taraftar değil haberciyiz
Son dakika haberleri Türkiye'nin haber sitesinde.
5.7073
6.3686
1416.8
102556.15
260.065

Ceyda Karan'ın Tunus'taki Yasemin Devrim yazısı

En güzel dış politika kalemi yazdı: TUNUS'TA OLANLARI ANLAMA KILAVUZU

18.01.2011 - 14:22..
Whatsapp ile paylaş
Ceyda Karan'ın Tunus'taki Yasemin Devrim yazısı

Ceyda Karan'ın Tunus'taki Yasemin Devrim yazısı

Tüm dünyanın gözü Kuzey Afrika'nın 10 milyon nüfuslu ülkesi Tunus'ta.. Devrik lider Zeyneddin Abidin Bin Ali'nin ülkeyi terk etmesi de halkı durdurmadı. İşporta tezgahına el konulan işportacının kendisini yakmasıyla başlayan olaylar gerçekten bir 'Yasemin Devrim' mi?

Habertürk Gazetesi dışpolitika yazarı Ceyda Karan yazdı:  Tunus'ta ''yasemin kokulu'' reform süreci mi?

Tunus'un kendisine 'Emir el Mümin' diyen diktatörü Zeyneddin Abidin Bin Ali ile ülke ekonomisini birlikte gasp ettiği zevcesi Leyla Tarabelsi için en trajikomik olanı, herhalde kendilerine sığınacak kovuk olarak Suudi Arabistan'ı bulabilmeleri olsa gerek!

Ne de olsa 1956'da Fransa'dan bağımsızlığını kazandığından beri Mağrib coğrafyasında dinin her türlü pratiğinin toplumsal hayatta sıfırlanmaya çalışıldığı, laikliğin en despotik biçimde uygulandığı ülke Tunus.

Önce 30 yıl boyunca iktidarda kalmış Habib Burgiba, 1987'de ise 87 yaşında iki ayağı çukurdayken, onu meşhur 'ekmek isyanının' ardından kansız bir darbeyle ıskartaya çıkarmış Bin Ali, böylesi bir rejimin sıkı bekçileriydiler.

Hani sesleri sonuna kadar kısılmış halkların sandıktan mütemadiyen yüzde 90'lara varan oranlarda oyla çıkartıverdikleri cinsten!

NEPOTİZM VE KLEPTOKRASİ...

Fakat Tunus'ta henüz nereye evrileceği pek meçhul olan halk isyanının ana karakterinin ideolojik ve İslami olduğunu düşünmemeli. En başta ülkedeki dini baskıların boyutları düşünülürse, dünyanın en liberal ve ılımlı İslami hareketlerine sahip bir diyar. 'Twitter, facebook, wikileaks devrimi' diye ortalığı bulandırmanın da alemi yok. Bu isyanın arkasında, başta halkın büyük kesimlerinin işsizlik, gıda fiyatlarının alıp başını alması gibi ciddi ekonomik sıkıntılar, kişisel hürriyetlere yönelik nefes aldırmayan kısıtlamalar, siyasi baskılar ve akıllara zarar yolsuzluk ve talan düzeni yatıyor. 'Devrilen' bir şey varsa o da, 1990'ların sonuna kadar Batı Avrupa'dan beslenen hızlı zenginleşmenin semirttiği nepotist ve kleptokratik rejim.

Nitekim ayaklanmanın kıvılcımını Sidi Bouzid kentinde 17 Aralık'ta bir üniversite mezunu olup da işportacılık yapmak zorunda kalan Muhammed Bouzazi'nin tezgahının dağıtılmasına isyan ederek kendini yakmasının çakması boşuna değil. Sonrası yakından izlediğimiz protesto gösterilerinin acımasızca bastırılmaya çalışmasıyla geldi. Ve siyasi baskılar, ekonomik güçlükler ve yolsuz yönetici eliti altında ezilen insanların öfkesinin pek olabileceği ortaya serildi.

BATI'NIN TURİZM CENNETİ OLMAK...

Batı, özellikle de Bin Ali'nin Avrupalı ortaklarının 'yolsuzluktan gayrı ekonomisi tıkırında' gördüğü 10 milyon nüfuslu Tunus, 1990'larda yüzde 5'lik büyüme yakalamış, Kuzey Afrika'ya emsal gösterilip duruldu. Oysa IMF destekli özelleştirmeler eşliğinde semiren Bin Ali ve Tarabelsi ailesinin talanı altında kan ağlayan orta sınıfa dönüp bakan olmadı. E tabi, İslam'dan 'temizlenmiş', kumuyla, deniziyle, güneşiyle, çölüyle sefasını sürülecek böylesine huzurlu bir diyar bulmak kolay değil. Bugün resmi rakamlara göre işsizlik yüzde 14 oranında. Hakikatte özellikle genç ve eğitimli kesimlerde bunun iki katıyken, ülkenin yoksul güneyinde yüzde 52'leri bulduğu söyleniyor. Ana iş sahası turizm, tekstil, Avrupa pazarına yönelik ucuz ürünler, madencilik ve ucuz işgücü deposu olan tarım sektörü. Lakin eğitimli ama işsiz nüfusun IMF/Dünya Bankası'nın özelleştirme politikalarıyla iyiden iyiye ezildiği, çalışıp da para kazananların bile zar zor geçindiği, sendikal hakların ayaklar altına alındığı, buna isyan edenin ağır cezalar ve işkencelere maruz bırakıldığı, nüfusun yüzde 10'luk kesiminin ulusal gelirin yüzde 32 oranında pay alabildiği bir diyardan söz ediyoruz. Bin Ali ve Tarabelsi ailesinin ise bankalar, havayolları, otomotiv ve inşaat sektörü, eğitim, internet sağlayıcıları, radyo ve televizyon istasyonları, hatta küçük esnaflığa uzanan ekonominin her cephesinden yüzde 50'sini elinde topladığını bir düşünün... Sonra first lady'nizin devlet hesabından Boeing 737 jetleriyle Avrupa'nın moda başkentlerine konup konup durması asabınızı zıplatmaz mı? Üstelik medyaya baskılarda, internet sansüründe dünya rekorları kırıldığından, bütün bunları haykırmak da yasak olsun. İsyanın baş sloganının 'Yeter' olması yeterince anlamlı değil mi?

ASIL SORUN BİN ALİ'NİN ANAYASAL SİSTEMİ

Lakin olup bitenlere ülkenin milli çiçeğinden hareketle 'Yasemin Devrim' demek için henüz çok erken. Bin Ali gibi bir diktatörün devrilmesi başlı başına mühim bir olay. Ancak rejimin henüz pes ettiği söylenemez. Bin Ali'nin 1980'lerde Fransız modelini baz alarak oluşturduğu özel güvenlik polisi Kamu Düzeni Tugayı'nın çıkardığı belaları bir kenara koyun. Yasal muhalefet zayıf ve birlikte hareket edemez halde görünüyor. Ve asıl mesele, Bin Ali'nin rejiminin kollayıcısı olan yönetici siyaset eliti ile, bizzat kendi elinden çıkma anayasal sistemin yerli yerinde durmasında düğümleniyor. Meclisin alt kanadının sadece yüzde 25'inin muhalefet partilerine ayrıldığı, tüm atamaların başkandan ve başkanın oluşturduğu bürokrasiden geçtiği bir sistem bu.

AYNI SİYASİ ELİTLE DEVAM MI?

Nitekim daha bir hafta geçmeden eski rejimin adamları iktidarı kontrollerine alma işaretleri verdi. Anayasal Konsey, Burgiba'dan Bin Ali'e, Tunus rejiminin temel direklerinden olan Meclis Başkanı Fuat Mebazı'yı geçici olarak başkanlığa atadı. Mebaza, Bin Ali'nin Burgiba'dan yadigar Sosyalist Destur olan ve ismini Anayasal Demokratik Birlik olarak değiştirdiği partisinin üyesi. Bir nebze 'ılımlı' görünse de Bin Ali'ye 'dur' diyebilme cesareti sergileyememiş bir isim. Nitekim o da 1999'dan bu yana Bin Ali'nin başbakanlığını Muhammed Gannuşi'yi hükümeti kurmakla görevlendiriverdi. Gannuşi'nin seçtiği kabine ortada: İçişleri, dışişleri, savunma ve maliye bakanları aynen devam! Ülkeyi yine Bin Ali'nin mimarı olduğu anayasa uyarınca 60 gün içinde seçime götürecek geçici kabineye muhalefet partilerinden üç bakan katkısıyla 'dosyayı' kapatmış görünüyorlar.

Peki bu kadarı Tunus kentlerinde isyan bayrağı açmış ahaliye kafi gelecek mi? Geçici hükümetin açıklandığı pazartesi günü 'Diktatörlüğün partisi defol' haykırışları arasında düzenlenen gösteri bir işaret olabilir. Fakat diğer yandan rejimin sürgünden dönmek arzusundaki sol ve İslami liderlere verilecek tavizler eşliğinde yönelinecek bir reform süreci, 'Yasemin kokularının' Tunus'a yavaş yavaş yayılmasına yol açabilir mi?

SOL İLE İSLAMİ MUHALEFET UZLAŞIRSA...

Tunus kökenli Britanyalı tarihçi Leyla Ordani'ye göre, soldaki ilerici ve sürgündeki ılımlı İslamcı güçlerin ittifakı, seçimlerin adil ve şeffaf düzenlenebilmesi halinde 'olumlu sonuçlar doğurabilir'. Ordani, bir vakitler birbirlerine husumet besleyen sürgündeki sol ve İslami muhalif gruplar arasında son dönemde uzlaşma zemini bulunduğunu belirtirken; İslamcıların solcu liderlerin 2005'te Tunus'daki BM Dünya Zirvesi sırasındaki açlık grevini desteklemesini ve Tunus Komünist Partisi lideri Hamma Hammami'nin bir açık mektup yayımlayarak İslami hareketi demokrasi mücadelesinde siyasi ortak kabul ettiklerini duyurmasını örnek gösteriyor. Yani işler tersine dönmezse Tunus'taki süreç için 'Yaseminli reform süreci' ismini kullanmak belki de daha manalı...

BATI AVRUPA İÇİN BİRKAÇ KELAM...

Tunus halkını diktatörlük rejimi altında ezerken, kendileri için istikrarlı, popüler bir turistik merkeze çevirmiş Bin Ali'den şikayetleri bulunmayan Batılı Avrupalılara gelince... En başta geçen hafta pılısını pırtısını toplayıp Paris'in yolunu tuttuğunda, uçağı havadayken Bin Ali'ye geçit vermeyen eski sömürge gücü Fransa'nın Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'yi anmalı. O Sarkozy ki, daha 2008'deki Tunus ziyaretinde Bin Ali'yi Kuzey Afrika'daki radikal İslamcılara karşı 'kalkan' olarak nitelendirmiş, insan hakları ihlallerini görmezden gelivermişti. Şimdi AB, Tunus'un 'demokrasiye evrilmesine ve ekonomik ihtiyaçların karşılanmasına yardıma hazır olduğunu' duyuruyor. Mağrib'e kendi hedonizmlerinin ve Kaide takıntılarının ötesinde bakabilmekten uzak Batılıların bu önerisine Tunus ahalisi ne der, orası meçhul. ABD içinse 'Mağrib'deki Kaide' sunumunun ötesinde pek de dönüp bakmadığı bu küçük ülke, 'ılımlı İslam' temalı Afrika projesi açısından esin kaynağı olacak gibi görünüyor.

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
[+] Görüş bildir