Warning: count(): Parameter must be an array or an object that implements Countable in /data/webroot/o/DEFAULT/html/esh/sayfalar/meydan_detay2.php on line 103
TÜRKİYE’DE TARIM VE HAYVANCILIK SORUNU
zekiozdemir1978@hotmail.com
 

TÜRKİYE’DE TARIM VE HAYVANCILIK SORUNU

TÜRKİYE’DE TARIM VE HAYVANCILIK SORUNU

Başlık ilginç. Tarım ve hayvancılığın kendisi bir sorun değil, ancak yaklaşık yüz yıldır olması gerektiği gibi yapılmaması, bilimsel metotlarla geliştirilememesi, dışa bağımlılığın her geçen gün ve yıl dramatik bir biçimde artması, Milletin geleceği açısından stratejik bir sorunsala dönüşmesi riskinin meydana gelmesi, yeterli düzeyde, gelişmiş toplumlarda olduğu gibi, modern tarım ve hayvancılık işletmelerinin bir türlü kurulamaması, olguyu bir soruna dönüştürmüştür. Aslında bu sektöre yönelik söz konusu sorun bir ekonomik problem olmakla birlikte, ekonomik sorunlarla ele alınıp, derinlemesine ve analitik bir biçimde irdelenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir konudur. Ancak mesele her geçen gün stratejik bir boyuta doğru gitmekte, gelecek nesilleri ilgilendiren bir hal almakta, gelecek nesillerin gıda ihtiyacı, arz güvenliği ve açlıkla karşı karşıya kalma veya kalmama ikilemine dönüşmüştür. Bu bağlamda soruna, analitik bir makaleyle değinmeden geçemeyeceğim. Çünkü, dünyada enerji, ilaç ve silah sanayiinin yanı sıra insanoğlunu ilgilendiren, varoluşunu sağlayan en önemli yaşamsal ve stratejik sektörlerden birisi de su ile birlikte gıda ve gıda ihtiyacının karşılanması gelmektedir. Bu mesele son derece hayatidir. Olmazsa olmazdır. Su ve gıda olmadan insanoğlu yaşayamaz. Serbest piyasa ekonomisinde, klasik ve neoklasik ekonomik anlayışında karşılıklı üstünlük yada mutlak üstünlük teorisi denen bir kuram vardır. Küresel ekonomik düzende, küreselleşen dünyada ve ekonomilerin karşılıklı bağımlı olduğu köye dönüşen global dünyada milletlerin ve devletlerin üstün ve başarılı olduğu alanlarda üretim yapması, marjinal faydası yüksek olan ve daha ucuza ve yüksek kalitede üretim yaptığı alanlara eğilmesi, yatırım yapmasıdır, bu teori. Üstün ve başarılı olmadığı alanlarda, düşük maliyetle ürün üretemediği konularda ise devletlerin sanayisini geliştirmeyip, ithalat yapmasıdır. Yani fındık üretemeyen, kahve üretemeyen veya teknoloji malı ile sanayi malı üretemeyen ülkelerin bu ürünleri dışardan almasıdır. Sanayii mallarında mutlak üstünlüğü olan ülke, otomobilini bu alanda üstünlüğü olmayan fındık veya kahve üreten azgelişmiş tarım ülkesine satacak, kendisi üretemediği tarım ürünlerini ise az gelişmiş ülkeden alacaktır. İşte dünyada gelir adaletsizliğine, kaynakların etkin, verimli ve adaletli dağıtılamamasına neden olan teori mutlak üstünlük ve karşılıklı bağımlılık teorisidir. Bu sistemde yapılan ticaret gelişmiş ülkelerin lehine, tarım ülkelerinin aleyhine gelişmektedir. Buna göre sanayileşmiş devletler teknoloji ve sanayi malı üretmekte, ayrıca tarım ve gıda sektöründe de yapılarını geliştirmekte, coğrafi ve iklim bakımından üretemediği tarım ürünlerini tarım ülkesinden almakta, ham maddeyi dışardan ucuza