2 Temmuz günü Sivas olayları yeniden hatırlandı. Yapılanlara bir kez daha lanet okundu. Radikal gazetesi yazarı Oral Çalışlar, "Zaman gazetesi ve Madımak acısı" başlıklı yazısında Zaman Gazetesinin haberine ve 16 yıl sonra dahi değişmeyen zihniyetini yazdı.
Türkiyenin demokratikleşme yolculuğunun olanaklılığının, farklı kimlik, inanç ve etnik kökene sahip değişik kesimlerin bir arada yaşamayı becerebilmeleriyle doğru orantılı olduğu konusunda artık geniş bir kesim hemfikir.
Oyunu anlayabilirdik
Türkiyedeki toplumsal farklılıklar, kışkırtmaların da etkisiyle düşmanlıklara ve büyük katliamlara neden oldu. Toplumun bütünü bu çatışmalardan acı çekti. Askeri darbelerin ve müdahalelerin temel gerekçelerinden birisi, çatışma ortamlarıydı. O çatışmalara dikkatle bakılmış olsaydı, hepsinin arkasında bir şekilde darbeci güçlerin ve onların maşalarının rolünün olduğunun farkına varılabilirdi. Yani oyunu anlayabilirdik.
Son yıllarda, çatışmacı ortamın acısını çekmiş olan kesimler daha dikkatli davranmaya başladılar. Kışkırtmalara gelmenin ne demek olduğunu bildikleri için, çatışmacı kültürden uzak durmaya gayret ediyorlar.
Bu oyunun figüranları da ne yazık ki bir kesim İslamcıdır
1993 yılında Sivasta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında yaşanan toplu katliam, toplumca yaşadığımız en ağır travmalardan birisiydi. Şimdi o günlere daha dikkatle baktığımız zaman bu katliamın bir tertip olduğunu, toplumu kamplara bölerek iktidarlarını sürdürmek isteyen kesimlerin oyunu olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz.
Sivas katliamı bir devlet operasyonudur. Ancak bu oyunun figüranları da ne yazık ki bir kesim İslamcıdır. Oyunun parçası olmanın yanı sıra, çok sayıda aydının ve Alevinin öldürülmesinin sorumlusu olarak büyük bir vebalin parçası haline gelmişlerdir. Tıpkı başka bazı olaylarda ülkücülerin, solcuların benzer sorumlulukları olduğu gibi...
İslami kesimin çoğunluğu da bu derin acıyı hissetti
Madımak yangını bir dönüm noktasıydı. Devlet tezgâhının iyi işlediği, derin izler bırakan bir cinayetti. Alevilerin, laik kesimin yüreği yandı. İslami kesimin çoğunluğu da bu derin acıyı hissetti. Yeni bir barış ortamının oluşması sürecinde İslami kesimdeki değişimin merkezi önem derecesinde olduğunu düşünmekteyim. İslami kesimdeki çağdaşlaşma çabalarının kalıcı sonuçlarını önemseyenlerdenim. Bu bağlamda yaşanmakta olan gelişmelerden sevinç duyuyorum.
İslami kesimin yumuşak karnı
Alevilerin ve Kürtlerin son dönemde sistemleşen talepleri karşısında, İslami kesimde bir şaşkınlık yaşandığını gözlüyorum. İş bu alana geldiğinde yanlış reflekslerin ortaya çıktığına tanık oluyor ve üzülüyorum. Bu alan İslami kesimin yumuşak karnı gibi görünüyor. Demokrasinin ve sivil alanın önemine vurgu yaparken çok mesafe aldıklarına inandığım bu kesimlerin söz konusu alandaki zaaflarını görmelerini diliyorum.
Yangın mı çıkmıştı diri diri yakılmışlar mıydı
Zaman gazetesinin Madımak acısını değerlendiren haberi gerçekleri gösteriyor mu sizce? İşte o haberden bazı bölümler: “2 Temmuz 1993te gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Otelinde yangın çıkmış, aralarında otel görevlilerinin de bulunduğu 37 kişi ölmüştü.”Sizce orada yangın mı çıkmıştı, yoksa orada insanlar diri diri yakılmışlar mıydı? Haberin devamında şu cümleler yer alıyor...
Yazıcıoğluna nankörlük yapıyorlar
“Madımak Otelinin tam karşısında bulunan Alperen Ocakları bürosunun penceresinden merhum BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu posterinin asılmasına etkinliklere katılanlar tepki gösterdi. 1993teki olaylar sırasında Madımakın hemen yanında bulunan BBP binasındaki görevliler, Yazıcıoğlunun talimatıyla aralarında Aziz Nesinin de bulunduğu yaklaşık 40 kişinin hayatını kurtarmış ve parti binasına geçmelerini sağlamışlardı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, bazı miting katılımcılarının Yazıcıoğluna yönelik bu hareketini nankörlük olarak niteledi.”
Gülerek yaktın, donarak öldün pankartı
Yazıcıoğluna yönelik Gülerek yaktın, donarak öldün pankartını ve BBP binasına yönelik taşkınlıkları onaylamak mümkün değil. Ancak, Sivas katliamını protesto eden gösterilerin böylesine soğuk, mesafeli bir haberle karşılanmasının ne kadar doğru olduğunun sorgulanması gerekiyor. Bir kısım protestocunun tepkilerinden yola çıkılarak “nankörler” değerlendirmesinde bulunulması onaylanamaz.Hepimizi ilgilendiren bir acı söz konusu.
Başbağlar katliamı alçakça işlenmiş bir cinayetti
Sivas katliamının hemen ardından Erzurumun Başbağlar köyünde başka bir katliam yaşanmıştı. PKKnın düzenlediği söylenen bu katliam, bazı çevreler tarafından Sivasla birlikte anıldı ve Sivas katliamına eşdeğermiş gibi sunuldu... Burada da mantıksal / algısal bir problem söz konusu: Başbağlar katliamı alçakça işlenmiş bir cinayetti. Ani bir baskındı.
Sivastaki katliam tertipti
Sivastaki katliam, toplumun gözü önünde, 12 saat süren ve devlet güçlerinin seyirci kaldığı, onlarca aydının göz göre göre ateşe atıldığı bir tertipti. Zaman gazetesinin daha dikkatli davranması ve daha özenli bir dil kullanması, ülkemizin demokratikleşmesi ve ortak yaşam açısından hayati önem taşıyor. Bu özeni beklemeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.

























Yorumlar
Tüm yorumlar »Gönder