taraftar değil haberciyiz
Son dakika haberleri Türkiye'nin haber sitesinde.
5.8095
6.54295
1275.805
96861.42
238.352

Ahmet Şık ve Tuğçe Tatari o belgesele isyan etti

Gazeteci Ahmet Şık ve Tuğçe Tatari, medyaya yapılan baskıları ele alan "Persona Non Grata" adlı belgesele tepki gösterdi.

Detay Haber | 05.05.2015 - 01:29..
Whatsapp ile paylaş
Ahmet Şık ve Tuğçe Tatari o belgesele isyan etti

Ahmet Şık ve Tuğçe Tatari o belgesele isyan etti

Bağımsız Gazetecilik Platformu P24'ün desteğiyle Tuluhan Tekelioğlu tarafından çekilen, "Persona Non Grata" belgeseliyle ilgili olarak, Ahmet Şık ve Tuğçe Tatari'den tepki geldi. Tatari ve Şık, belgeselde yer alan bazı isimlerin, görünenin aksine sürecin mağduru değil, aksine mağdur edenler konumunda bulunduklarını dile getirdiler.

Tuluhan Tekelioğlu ise eleştirilere, "işsiz bırakılma meselesiyle ilgili tüm taraflara mikrofon uzattığını; belgeselin mağdur edenle, mağduru eşitlemek gibi bir niyetinin olmadığını" belirterek yanıt verdi.

"Ödediğim bedeli, o adamların ödedikleriyle eşleştirmem!"

Gazeteci Tuğçe Tatari, Twitter hesabından attığı mesajlarda, Derya Sazak ve Fatih Altaylı'yla işsiz bırakılan diğer gazeteciler arasında "mağduriyet eşleşmesi" yapılmasının haksızlık olduğunu söyledi. Yapılanın, işsiz bırakılan gazetecilerle onları mağdur edenleri aynı kefeye koymak olduğunu savunan Tatari, şu ifadeleri kullandı:

1- Benim de yer aldığım tuluhan tekelioğlu'nun 'persona non grata' belgeseliyle ilgili eleştirilerim ve rahatsızlıklarım var.
— Tugce Tatari (@ttatari) 4 Mayıs 2015

2- kimsenin emeğine haksızlık etmek istemem ama bizlere yani gerçekten mağduriyet yaşayan gazetecilere de haksızlık edilmesini kabul edemem
— Tugce Tatari (@ttatari) 4 Mayıs 2015

3- derya sazak, fatih altaylı gibi isimlerle mağduriyet eşleşmesi yaşamak çok ağır oldu.
— Tugce Tatari (@ttatari) 4 Mayıs 2015

4- medyanın geldiği durumu altaylı ve benzerleri gibi sadece tayyip erdoğana bağlayan bir bakış açısına sahip değilim.
— Tugce Tatari (@ttatari) 4 Mayıs 2015

5- bizleri mağdur edenlerle aynı pakete koymak en hafif tabiriyle; tarihe gerçek dışı bir belge bırakmaktır.
— Tugce Tatari (@ttatari) 4 Mayıs 2015

6- ödediğimiz bedeller ağır olmakla beraber bunun edebiyatının da çok dikkatli yapılması gerekir.
— Tugce Tatari (@ttatari) 4 Mayıs 2015

7- son olarak; ben ödediğim bedeli 'o adamların' ödedikleriyle eşleştirtmem! Bunu da hakaret sayarım.
— Tugce Tatari (@ttatari) 4 Mayıs 2015

Ahmet Şık’ın o yazısının ilgili kısmı:

AHMET ŞIK, ERDOĞAN'A "ŞEYTAN" DİYOR

Her şeyden önce medyaya yönelik baskı, sansür, daha ahlaksızca olanı otosansür Türkiye'ye AKP faşizmiyle ya da Recep Tayyip Erdoğan iktidarıyla gelmedi. Hep vardı. Ama belgesele bakarsanız, medyanın içine düştüğü acıklı durumun tek sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan adındaki bir şeytan. Nesnel gerçeklik ile medyatik gerçeklik arasındaki uçurumdan tutun da muhabir, yazar ve yöneticilerin işsiz bırakılmasına ve türlü baskılara kadar her şeyin sorumlusu Erdoğan ve AKP iktidarı. Bu dönemin sorumlusunun Erdoğan ve iktidarı olduğu su götürmez bir gerçek. Tıpkı kendisinden önceki iktidarlar ve güç odaklarının olduğu gibi. Derdim Erdoğan ve iktidarının faşizmini hafifsetmek değil. Aksine herkesin eteğindeki taşları dürüstlük ve samimiyetle dökmesi. Geçmiş iktidarlar döneminde de gazeteciler öldürülüyor, işsiz bırakılıyor, baskıya, sansüre maruz kalıyordu. Hatta öldürülen ya da şanslıysa canını kurtarabilen ancak tutuklanan Kürt ve sosyalist basın çalışanlarına, tıpkı şimdi devlet katında ve bir kısım medyada olduğu gibi “Gazeteci değil teröristler” diyen meslek örgütü temsilcileri gördü bu topraklar. Şimdi basın özgürlüğü için haklı olarak seslerini çıkaranlar o zaman susuyordu. Dileğim o ki devran değiştiğinde yine aynı suskunluk sarmalının içine girmezler. Susacaklara ve AKP faşizminin borazanlığına soyunanlar da çok değil daha bir kaç yıl önce, kumpaslarla hapse atılan meslektaşlarının ne azılı darbeciler olduğunu kanıtlamaya girişenlerin, köşelerinden, televizyon ekranlarından “Seni tutuklatırım” tehditleri dile getirenlerin şu an içine düştükleri acıklı durumdan ders çıkarmaları uyarısını yapalım.

"İÇİ KOLİ BASİLİYLE DOLU HAVUZUN MEDYASININ…"

Bir diğer nokta işsiz bırakılan gazetecilerle çeşitli bahanelerle bu kararı uygulayanların aynı belgeselde olması. İşten atanla atılanın, her türlü haksızlık ve ahlaksızlığa imza atanla buna karşı çıkanların eşitlenmesi. Aydın Doğan ile geçmişte Doğan grubu ile başka yerlerde yöneticilik ve yazarlık yapmış olan Derya Sazak ve Fatih Altaylı'nın da belgeselde yer almasından bahsediyorum. Evet, vergi cezalarıyla susturulan Aydın Doğan'ın sahip olduğu medya gruplarının dahi “muhalif” olarak görülebildiği bir karanlıktayız. Ancak bu durum bize Aydın Doğan'ın sendikal örgütlenme düşmanı bir medya patronu olduğu gerçeğini unutturacak mı? İsveçli standartlarında yaşayan bir yazar-yönetici azınlık ile Bangladeşli şartlarında yaşamak zorunda bırakılan bir çoğunluk piramidi kurduğunu eleştirmeyecek miyiz? Sahibi olduğu medya kurumlarında periyodik olarak kitlesel tensikatlara imza atılmıyor muydu? Adına “centilmenlik” denilen kölelik anlaşmalarıyla çalışanların açlıkla terbiye etmeye çalıştığını ne çabuk unuttunuz? Şu an herkesin haklı olarak yakındığı, içi koli basiliyle dolu havuzun medyasının yaptıklarını geçmiş dönemde Doğan grubu ve diğer ana akım medyanın yaptığını anımsamayacak mıyız? Şimdi iktidar baskısına maruz kalan Derya Sazak ve Fatih Altaylı'nın bunlardan azade birer yönetici mi olduğunu düşünmeliyiz? Sabah gazetesinin önünde protesto gösterisi yapanlardan birisi arkadaşı çıktığı için Uluç Özcü'yü işten atan yönetici ile AKP'nin sağlık politikalarını eleştiren haberde emeği geçen Dilek Şanlı ile iki meslektaşımızı işten kovan Fatih Altaylı arasında fark görebiliyor musunuz? Murat Aksoy'u, iktidarın emriyle işten atan ve bu haksızlığa çıkarları için sessiz kalan Yeni Şafak yöneticileri ile yarım asırlık arkadaşı Hasan Cemal'in, Can Dündar'ın kovulmasında sessiz kalan Derya Sazak arasında ne fark var? Gezi isyanı sırasında iktidarın tavrını eleştirdiği için kovulan ve ev kredisini nasıl ödeyeceğinin karamsarlığına düşen Sevim Gözay ile “O zaman iyi para kazanıyordum. Çok değil 700 bin dolara aldım” dediği villasında yaşamaya devam eden Derya Sazak nasıl eşitlenebilir? Sanki telefonda konuşan kendisi değilmiş gibi “Tapeler ortaya çıkınca şoke oldum” diyen, gazetecinin işinin soru sormak olduğunu çıkarları gereği unuttuğunu “Herkes susarken o gerilimli ortamda televizyonda mı yapacağım sizin yerinize? Niye yapayım?” diyen Fatih Altaylı'yla işini yaptığı için işsiz bırakılan meslektaşlarımız ne kadar eşit?

Hayır. Eşit değiliz.

Derya Sazak: Aydın Doğan 700 bin dolara bana villa aldı VİDEO

Ahmet Şık ve Tuğçe Tatari o belgesele isyan etti

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
[+] Görüş bildir