyordu, korkan bir hali var, “birlikte kiraladığımız ev” diyordu ki, gerçek dışıdır. Kiralanan bir ev göremiyoruz ve “birlikte” oturmadılar, “birlikte yazdık” diyen bir uslübünu seziyorum, buna mukabil, Hasan Basri Bey, “Akifname” için, islamist yazarlardan N.Topçudan bir önsöz almayı ihmal etmemiş, “tasavvuf” kokuludur. Önsözde, Topçu, Ersoy için, “büyük sırra götüren yolda istiklal ezanlarının inlediği Ankaranın kıyısındaki Taceddin Dergahında cezbeleri yaşarkan” diyor ki, burada “cezbe” yaşandığını öğreniyoruz...
KORKMA MUHSİNİN TABİATINA UYMAZ
-Tarikat mı, hangisi...
-Önce bir parentez, ayrıntılı analiz, İstikal Marşı yazılarken Dergahın müdavimlerinin listesi, hazırlamakta olduğum “Çöküş” çalışmamdadır ve ayrıca, burada bibliyografik kaynak vermiyorum. Bundan sonra, bir, Yazıcıoğlunu Türkçü olarak biliyoruz, İstiklal Marşında “Türk” sözcüğü yoktur ve cesur bir “savaşcı” olarak gömüldüğünü de görüyoruz, İstiklal Marşı “korkma” sözcüğü ile başlamaktadır, tabiaatına uygun olmadığı sonucuna varıyorum. Biz Muhsin Bey ile “karşı cephelerde” idik, ancak evlerimiz şu anda çok yakın ve nerede ise karşı karşıyadır, ben her sabah koşuyorum, Muhsin Bey bazı sabahlar yürüyordu, parkımız ortaktır ve selamlaşırız; “korkmaz” olduğundan eminim, “korkma” sözcüğü uzağındadır. Demek ki, buraya gömülmesini, Ersoyun Marşına bağlayamayız; ancak Mehmet Akife bağlayabiliriz.
DERGAH DEĞİL KÜLLİYE
Peki nasıl ve hangi tarih bağlantısı ile, soru budur.
Devam etmeden önce not etmek durumundayım, “Dergah” değil, “Taceddin Külliyesi” demek isabetlidir, Taceddin Camii, Türbe ve Dergah var; Ersoy, külliyenin meşrutasında, bugünkü dille lojmanında kalıyordu. Kira, mevzu-u bahis edilmemiştir ve sonra ailesini de buraya taşıdığını biliyoruz.
Yazıcıoğluna teşekkürüm, beni, tarikatlara sevketmesi nedeni iledir. Bahusus müteşekkir oldum.
RAHŞAN ECEVİT KENDİSİNİ İNKAR ETMİŞTİR
-Rahşan Ecevite..
-Bilim yapıyoruz, asıl rehberimiz, deviasyonlardır ve Rahşan Hanımın bu cenazeye katılması, bilimsel planda çok büyük bir sapma ve şahıs düzleminde, kendisini inkarıdır. İnkar etmiştir...
YAZICIOĞLU KATLİAMLARLA ANILMAK İSTEMİYORDU
-Nasıl ve neden?
