BİYOGRAFİ >
Marie Rose Balter kimdir

Marie Rose Balter kimdir

Yaşadığı onca acıdan, eziyetten sonra umutsuzluk ve öfkeye kapılmayan, affetmeyi öğrenip kendisini bile şaşırtmayı başaran güçlü kadın, Marie Rose Balter’in hayat hikayesidir.

Marie ROse Balter

Hayatın tüm mükemmelliğine tezat oluşturacak derecede acı yolunda, insan sahip olmak istediği her şeye ulaşmak için çaba göstermek zorundaydı. Hiçbir şey önümüze altın tepside sunulmuyordu işte...

Yine de bazı hayatların acısı, anlatılmasa olmayacak cinstendi işte. İşte bu yüzden Marie'nin yaşamı kesinlikle yazılmaya değerdi...

Marie'nin sıradan ve hüzünlü doğumu

Marie, 1930 yılında alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi ona Patricia adını vermişti. Ancak ona bakamadı ve 5 yaşındayken yurda verdi. Adı Marie olarak değişecekti. Bundan sonra Marie’yi bekleyen zor, çok zor bir hayattı...

Marie'nin yeni ailesiyle yolculuğu

Yurtta oraya bir şekilde bırakılmış her çocuk gibi sıradan zamanlar geçiriyordu. Etrafında olup bitenleri algılıyordu; ancak küçücük bedeniyle neden bir annesi varken buraya bırakıldığını anlayamazdı.

Kısa bir süre sonra bir çift Marie'yi evlatlık edindi. Marie, bir evde anne ve baba ile yaşayacağının verdiği sevinçle tuttu ellerinden yeni evine giderken. Onu bekleyen cehennemden habersizdi. Bu kez yaşayacakları annesiz kalmaktan, yurda bırakılmaktan daha acıydı.

Onu evlatlık edinen çift, Marie’nin sevinç duyduğu gibi ona anne baba olmak derdinde değildi. Onlar sadist duygularını üzerinde uygulamak için Marie’yi evlat edinmişlerdi. İtalyan asıllı bu çift, küçük kızı evin mahzenine kapattı ve sistematik biçimde işkence etmeye başladı.

Dışarıdan bakıldığında oldukça normal görünen bu çiftin etrafında da saygınlıkları vardı. Böylece bu durumu rahatlıkla gizlediler. Marie'nin içine düştüğü cehennemden uzunca bir süre kimsenin haberi olmadı.

Cehennem hayatın kaçınılmaz sonu

Marie, gördüğü işkenceler bilfiil devam ederken 17 yaşına kadar geldi. Gördüğü onca işkence karşısında yaşama tutunmaktan vazgeçmek istemiyordu; ama yaşadıkalrı bir insan için çok fazlaydı. Marie, depresyon kaynaklı felç geçirdi.

Sonunda hastaneye gidebilmişti. Fazlaca halüsinasyon görüyordu. Bu yüzden doktorlar şizofreni teşhisi koydu. Yaşadıklarına kimseyi inandıramıyordu. Onu delirtmemişlerdi de, o zaten deliydi sanki.

Marie'nin 17 yıllık akıl hastanesi yolculuğu işte böyle başladı. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvrandığı zor yıllardı. Yemedi, içmedi, hareket etmedi. Aklından geçirebildiği tek şey intihar etmekti...

Marie şizofren değil

Marie, eğer buna yaşamak denebilirse, hâlâ yaşıyordu. 17 yıldır akıl hastanesindeydi. Bu süreci takip eden doktorlar, Marie'nin durumunu yeniden değerlendirmeye karar verdi.

Sonunda onun şizofren olmadığına, yaşadıkları yüzünden ağır bir depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar vermişlerdi. Hastanede edindiği arkadaşları ve onu seven birkaç sağlık görevlisinin yardımıyla Marie, hastaneden çıkarıldı.