alarak ürettiği mamul ürününü ise az gelişmiş ülkelere pahalıya satmaktadır. Az gelişmiş tarım ülkesi ise sadece ucuz hammadde ve tarım ürünü üretmekte, sanayisini geliştirememektedir. Sanayi ve teknolojisini geliştiremeyen tarım ülkesi zamanla, teknolojik gerilik nedeniyle avantajlı olduğu tarım ürünleri ve gıda sektöründe de mutlak üstünlüğü kaybetmekte, tamamen her alanda hatta üstün olduğu tarım ve gıda alanında da sanayi ülkesine bağımlı hale gelmektedir. Buradan çıkan sonuç tarım ve gıda sektörünün hayati olduğu, karşılıklı fırsat üstünlüğü teorilerine kurban verilemeyeceği, mutlaka geliştirilmesi ve bırakılmaması gereken stratejik bir alan olduğudur. Dünyanın sanayi toplumu ve bilgi toplumuna evrilmesi sonucunda eğer herkes, her toplum ve her ülke teknoloji, sanayi, ağır sanayi ürünü üreteyim derken tarım ve gıda sektörünü ihmal ederse, insanlar ne yiyecek? Makine, bilgisayar, otomobil karın doyuracak mı? Sanayi ve teknoloji ürünü üreteyim, tarım ürünü ve gıdayı dış ülkelerden alayım derse bütün ülkeler, toprak, su, tarım alanları, ormanlar talan edilirse, kıtlık olmayacak mı? İnsanoğlu ekmek ve et yerine bir birini yemeyecek mi? Tabi ki yiyecektir. Kaldı ki gelişmiş ülkeler tarım ve gıda sektörünü bir kenara bırakmış değillerdir. Bu sektöre çok büyük ar-ge, teknolojik ve ekonomik yatırımlar yapmaktadırlar. Toprağı olanlar topraklarını en rantabl bir şekilde değerlendirmekte, toprağı olmayanlar ise teknolojik ve topraksız tarım yapmakta, tarım ve hayvancılık işletmelerine bütçeden çok büyük, astronomik oranlarda teşvik ve desteklemeler ayırmaktadırlar.Bu durumda teknoloji, sanayi, ağır sanayi, hizmet sektörünün yanı sıra bu alanda yaptığı yatırımlarla eş zamanlı olarak, ileriki zamanlarda bir milletin varlığını ve güvenliğini ilgilendiren stratejik bir sektör olan tarım ve hayvancılık ile gıda sektörüne yatırım yapmayan, söz konusu ürünleri ithal etme yolunu seçen bir millet veya ülke, hayat damarını, yaşam kaynağını, nefes borusunu başka ülkelerin eline vermiş demektir. Bu da milli meselelerde, varoluş mücadelelerinde, uluslararası sorunlarda, hatta savaşlarda çabucak tükenmek, yok olmak, teslim olmaktır. Yani tarım ve hayvancılık ve gıda sektörü, dünyada enerji, ilaç ve silah sektöründen sonra gelen dördüncü stratejik alan veya sektördür. Bu alanı ihmal eden, koruyup güçlendirmeyen ülkeler uluslararası ilişkilerde, enerji-güç-paylaşım-varoluş mücadelelerinde, biz buna adalet-hak-hakkaniyet-hukuk davalarımızı da ekleyelim, yok olmaya ve teslim olmaya mahkumdurlar.Osmanlıda ve Türkiye’de tarım ve hayvancılığın en önemli handikabı bilimsel yöntemlerle yapılmaması, tarım ve hayvancılık işletmelerinin bulunmaması veya yetersiz olması, üretimin ekonomik ve ticari bir nitelik taşımaktan ziyade köy ekonomisine dayalı olmasıdır. Yani köylünün bu faaliyetleri ticari bir amaç için değil, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için yapmasıdır. Kalkınmanın ve gelişmenin yolunun elbette sanayileşme ve bilgi ve bilişim teknolojilerinden geçtiği herkesin malumudur. Ancak bu demek değildir ki: Tarım ve hayvancılık, gıda sektörü ihmal edilecek. Tam kalkınma ve büyüme, tam bağımsızlık, bir veya birkaç alanın ihmal edilerek değil, tüm alanların ve sektörlerin eşgüdümlü, koordineli ve birbirini tamamlayan bir şekilde geliştirilmesi ve güçlendirilmesi ile mümkün olabilecektir. Bu, başarı için mutlak bir zorunluluktur. Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1920 ve 1930’larda yaklaşık olarak nüfusun % 70’i kır, % 30’u da kent nüfusu idi. Tarımsal istihdam oranı yine yaklaşık olarak % 70, % 30’luk istihdam oranı ise toplamda sanayi, hizmet ve inşaat sektöründe idi. % 30’luk istihdam oranının içinde ise sanayinin payı son derece düşüktü. 1950’lere gelindiğinde ise kır-kent nüfus oranı yarı yarıya geldi. Bunun sebebi de toplumsal hareketlilik, sanayileşme ve şehirleşmedir. Günümüzde ise kır veya köy nüfus oranı % 8, kent nüfus oranı % 92’dir. 28 milyonluk toplam istihdam içinde tarımsal istihdam oranı % 20, sanayi istihdam oranı % 20, hizmet ve inşaat sektörü istihdam oranı ise yaklaşık olarak % 60’tır (Hizmet sektörü % 50, inşaat sektörü % 10). İşsizlik oranı yaklaşık % 11, toplam işsiz sayısı ise yine yaklaşık olarak 3,5 milyondur. Buna göre şu sonuç çıkmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar olan dönemde sanayileşme ve şehirleşme ile birlikte köy nüfusu ve tarımsal istihdamın oranı çok büyük bir azalma göstermiş, sanayi ve hizmet sektörünün toplam istihdam içindeki oranı artış göstermiştir. Sanayileşme ve şehirleşme ile birlikte kalkınma ve ekonomik gelişme sonucunda sanayi ve hizmet sektörünün istihdam oranının artması, tarımsal istihdam oranı ile kır nüfus oranının azalması normal ve olağan karşılanması gereken bir durum olmakla birlikte, tarım ve gıda sektörü açısından ülkemizde, gelişmiş ve kalkınmış toplumlarından farklı ve tam tersi bir seyir ortaya çıkmıştır. Sanayileşmiş ve bilişim toplumlarında modernleşme ve tarımda makineleşme sonucunda kır nüfusu ve tarımsal istihdam oranı azalırken; tarım, hayvancılık sektörünün, sektör üretiminin, tarım ve hayvancılık alt yapısına dayalı hafif sanayi işletmelerinin milli gelir içindeki oranı artmıştır. Türkiye’de ise sanayileşme ve şehirleşme sonucunda tarım ve hayvancılık üretimi her geçen yıl azalmış, günümüzde neredeyse erime noktasına gelmiş, her tarım ürününde, hayvancılıkta dışa bağımlı, üzüntü verici, aynı zamanda her Türk Vatandaşının kanına dokunan, onur kırıcı bir durum ortaya çıkmıştır. Hepimizin bildiği gibi, 1970 ve 1980’li yıllarda, benim çocukluğumda ilkokul ve ortaokullarda Milli Eğitim ders kitaplarında (Sosyal Bilgiler) tarımda kendi kendine yeten dünyada 7 ülkeden biri olduğumuz yazardı ve bu bilgi bizlere hep öğretile geldi. Ama artık değil! Gelinen noktada tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeten bir ülke değiliz artık. Bu alanda son derece dışa bağlı, bağımlı ve ithalatçı bir ülkeyiz. Sebze tohumlarını, hayvan yemini, buğdayı, kırmızı mercimeği, bademi, cevizi, nohutu, fasulyeyi, canlı hayvanı, kesilmiş karkas eti…… ithal ediyoruz. İklim ve coğrafi şartlar bakımından son derece uygun, toprakları verimli, dünyanın nadide