-Çok basit, şu sırada Tuncay Güney, en son nitelememizle, yeniden, “sahne aldı”, Ergenokona dayanak olan ifaedelerini veririken, önünden sıktıklarını ve arkasından cop soktuklarını söyledi; Birand, bağlantı kurmuştu. Bekir Coşkun, Ergenekonun dayanağının, “Hahamın ta.akları” sıkılarak sağlandığını, bu sırada makatına da sopa sokulduğunu, acı bir mizah ile yazıyordu; işte bu sırada, sıkıcı ve sokucu devlet memurları, Yazıcıoğlu ile Maraş Katliamı ve “Yedi Tiplinin Katli” bağlantısı üzerine delil çıkarıyorlardı. Bu Yedi Türkiye İşçi Partili üniversite öğrencisi idiler, benim genç arkadaşlarım olarak hatırlıyorum, içlerinden Latif, Yürüyüş Dergisinde bana yardım ederdi, ne güzel çocuklardı, boğdular. Günahları, “ülkücü mahellesi” ilan edilen Emek-Beşevlerde, ev tutmalarıdır. İşci Partisi, bu tekele karşı çıkıyordu; ol tarihte Emeke “ülkücü” olmayan giremiyordu, Devlet Bahçeli, Emekte ülkücülerin başı idi. Bu katliamlarda ve Madımakta Muhsin Yazıcıoğlunun rolü üzerinde hep durulmuştu; doğru mu, bilemeyiz ve burada beni ilgilendirmiyor ve yalnız, Tuncay Güney, müteveffa Yazıcıoğlunun, bu ifadeler için, dört ay önce kendisiyle konuştuğunu da söylemektedir. Müteveffa Yazıcıoğlu, bu ve diğer katliamlarla birlikte anılmak istemiyordu ki, haklıdır.
RAHŞAN ECEVİT UNUTMUŞ GÖRÜNÜYOR
Rahşan Ecevit mi, O ayrı, Maraş Katliamı sırasında Başbakan Bülent Ecevitin eşidir ve hatta mücadele arkkadaşı, comrade in arms, iddiası ve sözünü biliyoruz; unutmuş görünüyor. Benim unutmamak türünden bir özelliğim var.
İSTİFA ETMESİNİ BİLMİŞTİR
O sırada Ecevit Hükümetinde İç İşleri Bakanı İrfan Özaydınlı idi, 12 Martta Eskişehir Sıkıyönetim Komutanı Hava Orgenerali idi, atatürkçü sayıyoruz, amma ve lakin, çok beceriksiz bir iç işleri bakanı olmuştu, katliamın büyümesinde rolü büyüktür. Kabul ederek, istifa etmesini bilmiştir. Kabul ettiği için, yüceltmiyorum.
Ancak öyledir, oğlu Bülent Özaydınlı, Koç Holdingte, “ciyo” bile olmuştur; öyledir, bazan asıl hizmet beceriksizliktir ve unutmayız, yükseltiriz. 27 Mayıs Devriminde, götürüldüğü Harbiyede, pencereden atlayarak intihar eden tanınmış İç İşleri Bakanımız Namık Gedikin oğlunu da, Aydın Doğan Holdingin başında buluruz; vergi cezası meselesini çok beceriksizce yçnettiğini biliyoruz. Demek ki unutmayız ve tutarız; bu bir parantezdir. Tekeliyet, tabana zarar verenleri veya çocuklarını tavana çıkarmaya ehemmiyet veren bir nizamdır.
YAHUDİ PARMAĞINI ARAMAK ZORUNDAYIZ
-Peki, anlıyoruz, Rahşan Ecevit var, peki ne anlama geliyor?
-Yöntemsel ve bilimsel anlamı, bana göre, mühimdir. Yalnız bunun içinbazı önermelerimi anlatmak zorundayım.
Bir: İsim-bilim verimlerine baş vurulmadan ve mezar taşlarını okunmadan, tarih yazmak imkansızdır.
İki: İsraele, judaizme demek istiyorum, bakmadan Türk tarihini yazmak, fenerbahçe, galatasaray ve beşiktaşı yok sayarak, futbol tarihi yazmakla eş değerdedir. Tabii, böylece yazılan tarihlerin pek değersiz kaldıklarını söylemek istiyorum; boş ve yanıltıcıdırlar. Düzeltmeye çalışıyorum.
Her meselede, İsraele bakmak ve bilimsel bir deyişle, Yahudi Parmağını aramak zorundayız.
TARİKAT CENAZESİ KALDIRILDIYSA
-O halde, nereye geliyoruz..
-Rahşan Ecevitin cenaze törenine katılması bana, İbraniyet bağlantılı tarikatlara yönelmeyi emretmiştir..
