taraftar değil haberciyiz
Son dakika haberleri Türkiye'nin haber sitesinde.
5.3955
6.1135
1213.37
93316.27
210.179

- Tuna’ya göre daha cadıyım
- Kürt de ondan..

Türkiye’nin en iyi soru soran röportajcısı Nuriye Akman, Türkiye’nin en çok konuşulan çiftini konuşturdu.

13.11.2006 - 20:02..

İclal Aydın-Tuna Kiremitçi söyleşisi devam ediyor. Bugün, evlenme teklifinin İclal’den geldiğini, yeni bir bebek sahibi daha olmak istediklerini, bir komutanın askerde Tuna’ya "İclal’i üzmeme" emri verdiğini, Tuna’nın yaşadığı travmaları, İclal olmasa kendini yok sayacağını, Tanrı’ya inanmadığını; ama oğlunu koruması için başucuna Kur’an koyduğunu, İclal’in Tanrı’ya neden inandığını, Ahmet Hakan’ın kendisine son takılmasını nasıl karşıladığını ve daha neleri neleri okuyacaksınız...T: Ben elli defa evlenme teklifi yaptım. Hiçbiri gerçekleşmedi. İclal bir defa yaptı, evlendik. Ama zaten o sıkıntılı günlerimizde İclal’e dedim ki, seni o kadar mutlu edeceğim ki bir gün bana evlenme teklif edeceksin.

İ: Bir gün fark ettim ki, Tuna sadece benim değil, kızımın da en iyi arkadaşı. Ve onun yaşamımızdaki varlığı giderek derinleşiyor. Film seyrediyorduk. Hiç ummuyordu, birden ’Hadi evlenelim’ dedim. Ertesi gün işlemlerimizi yaptık. Altı gün içinde de evlendik.

Siz artık bir yastıkta kocar mısınız?

T: İlk defa hayatımın rayına oturduğunu hissediyorum. Küçüklüğümden beri tek hayalim huzurdu. Çok huzursuz bir evde büyüdüğüm için, hep kimsenin kimseye hakaret etmediği, sevgi dolu, oturup yazımı yazabileceğim bir evim olsun istedim. İclal ile ilk başta acaba birbirimize merhem mi olmaya çalışıyoruz şüphesini yaşadık. Çünkü evlilik sonrası çok ciddi bir travma yaşadım. Bir taraftan anne ve babamı arka arkaya kaybetmiş olmam. Bir taraftan evliliğimin bitmiş olması, yaşadığım ruhsal sıkıntılar. Bir taraftan yeni baba olmamın getirdiği mutlulukla karışık telaş, şöhret olmanın getirdiği alışık olmadığım baskı. Bunların altından kalkmam imkansızdı. İclal ile karşılaşmamış olsaydık şu anda bitmiştim, Tuna diye birisi yoktu.

İ: Olur mu öyle şey?! Sen ne diyorsun tatlım! (Kocasına sevgiyle sokuluyor, elini tutuyor.)

Bir bebek daha istiyor musunuz?

T: Biz İclal ile deliriyoruz çocuklarımız için. Ben Lal’in en sevdiği sınıf arkadaşı olayım, İclal de Can’ın en sevdiği ablası olsun isterim. Şimdi bir çocuk daha yapıp, Lal ile Can’ı kan bağı ile birbirine bağlamak istiyorum.

İ: İnşallah olur. Böyle bir isteğimiz var.

Bu arada İclal’i hiç üzmeyeceğine söz veriyor musun?

T: Bütün yaratıcılığımı bu konuda seferber edeceğime kendisine söz verebilirim.

Sen kıskanılmayı çok sevdiğini, bundan sapıkça bir zevk aldığını söylemişsin daha önce. Şu anda sizin birlikteliğinizi kıskanarak, sizi sapıkça zevklendirenler kimler?