coğrafyalarından biri olan Anadolu’muzda çok çeşitli bitki, tarım ürünü, sebze ve meyve üretme imkanı olmasına, geniş otlak ve yaylaklarda küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık yapma olanağı bulunmasına rağmen bu olanakların değerlendirildiğini söylemek, maalesef mümkün değildir. Bir Antep fıstığının fiyatının piyasada 40, Siirt fıstığının fiyatı 50, fındığın 50, kuru üzüm, kuru incir, kabuklu badem ve kabuklu ceviz fiyatları 20-25, sızma zeytin yağının fiyatının 25, kuşbaşı etin 50, kıymanın 45, Erzincan tulum peynirinin 35TL. olması …. güzelim ülkemizde insanın kanına ve onuruna dokunuyor. Üstelik bu ürünler de üreticiden 3-5-7 TL. ye alınıyor. Tüm bu saydığım ve sayamadığım daha nice tarım ve hayvancılık ürünlerinin yaklaşık olarak 8-10 TL. ye üreticiden alınması, 15-17 TL. ye de tüketiciye ulaşması gerekmektedir. Türkiye’nin ihtiyacı karşılandıktan sonra da, ihtiyaç fazlası ürünler Devlet sistematiği ve yönlendirmesi ile destekleme kamu ve özel alımlarla dünyaya ihraç edilmelidir. Asya, Çin, Hindistan, Ortadoğu, Afrika, Latin Amerika vb. kısaca dünyanın her yerine bu ürünler ve bu ürünlere dayalı tarım ve hayvancılık işletmelerinde üretilen, hafif sanayii, mamül ürünleri satılmalıdır.Üretim yetersizliği ve ithalat durumundan üretici ve tüketici de kazanmıyor. Aracılar, rantçılar, stokçular, ithalatçılar, ithalat yaptığımız yabancı ülkeler kazanıyor. Çünkü ceviz, badem Çin’den, Arjantin’den, kırmızı mercimek Arjantin’den, buğday Rusya’dan, canlı hayvanlar Anguslar Avustralya’dan, karkas et Sırbistan’dan geliyor. Bütün bunlar gözbebeğimiz Anadolu’muzda bizim insanımız tarafından üretilemez mi? Üretilir, hem de çok iyi kalitede üretilir. Bizim insanımız kazanır, insanımızın yüzü güler, ülkemizde işsizlik olmaz, hem üretici hem de tüketici kazanır. Bunun yanı sıra ekonomik olarak karşılıklı ve mutlak üstünlüğe sahip olduğumuz, Anadolu’da insanımız tarafından üretilen, hafif sanayi, tarım ve hayvancılık işletmelerine ham madde ve girdi olabilecek ürünlerin üretimi, 2000’li yılların başından itibaren küresel ekonomik düzen, Dünya Ticaret Örgütünün dayatmaları sonucunda Devlet tarafından sınırlandırılmakta, üretim kotası belirlenmektedir. Tüm bu yanlış ve akıl almaz tarım politikaları üretimin azalmasına, göçe, işsizliğin ve tarımsal ithalatın artmasına, yol açmıştır. Çaya, fındığa, mısıra, zeytin alanlarına ve üretimine, tütüne, şeker pancarına, pamuğa, tahıla, baklagillere, patatese kota koyulması, üretiminin kısıtlanması, destekleme alımı yapılmaması; tarım ve zirai üretimin planlı, yoğun ve sistematik olarak desteklenmemesi üretimin azalmasına, fiyatların aşırı yükselmesine neden olmaktadır. Katma değeri yüksek teknoloji, sanayi, ağır sanayi, bilişim ürünleri vb. üretmekle eş zamanlı olarak gelecek tarım, hayvancılık, gıda, su kaynaklarının korunması, güçlendirilmesi ve geliştirilmesindedir. Eğer tarım, hayvancılık, gıda ve su olmazsa insanlığın geleceği karanlıktır, bu işin sonunda açlık, teslimiyet ve bağımlılık vardır. Köye dönüşün teşvik edilmesi, tarım ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi, tarım