-Emretmek mi,
-Bu bir bilimsel emirdir ve ben, çeşitli çalışmalarımda, Zeki Aral Hocamızın kerimesi Rahşan Aralın, İbrani asıllı olabileceğine işaret etmiştim, İsrael bilim adamları, bu meselede, bana güvenerek, öyle yazıyorlar. Henüz Bülent Ecevit hakkında bir açıklamam olmadı; buna dayanarak, olmadığına hükmediyorlar. Bu bilimsel emir, benim yolumu parlattı; Fariside “rah”, yol ve “şan” da parlaklık anlamındadır. Teşekkürüm buradan kaynaklanıyor.
Ölümü dışında burada, Yazıcıoğlu ile ilgilenmiyorum, ancak bir “Tarikat Cenazesi” ile kaldırıldıysa ve bu törene Rahşan Ecevit katıldı ise, bir İbraniyet bağlantısı aramaya mecburum. Bilim dünyasındaki on emirden birisi de budur.
-Bağlantıdan kastınız nedir?
-Peki, ülkemizde sabetayizm araştırmalarında bir büyük kilometre taşı olan, Şemsi Efendi ahfadından, Ilgaz Zorlu kardeşimizin, “Evet, Ben Selanikliyim: Türkiye Sabetaycılığı” nam eserinden bir parağraf aktarmama izin verirmisiniz; çok açıklayıcıdır. Hayli verimlidir.
”Sabetaycıların din değiştirmeleri sonrasında İstanbulda yaptıkları ilk eylem, zamanın Halveti Dergahı pirlerinden olan ve bugün Üsküdarda yatan Aziz Mahmud Hüdayinin tekkesinin yapılışında maddi destek sağlamalarıdır. Bunun ana nedeni, uzun bir süre sabetaycıların bu dergaha gitmeleriydi, 1924 mübadelesine kadar da Sabetaycılar Aziz Mahmudun dergahında bulundular.”
Güzel, bir yerlere gelişyoruz, bir yerlere varıyoruz.
Yalnız bir düzeltme yapmak zorundayım, “Hüdayi” diyoruz, şimdi arkadaşım Ertuğrul Özkökün, bu satırları okurken yüzünü görür oluyorum, “Yalçın, şimdi, kayınpederim Hüdayi Orala nasıl gelecek” deyu merak içindedir, aramızda uzun zamandır süren ve “Hüdayi” adı üzerinde, bir tartışma var. Öğreniyorlar.
Hayır, kaygıya mahal görmüyorum; düzeltme şudur, Hüdayi, Celvetiye Tarikatının kurucusu ve şeyhi sayılmaktadır. Demek ki, Özkökün eşinin babasından sonra bir ikinci “Hüdayi” bulmuş oluyoruz.
BÖYLE MİLLİYETÇİLİK OLMAZ
Ancak, kabul etmek gerekir ki “Celvetiye” son derece syncrétique bir tarikattir, nitekim Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri de, “hem halveti ve hem celveti” olduğunu kelam ediyordu. Yalnız bu kadar değil, Celvetiye, bir açıdan Türk milliyetçiliğine benziyor, “mezhebi çok geniştir” ve içine pek çok tarikat almaktadır; bu anlamda söylüyorum. Bize göre, Cengiz de Timur da, Mevlana Celaleddin de Türktür ve bir ara kızılderililelere de göz dikmiştik. Böyle milliyetçilik olmaz; geçerken kesinlikle not ediyorum.
O halde, Müteveffa Yazıcıoğlu ile kendisini inkar eden Rahşan Eecevit sayesinde, tarihimizde, pek gizli tutulan bir gerçeğe daha ulaşmış oluyoruz. İstiklal Marşının, Celvetiye Tarikatı Küllüyesi içinde, Dergahın bir lojmanında yazılmış olduğunu, tesbit ediyoruz.
























Yorumlar
Tüm yorumlar »Gönder