T: Aslında o kadro değişmedi. Onlara bir iki tane yeni transfer katıldı. Mücadeleye devam ediyorlar. İclal de ben de genellikle kırılgan, melankolik insanların dünyalarını anlatmaya çalıştığımız için bizim de öyle olduğumuzu zannediyorlar. Diyorlar ki biz bunlara bir vurursak iki seksen yere uzanır, bir daha kalkamazlar. Ama bilmedikleri bir şey var ki, bizim gibi zor büyümüş çocuklar meşe ağacı gibi olur. Kolay kolay eğilip bükülmezler.

Ayakta kalmak için gereğinden fazla mücadele etmek zorunda kaldım. Anne ve babamın çok ciddi ruhsal sıkıntıları ve alkol problemleri vardı. Yatılı okula gitmiş olmamın getirdiği ayrı bir hüzün, çalışma hayatımda parasal sıkıntılar, savrulmalar oldu. 68 kuşağının çocuğu olmak çok zor. Yaşadıkları hayal kırıklıkları öyle büyük zedelenmişliklere yol açmış ki, siz de maruz kalıyorsunuz bunlara.

Tuna Kiremitçi ve İclal Aydın birer marka mıdır?

T: İletişimcilik yapmış birisi olarak söyleyebilirim ki bir markadır evet.

Ya marka değerindeki dalgalanmalar? Düşün Tuna, artık yazdıkların o kadar satmıyor. Ama İclal tavan yaptı. Neler olur?

T: Burada çok güzel bir roman konusundan bahsediyorsunuz.

Eee serde romancılık var, sizler kadar satamasak da!

T: Vallahi çok güzel bir roman olur bundan.

Bu durumda İclal ne yapar, kendini geri mi çeker evliliğini koruma adına? Sen kıskançlık krizine mi girersin?

T: Bugün İclal Aydın’ın popülerliği benimkinin yedi sekiz katı boyutunda. Beni beş kişi tanıyorsa İclal’i elli kişi tanıyor. İclal’le aşık atmama imkan yok. Ben bu gerçeği birinci dakikada kabul ettim. Ve sordum kendime: Oğlum sen bunu taşıyabilir misin? Dedim ki evet ben bu kadını o kadar çok seviyorum ki taşıyabilirim. Mesela askerdeyim, nişanlımı aramak istiyorum. O gün diyelim tatsız bir gün geçirmişim. Asistanlardan biri açıyor telefonu. İclal Hanım çekimde. Çekim uzadıkça uzuyor. İclal geri dönene kadar iş işten geçmiş oluyor. Eğer ben bunu kendi içimde çözmemiş olsaydım dalgalanmalar yaşardım.

Kadın olarak üzerinde nasıl bir baskı yaratabilir bu durum?

İ: Tecrübe ile de sabittir ki bu çok zor bir şey. Bizim aramızda mutlaka kıskançlık olacaktır. Ben tabii ki onu kıskanacağım. Bir kere Tuna çok yakışıklı bir adam. Kadınların ona böyle hayran bakmaları çok hoşuma gidiyor. Fazla bakmalarından bazen hoşlanmayabiliyorum. Bu tatlı kıskançlığın ilişkimizi diri tutacağını biliyorum. İyi bir şey yazdığı zaman da kıskanıyorum Tuna’yı. Beni çok şahane teselli eden bir şey var ki ilk okuyan ben oluyorum. Ve benim bir parçam bunu yapmış oluyor. Biz kadınların böyle tuhaf bir şeyi var ya. Ne denir, rütbe paylaşımı. Tuna’nın da beni kıskanmasını isterim.

T: Ben İclal Aydın gerçeğini askerde anladım aslında. Bir komutanım beni çağırdı. "Tunacığım, Emre Kınay’la İclal Hanım beraber diziye başlıyorlarmış. Bak Tuna, Emre Bey’le eşi Emine Hanım birbirlerine ne kadar sahip çıkıyorlar. Sen de İclal’e böyle sahip çıkacaksın. Yoksa seni affetmeyiz." dedi. "Emredersiniz komutanım!" dedim.