Marie'yi yeni ve sıfırdan başlayacağı bir hayat bekliyordu. Yürümeyi, koşmayı, konuşmayı, yemeyi, güvenmeyi, her şeyi yeni baştan öğrenecekti. Bildiği tek şey sevgiydi. Kalbinde yerleşik hayat süren sevgi, onu hayata bağlayacak; bizim çoktan vazgeçtiğimiz, “Bu yaştan sonra…” diye başlayan cümleler kuracağımız 34 yaşında hayata yeniden başlayacaktı…

Marie artık özgür

Artık özgürdü. Yaşamını nasıl sürdüreceğine 34 yıl sonra ilk kez kendisi karar verecekti. Kaderini annesi yazmış, aile diye kabullenmek için can attığı o sadist çift de sürdürmüştü. Şimdi her şey için sıra Marie’deydi.

Terk edilmiş, işkence ve tacize uğramış, yılları heba edilmiş bir kişi için hiç de kolay olmayan bir karar verdi Marie; yaşamayı seçti. Umutsuzluğa düşmek, hâlâ nefes alıyorken kendisine verilen bu şanstan vazgeçmek onun için bir seçenek bile olmamıştı. Oysa istese yaşadığı onca şeyin ardında sığınabilir, her şeyden vazgeçebilir, öfkesinin karşılığında yaşamın sorumluluğunu üstlenmek istemeyebilirdi. Ama o, önünde yaşayacağı yılları düşünmüştü. Geçmişindeki kahrolduğu yıllara öfke duymaktan vazgeçip umutla yeni yoluna başladı.

 

Hayata inat Marie'nin duruşu

Uzmanlar "Aklı dengesi yerinde değil, okuması imkansız" diyordu; Marie, Salem State Üniversitesi Psikiyatri bölümünü kazandı.

Tam bu sırada kanserle mücadele etmek zorunda kaldı. Öylesine pozitif yaklaşıyordu ki her şeye, bunca şeyin üstüne hikayesini bu hastalıkla bitiremezdi.

Marie evlendi

Yolu bir gün kendisi gibi akıl hastanesinden çıkmış ve iyileşmiş olan Joe ile kesişti Marie’nin. Joe ve Marie evlendi.

Evliliği maalesef Joe'nin ölümü sebebiyle sadece 6 sene sürdü. Yaşadıklarının üstüne aşkı tattığı için kendini şanslı sayarak yoluna devam etti Marie ve kendini işine adadı. Uzun yıllar doktor olarak çalıştı. Daha sonra Harvard Üniversitesi'nde mastır yaptı.

Psikiyatrik hastalar ilgi alanı olmuştu. Verdiği konferanslar çok ilgi görüyordu. Çünkü ona yöneltilen tüm sorular hep bildiği yerden geliyordu ve çok acı tecrübelerle en sağlam cevapları veriyordu.

Bu başarının ardından Marie’nin biyografisi yazılacak ve hayat hikayesinin filmi (Nobody's Child) çekilecekti. Hayatını acıklı bir şekilde anlatan bu film, birçok ödüle layık görüldü.

Hayat sürprizlerle dolu

58 yaşına geldiğinde okuyunca tüylerinizi ürpertecek, kendisinin bile tahmin edemeyeceği bir şey yaptı Marie. 17 yılını geçirdiği Masachusetts Danver Devlet Hastanesi'ne yönetici olarak atandı.

İşte bu belki de yaşadıklarımız karşısında gösterdiğimiz duruştan sonra hayatın bize ödül verme şekliydi…

Marie, 6 Ağustos 1999'da bu hayata veda ettiğinde geride bıraktığı koskoca bir inanç vardı. İnsanlara isterlerse her şeyi değiştirebileceğini öğretmişti; kendilerini bile...

Marie'den ders veren öğüt

Marie bir basın toplantısında şunları söyledi: "Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastaneye yönetici olarak dönemezdim."

Marie'nin zafer açıklaması da şöyleydi: "En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile..."

Marie bu hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını, yaşanılan her zorluk karşısında öfke duymak yerine affetmek gerektiğini gösteren en güzel örneklerden sadece bir tanesi. Ama kabul edelim ki çarpıcı bir örnek. Hayat belki her zaman mükemmel sunumlarda bulunmuyor; ama gerçekten affetmeyi öğrenmek gerek.

Bu yazıyı sonlandırdığınızda kendinize bir iyilik yapın; bu sayfayı kapatmadan içinizde öfke duyduğunuz en az bir kişiyi affedin ve bugün hayatınız için güzel bir başlangıç olsun.

Damla Karakuş

[email protected]

Not:

Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın