Ulusalcıların yeni coşku adamı Erhan Göksel son günlerde yeniden Türkiyenin birinci gündemi olan “Kürt Sorunu”nun geleceğini Odatvye anlattı.
İşte Gökselin Açıklamaları:
1 MART TEZKERESİYLE TÜRKİYE ÖNEMİNİ KAYBETTİ
ABD için bugünkü dünyada en büyük siyasi problem, Kuzey Irak başta olmak üzere Ortadoğuda yeni bir harita oluşturulmasıdır. Daha doğrusu Ortadoğunun “yeniden-dizayn edilmesi”yle, İsrailin güvenliğini sağlamaktır. Bu proje Clinton dönenimde başlayan, Bush döneminde devam eden ve hiç değişmeyen bir siyaset anlayışının devamıdır. Bu bölge yapılandırılırken 1 Mart tezkeresi ile Türkiye eski önemini yitirmiş, Türkler değil, bölgedeki Kürt nüfus Amerika için en önemli partner haline gelmiştir.
2012DE MUSUL TÜRKİYEYE BAĞLANACAK
ABDnin bastırmasıyla olsa gerek; kısa bir süre önce bir tez ortaya atıldı. Ayrıca ABDli önemli bir “Think-Tank” (düşünce) Kuruluşunun raporu da, 2012de Musulun Türkiyeye bağlanabileceğini söyledi. Hemen arkasından geçen hafta, bu sefer bizzat Barzaninin yakın çevresinden “Kuzey Irak Kürt Yönetimi”nin, Kerkükün Kürt yönetimine katılması, Kuzey Irak Kürtlerinin de Musul Vilayeti ile beraber Türkiyeye katılması türünden söylemler dışardan Türkiyeye taşındı..
ASKERLER CESARET EDEMEDİLER
Kuzey Irakın (Musul-Kerkük) Türkiyeye katılması baştan beri Turgut Özalın fikriydi. Benim kendisiyle çalıştığım 1990lı yıllarda bu onun en büyük rüyasıydı. Ancak o zaman Türkiye gerçekten masadaydı ve uluslararası politikayı da kısmen yönetiyordu. Ne yazık ki, o dönemde askerler buna cesaret edemediler ve masadan kalktılar. Özal yalnız kaldı ve Türkiye ilk Irak Harekatını uzaktan izledi; sonuçta da bugünkü Kuzey Irak Kürt Devletinin tohumları atıldı. Bugün ise durum çok farklı. Bugün Türkiye ile ilgili aklınıza gelebilecek her türlü siyasal mücadele ve ülke içerisindeki çatışmalar “Uluslararası Siyaset”in, “Uluslararası Güçler”in mücadelesinden dolayı ortaya çıkıyor. Ülke içindeki ulusal güçlerle onlara karşı olanların mücadelesi değil bugün yaşadıklarımız. Özal dönemi ile bugünün farkı işte budur.
BÖLÜNMENİN ÖNÜ AÇILIR
Bugün Uluslararası Güçlerce ortaya atılan bu önemli tez; yani, Kuzey Irak ve Musulun bize katılması tezi, bize çok sıcak görünüyor. Çok sempatik geliyor. Musulun Türkiyeye katılmasının bir tek anlamı vardır. O da; Lozanın ortadan kalkmasıdır. Zaten Lozan Amerika Birleşik Devletleri tarafından imzalanmamıştır ve kabul edilmemiştir. Bu konu bizim ders kitaplarımızda hiç bahsolunmaz. Bizim Necip Türk medyasının da bilmediği için hiç bahsetmediği bir konudur bu. ABD, Lozanı ve Türkiyenin varlığının siyasi tescilini asla tanımamıştır.
MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI DEĞİŞİRSE LOZAN GEÇERSİZ OLUR
Eğer biz Musulu alırsak, bir anlamda üniter yapımızı değiştirmiş oluruz. Özetle; biz Lozanı lağvettiğimiz zaman, yarın Musul ve Kerkük dahil Kuzey Irak, Türkiyeye katılırsa, fiilen Lozan ortadan kalkmış olur ve Lozan kalktıktan sonra da, belki bir 10 yıl içerisinde bizdeki Kürt bölgelerini de içine alacak şekilde bir parçalanmanın da önü açılır. Yani, Türkiye Cumhuriyetinin Misak-ı Milli sınırlarında herhangi bir değişikliğin olması demek, Lozanın geçersiz kalması demektir. Lozan geçersiz olursa, ilk etapta bu bir büyüme gibi görünse de, daha sonraki süreçte Türkiyenin farklı federasyonlara ve sınırlara bölünmesinin, bu konudaki siyasi dayatmaların da önü açılmış olur.