İ: (Kahkahalar) Türk ordusu benim arkamda!

Tuna, oğlunun odasını anlattığın yazıda hoş bir detay dikkatimi çekti. Bir Kur’an koymuşsun başucuna. Ve gece gündüz ışık saçıyor oradan diyorsun. Eğer o ışıktan içine bir huzme düştüyse oradan bir tanesini çıkar da biz de ışıyalım.

T: Benim Tanrı inancım yok. Fakat aynı zamanda Müslüman’ım. Müslümanlığı kültürel edim olarak ele alacak olursak mırıl mırıl okunan bir Kur’an, büyükannenin serdiği seccade, duyduğum bir ney sesi manevi dünyamda çok önemli kapılar açıyor.

İ: Ben senin ’Tanrı inancım yok’ sözüne katılmıyorum. Çok şaşırdım şimdi.

T: Benim Tanrı inancım mı var?

İ: Evet, var. Sen tanıdığım en inançlı insanlardan birisin.

T: Ben kendimi kalp olarak Müslüman, ama zihin olarak Avrupalı hissediyorum. Bir insanın Tanrı’ya inanmasa da kendini Müslüman gibi hissetmesi, hangi bütünün parçası olduğunu bilmesiyle ilgili bir şey. Yoksa Tanrı’nın benim inancıma ihtiyacı olmadığını düşünüyorum.

İnsan inancını fark etmiyor olabilir mi?

İ: Ben Tanrı’nın mucizevi varlığına defalarca şahit oldum. Onu severek yaşamanın mucizevi karşılığını çok yaşadım. İlahi adaletin varlığına, yaşattığı her büyük zorluğun sonunda getirdiği aydınlık günlere inandım. Nefes almak anlamsız olamaz. Evrendeki hiçbir şey boşa yaratılmış olamaz. Bir çocuk doğurduktan sonra daha iyi anlıyorsun. O tekmeyi atan şey sana bunu söylüyor. Daha önce hiç yoktu öyle bir şey. Ansızın içinde bir şey hareket etti. Doktora gittiğimde ultrasonun sesini açtı. Bebeğin kalp atışlarını duydum. Ben o ana kadar insanın önce kalbinin oluştuğunu bilmiyordum. Zannederdim ki önce beyin oluşuyor. Hayır önce kalbin var, kalbin etrafında bedenin oluşuyor. Tomurcuklar gibi çıkıyor organlar. Beş santim, on santim. Tekme atıyor. Bir bakıyorsun doğmuş. Lal’in kuvöze girmesi gerekti. İki kilo dokuz yüz gram bir şeydi. Işın verecekler. Bir maske taktılar. Daha beş gündür yeryüzünde. O kuvöze girmek istemiyor. Kibrit çöpü elleriyle bana tutunuyor. Ben o zaman anladım ki onu dünyaya getirmek için buradayım. Lal’in babasına büyük öfkeler duyabilirdim. Ama o kadar güzel bir çocuk verdi ki bana. O çocuk, o kaş, o göz, o güzel ses eğer o olmasa olmayacaktı. O yüzden de Tanrı’nın beni koymuş olduğu o yola isyan edemem. 1994 yılında Almanya’da hayatımı devam ettirmek için hem tiyatro yapıyor, hem de restoranda bulaşıkçı olarak çalışıyordum. 12 yıl önce kim inanırdı benim bugünleri yaşayacağıma? Var Tanrı. ’Tuna inanmıyorum’ diyor; ama hiç alakası yok. Bir gün oturuyoruz balkonda. İstanbul Boğazı, ışıklar, bir gemi geçiyor. "Ben..." dedi, "Çok iyi birisi olmalıyım ki Allah beni ödüllendirdi ve bana şu anı yaşatıyor." Eğer bir insan ağzından bu cümleleri çıkartıyorsa onun inançsız olması mümkün değil.