ve hayvancılığın güçlendirilmesi adına son zamanlarda resmi ve ilgili kurumlar aracılığı ile olumlu adımlar atılmakla birlikte, sorunun kökten çözümü adına bu politikaların son derece yetersiz olduğunu belirtmek gerekmektedir. Tarım ve zirai faaliyetlerin desteklenmesi, arıcılığın geliştirilmesi adına uygun alanlarda hazine arazisi tahsisi, kiralanması, projelendirme karşılığında fidan tahsisi, yine hem tarım hem de hayvancılık alanlarında 2-5 yıl ödemesiz 5 yıl vade ile düşük faizlerle kredi verilmesi, projelendirme ve tesis gösterilmesi karşılığında karşılıksız geri ödemesiz hibe kredilerinin kullandırılması Ziraat Bankası, TKDK (Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu) vb. kurumlar tarafından sağlanmaktadır. Fakat bu politikalar ve teşvikler son derece cılız ve yetersiz kalmaktadır. Göçün önlenmesi, şehirden köye tersine göçün başlaması, işsizliğin bitirilmesi, yurdun her yöresinde özellikle tarım ve hayvancılığa ve tarım ve hayvancılık işletmelerinin kurulmasına uygun alanlarda bu sektörlerin geliştirilmesi, üreticinin ve tüketicinin kazanması, fiyatların makul sevilere çekilmesi, Milletin tarım ve hayvansal ürünlerde talebinin sağlıklı bir şekilde karşılanması, ihtiyaç fazlasının da ihraç edilmesi için son derece köklü ve radikal politika ve kararların uygulanması gerekmektedir. Sorunu derinlemesine irdeledikten, konuya genişlik kazandırdıktan sonra şimdi sorunu ve çözüm önerilerini maddeler halinde kısa, net, anlaşılır ve somut bir şekilde ortaya koyalım.Sorunlar:1- Arzın talebi karşılamaması, üretim yetersizliği,2- Arz yetersizliğine bağlı olarak aşırı fiyat yüksekliği,3- Teşviklerin son derece yetersiz olması, destekleme alımlarının yapılmaması,4- Tarım ürünlerine dayalı hafif sanayide mamul durumundaki ürünlere (çay, fındık, ay çiçeği, şeker pancarı, tütün, pamuk vb.) küresel ekonomik düzen ve Dünya Ticaret Örgütünün baskı politikaları gereği kota koyulması yada üretim sınırlamasına gidilmesi, 5- Çiftçinin yada üreticinin ürettiği ürünün elinde kalması, değerlendirememesi, Devlet, özel sektör yada ilgili kurumlar eliyle sağlıklı, güvenilir kanallardan ürünün emek ve değerine göre sistematik bir yapı çerçevesinde iç ve dış piyasada değerlendirilememesi, ihtiyaç fazlasının dünya pazarlarında satılamaması, 6- Tarım ve hayvancılık alt yapısına dayalı, hafif sanayinin, fabrikaların, tarım ve hayvancılık işletmelerinin, et ve et ürünleri entegre tesislerinin, süt ve süt ürünleri entegre tesislerinin yurdun uygun olan her yerinde açılması ve geliştirilmesi için kamu, kamu-özel, özel yatırımlar sistematiği çerçevesinde köklü, radikal, belirgin ve kısa sürede sonuç alıcı tarzda teşvik, yönlendirme ve yatırım kolaylığı ile süreli vergi sıfırlama politikalarının uygulanmaması,Vb. …Çözümler:1- Arzın yani üretimin arttırılması için tarım ve hayvancılıkta, tarım ve hayvancılık işletmelerinin kurulmasında bedava hazine arazisi tahsisi, proje ve tesis karşılığında hibe fidan ve hayvan (büyükbaş, küçükbaş) tahsis edilmesi, 2- Üretim ve yatırımın teşviki adına 10 yıl ödemesiz ve 10 yıl vade ile ödemeli 0 faizli kredi verilmesi,3- Tarım ve hayvancılık işletmelerinin kurulmasında proje karşılığında geri ödemesiz hibe kredisi verilmesi,4- Tarım ve hayvancılık işletmelerinin kurulmasında, hafif sanayinin kurulması, et ve süt entegre tesislerinin, fabrikaların kurulmasında altyapı ve ulaşımın yanı sıra tesislerin Devlet tarafından bedava kurulumu, bu tesislere 10 yıl boyunca gelir ve kurumlar vergisi muafiyetinin getirilmesi, 5- Devletin tarım ve zirai ürünlerde tavan fiyat uygulaması, destekleme alımı yapması,6- Tarımsal mamül ürünlerin üretilmesinde hammadde statüsünde bulunan pamuk, şeker pancarı vb. ürünlerin üretimine kota yada sınırlama getirilmemesi, aksine yoğun bir şekilde üretimi yukarıdaki yöntemlerle desteklenmesi, Devlet tarafından destekleme alımları yapılması,7- Devlet ve ilgili kurumlar eliyle üreticinin ürünü değerine alınıp iç ve dış piyasalarda değerlendirilmesi, 8- Tarım ve hayvancılık ürünlerinde üreticinin ve tüketicinin korunması adına taban ve tavan fiyat politikasının uygulanması, 9- Sağlık, kalite, fiyat bakımından piyasada kontrol ve denetimlerin yeterli personelle sık aralıklarla sistematik bir şekilde yapılması, 10- Örneğin Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde hayvancılığın, hayvancılık işletmelerinin, buna dayalı et ve süt entegre tesislerinin yukarıdaki yöntemlerle yoğun ve sistematik olarak desteklenmesi ve teşvik edilmesi,11- Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde küçükbaş hayvancılığın, hayvancılık işletmelerinin, buna dayalı et ve süt entegre tesislerinin yukarıdaki yöntemlerle yoğun ve sistematik olarak desteklenmesi ve teşvik edilmesi,12- Karadeniz bölgesinde çay ve fındık ürününe dayalı olarak yoğun ve sistematik bir biçimde, yukarıdaki yöntemlerle, çay ve çikolata fabrikalarının kurulmasının desteklenmesi,13- Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde zeytin üretimi, bu ürüne dayalı olarak zeytin yağı fabrikalarının ve işletmelerinin kurulmasının yoğun ve sistematik olarak yukarıdaki yöntemlerle desteklenmesi ve teşvik edilmesi,14- Ege, Akdeniz, İç Anadolu (üzüm) ve Güneydoğu Anadolu (üzüm) bölgelerinde meyve ve sebze (domates) üretiminin, tütün üretiminin bu ürünlere dayalı meyve suyu fabrikalarının, salça fabrikalarının, sigara fabrikalarının kurulmasının yoğun ve sistematik olarak yukarıdaki yöntemlerle desteklenmesi ve teşvik edilmesi,15- Üretilen sigaraların dünya piyasalarına rakip olarak Amerika ve Avrupa pazarlarına ihraç edilmesi, iç piyasaya sunulmaması,Vb. …..Gerekmektedir. Türkiye’nin Süper Güç Ülke Türkiye hedefine ulaşması, ebede kadar refah içinde var olması, diğer stratejik sektörlerin yanı sıra tarım ve hayvancılık, gıda ve su kaynakları alanlarında da uzun vadeli stratejik planlamalar yapmasına, kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasına, dışa bağımlı olmamasına bağlıdır. Etini, sütünü, buğdayını, zirai tohumlarını, yemini ve samanını… ithal eden bir Süper Güç Ülke Türkiye olamaz. Beslenme ve gıda meselesi de aynı zamanda Milli ve stratejik bir meseledir.

26/11/2017Zeki ÖZDEMİR / ANKARA

YORUMLAR
a