LOZAN TÜRKİYENİN YEGANE TEMİNATIDIR
Bugün Türkiyenin bölünmesini engelleyen en önemli şey Lozandır. Lozan, Türkiyenin varlığı ve bütünlüğünün yegane teminatıdır ve Amerika dışında, bütün devletlerin, uluslararası platformda “siyaseten mutabakatla” kabul edilmiş bir anlaşmadır. İlk anda bize çok sıcak gelen bu Kuzey Irak “ilhakı”, aslında Türkiyenin parçalanmasının pratik ve en etkili yoludur. Böyle bir gelişme ile Türkiye büyük bir tehlikenin içine girmiş olur.
TÜRKİYE LOZANI KENDİ ELİYLE LAĞVEDERSE; YOK OLUP GİDER
Türk Milleti ve Necip Türk Medyası, maalesef gerçekleri iyice anlayamaz hale geldi. Bundan 2 ay önce Nisan ayında ABD Başkanı Obama geldi,. Biz onu, bir Demokrasi havarisi edasıyla izledik. Meclisde bir konuşma yaptı. Açıkça Başbakan ve Milletvekillerinin gözü önünde, Türk siyasetine ABDnin buyruklarına adeta dikte etti. Ermeni meselesi ile ilgili açıkça “Ermeni Soykırımı” dedi. “Patrikhaneyi açacaksınız” dedi. “Ermenistan sınır kapısını açacaksınız, Kıbrıs Rum kesimine limanlarınızı açacaksanız” türünden sözler söyledi. Koskoca Türkiye önünde bunları adeta dikte etti; medya ve milletvekillerimiz de bu konuşmayı ayakta alkışladı.
TÜRKİYEDEKİ SİYASİ MÜCADELE ULUSLARARASI GÜÇLERİN PLANLARIDIR
Şurası iyi anlaşılmalıdır: bu ülke içindeki siyasi mücadele, artık “Ulusal Siyaset”in mücadelesi olmaktan çıktı, dışarıdaki güçlerin, yani “Uluslararası Güç Merkezleri”nin Türkiye üzerindeki planlarının, hesaplaşmalarının mücadelesi oldu.
EKİMDE YENİ KRİZ DALGASI GELİYOR
Kısacası Türkiye bugün, Turgut Özalın moda tabiriyle bir “Transformasyon”un öncesindedir. Hatırlarsanız bundan 15 gün önce “Ekim ayında dünyada ikinci büyük bir ekonomik kriz dalgası geliyor ve bu kriz Türkiyeye yansıyacak” demiştim. Türkiye iktisadi bir buhrana doğru hızla sürükleniyor. Uluslararası Güçlerin Türkiye üzerine mücadelesine; bir de ekonomik buhran eklendiğinde, gelecek transformasyon (dönüşüm), Türkiyedeki bütün siyaseti, AKP, MHP, CHP dahil mevcut siyaseti silip süpürecektir.
ABD, TÜRKİYENİN ZAYIFLAMASINI İSTİYOR VE YENİ MUHATAP ARIYOR
Amerikanın Türkiyeye bakışını iyi okumak gerekir. Son zamanlarda şunu görmeye başladım; Amerikalılar, Türkiyede yeni bir muhatap arıyorlar ve bugünkü siyasi çıkmazın üstüne iktisadi buhran da eklendiğinde, çok kolaylıkla Türkiyede bir muhatap bulacaklardır. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.
Sürekli konuşuyoruz; “Tencere sürekli fıkırdıyor, henüz kaynamadı”. Yok Musul meselesi, yok anayasa değişikliği, yok Ergenekon, yok asker-sivil yargı meselesi..., bütün bu konularda konuşulanların hepsi aslında tali, izafi sorunlardır; yani ikincil meselelerdir. Türkiyenin birinci meselesi iktisadi meseledir. Yani Türkiyenin “varlık” meselesidir. Ne yazık ki, hiç kimse asıl mesele ile ilgili değil.
“TRANSFORMASYON” ÖNCESİ DAİMA EKONOMİK KRİZ OLUR
Her buhran, arkasından bir “Transformasyon”u da (dönüşümü) beraberinde getirir. Bir “Dönüşüm”ün olabilmesi için öncesinde bir buhran yaratılması gerekir. 1958de develüasyon oldu, 1960ta da devrim (darbe) oldu. Unutmayalım;1980de de devalüasyon oldu, bunu da askeri darbe izledi.
ABDnin uluslararası siyasette son 60 yıldır, yani II. Büyük Savaştan beri uyguladığı “stratejik” ve “diplomatik” bir yol vardır; “ABD Müesses Nizam”ı için genel kural şudur: Uluslararası mücadelede en önemli müttefikinizi, en önemli partnerinizi, onun elinin en zayıf olduğu anda yakalamanız gerekir. Amerikan Diplomasisi, yani Dış Siyaseti bu teorinin üzerine kuruludur. Çünkü karşınızda müttefik olarak partneriniz olan kişinin elini zayıflatırsanız, onunla istediğiniz şartlarda ortaklık yaparsınız; yani özetle onu yönetirsiniz.
Önümüzdeki yakın dönemde yaşayacağımız, iktisadi krize eklenmiş, hemen onun arkasından gelecek bir siyasi krizde, ABD “yeni bir rejimin” önünü açacaktır. Bu rejimden kastım kesinlikle “darbe” değil.
Evet, ABDnin geçmişte Türkiyedeki en büyük partneri Ordu olmuştur. Ancak bugün TSKnın çok zayıf bir noktaya düşürülmüş olması da, ABDnin düzenlemeye çalıştığı yeni “Transformasyon” için hiç de raslantı değildir.
EN BÜYÜK PARTİNİN YÜZDE 20 OY ALDIĞI, KOALİSYONLARLA YÖNETİLEN BİR ÜLKE, ABD İÇİN EN KOLAY YÖNETİLECEK ÜLKEDİR
Ekim-Kasımda Amerikada ve Küresel Kapitalist Dünyada başlayacak ikinci iktisadi krizin Türkiyeye yansıması ilk dalgadan daha büyük olacak diye iddia ediyorum. Çünkü, AKP Hükümeti durumun farkında bile değil; adeta birileri İş Dünyasının, Medyanın ve Hükümetin de gözünü bağlayıp, manüple ediyorlar diye düşünüyorum. Kasım ve Aralıkta bu kriz Türkiyeye yansıdığı zaman, örneğin; önümüzdeki Haziranda, yani 6 ay sonrasında Türkiyede bir seçim olsa, AKP dahil hiçbir partinin yüzde 20 alamayacağını görebiliriz. 4 partinin yüzde 20 ile seçim kazandığı ve iktidara ortak olduğu bir koalisyon, bir “Süper Güç” için en çok istenen durumdur. Böyle bir koalisyon ABD tarafından çok kolay yönetilecek “güçsüz” bir koalisyondur. Böyle koalisyonla yönetilen bir ülkade ayrıca, siyaset dışı “Güçler” de yeniden güçlenir ve Hükümet üzerinde bir baskı gücü olarak devreye girer.
Bu nedenle Türkiye için malesef önümüzdeki dönemin son derece sıkıntılı geçeceğini düşünüyorum. ABDnin Türkiyedeki güç merkezlerine güclerini kaybettirerek, ülkenin en zayıf düşürüldüğü noktada, Türkiye için planladığı “transformasyon”u dayatabileceğini söyleyebilirim.
Tüm bunlar, Ortadoğuda haritaların yeniden çizilebilmesi için, ABDnin başlıca düşmanı olan “İran – Hizbullah – Taliban” üçgeni ile “Centcom” denilen Çinden Türkiyeye kadar uzanan bu bölgedeki tüm ABD karşıtı akımlar ve ayrıca Çinin müttefiklerini zayıflatmak adına yapılıyor.
Bütün bu coğrafyada yakın gelecekte dönüştürülecek (transformasyon) müttefik olan Türkiyeye; ABD tarafından bir dominant rol biçiliyor.
Altını çizerek söylüyorum, ABDnin, Ortadoğuda Türkiyeye atfettiği birinci öncelik, Kuzey Irakta kurulacak bir “Kürt Devleti”ne, Türkiyenin asla gölge etmemesi görevidir. Amerika için Türkiyeye atfedilen ikinci önemli rol ise, soğuk savaş dönemindeki “müttefiki Türkiye” gibi; her dediğini yapacak yeni bir rejimin önünü açmak olacaktır. (Odatv.com)
























Yorumlar
Tüm yorumlar »Gönder