T: Tanrı sorunsalı üzerine derinleşme fırsatım olmadı. Her şeyin tesadüf olmamasını sağlayan İlahi bir düzen olduğuna inanıyorum tabii. Demek ki hepimizi birbirimize bağlayan öyle bir kolektif şuuraltı var ki çocuğunuz doğduğunda götürüp o kitabı oraya koyuyor ve çocuğunuzu korumasını istiyorsunuz.

İ: Mesela çok sevdiğim bir kitap vardır, Küçük Şey Yoktur diye. Yazarı Kemal Ural. En sıkıntılı olduğum günlerde onun içinden bir şey seçerdim. Ve hiç unutmuyorum. Bir tanesinde şöyle bir sayfa çıktı bana. Peygamberimiz demiş ki: ’Seçtiğimiz işi yaparken size yaşadığınız zorlukları da verir ki Allah, onu öğrenin.’ Tuna da, ben de bütün kalbimizle iyi insan olmaya çalışıyoruz. Ben iyilik ve güzellikten bahsetmeye, zarif kalmaya devam edeceğim. Yumuşak bir ses tonu kullanmaya, Polyanna’ya, Don Kişot’a, Jan Dark’a inanmaya devam edeceğim. Bütün bunlar yüzünden eğer hâlâ bana bir şeyler söyleyeceklerse o zaman kahramanlar gibi karşılarında duracağım. Hayat çok küçük evet, ama o kadar da büyük ve mucizevi. Mutlak görevlerimiz var bizim.

Ahmet Hakan’a köşenden cevap yetiştirmek de o görevlerden biri miydi peki? Hadi o polemikçi, senin de o polemiklere ihtiyacın mı vardı?

Yoktu. Yaramazlık yaptım. Tuna bana dedi ki: Ahmet Hakan herkese yaptığı gibi sana da bir şeyler söylüyor. Lütfen İclal’ciğim cevap verme. Tuna frene basar, ben ona nazaran daha cadıyımdır. Ya Nuriye Abla bilmiyorum, benim de kavgacı bir tarafım var aslında. Bir yere kadar duruyorum duruyorum. Herhalde tutamadım kendimi. T: Kürt olmasından kaynaklanıyor.

İ: Tabii. İnat tarafıma geldi.

Yok yok, sen polemik seviyorsun.

İ: Tabii. Ben çok eğlendim. Başlarda çok kızıyordum, o "İclal Aydın çok yapay bir kadın." laflarına. Şimdi o yaşadığımız süreçten bugüne geldiğimizde, geriye dönüp baktığımda, "Kurban olduğum Allah’ım, bana bu dönemi niye yaşattın?" diye sorduğumda şunu gördüm. Vay be, ben yıkılmadım ya artık hiçbir şey olmaz herhalde. Beni öldürmeyen düşman güçlendirir.

Buyrun Nietzsche Bey sizi şöyle alalım…

İ: Evet. Fakat nikah günümüzde hakikaten kendisinden beklemediğim şahane bir son hareket geldi Ahmet Hakan’dan. Ümit Besen’in Nikâh Masası şarkısını uyarlamış. Diyor ki: "Nikâhına beni çağır İclal / İstersen şahidin olurum senin / Kıymetlin ’Bu adam kim?’ diye soracak olursa / Polemik yapardı benle dersin. / Ne polemikler yaptık biz seninle / Hiç yoktu hesapta barışmak bizce / Bilirsin ne kadar üzmüştüm seni / ’İclal git başımdan’ dedikçe.

Son kısmı çok hoştu.

İ: Nikâh masasına oturdun işte / Aramızdaki gerilim bitti böylece / Sana mutluluklar sözüm kardeşçe / At artık imzanı git bir an önce." Hakikaten Ahmet Hakan’ın en güzel yazılarından birisi. Çok eğlendik. Bu polemik burada bitmiştir. Benim bir tarafım çok ağırbaşlı görünür; ama bir sokak çocuğu tarafım da var. Fakat benim okurum bu polemiği sevmedi.Röportaj:Nuriye Akman

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)