taraftar değil haberciyiz
Son dakika haberleri Türkiye'nin haber sitesinde.
5.8866
6.5789
1276.54
96142.18
241.532

Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

Gül İrepoğlu ile aşkı müzikle ve şiirle yoğurduğu yeni romanı “Kavuşmak”ı konuştuk…

Özel İçerik | 15.04.2019 - 13:22..
Whatsapp ile paylaş
Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

Gül İrepoğlu

Gül Hanım, kendini yaşamı boyunca en iyi yazarak ifade ettiğini düşünüyor. Bir insanın kendini tanımlayabilmesi ve özellikle bu şekilde ifade etmesi ne güzel, değil mi? Kavuşmasız bir aşkı anlattığı “Kavuşmak”, Gül Hanım’ın son romanı. Romanda “Andığında gözünden yaş getirecek bir aşk yaşamamışsan eğer... Yaşadım deme!” diye söyletiyor kahramanı Dürdane Hanım’a. Aşkı, romanında adeta yeniden tanımlıyor. Sohbetimiz de böylece aşk üzerine kuruldu aslında. Kendisiyle romanı ve aşkın halleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

KENDİMİ YAZARAK İFADE ETMEYİ HEP SEVDİM

 

- Klasik olarak hep bu soruyla başlıyorum: Gül İrepoğlu kimdir?

Gül İrepoğlu yazmayı yaşantısının önceliği olarak gören biridir diyebiliriz. Yazmak onun için âşık olmak gibidir, heyecanıyla. Gözyaşı dökmek gibidir, hem sevinci hem de hüznüyle. Düşsel bir yolculuğa çıkmak gibidir, sonunun belli olmayışıyla. Sihirli sarayı inşa etmek gibidir, sözcüklerin bezemesiyle.

- Kendinizi ne güzel ifade ettiniz. Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

Okumaya başlamadan desem?

- Nasıl yani?

İçimden gelen şiiri babama dikte ederek. Kendimi yazarak ifade etmeyi hep sevdim, ömrüm boyunca, akademik kitaplarım olsun, romanlarım olsun...

- Peki yazma rutininiz nedir?

Yazma rutinim diye bir şeyden söz etmek kolay değil, çünkü hemen her koşulda yazabilirim. Kitaplar ve tablolarla çevrili dağınık masamın başı en sevdiğim mekândır gerçi; ama balkonda, bahçede, vapurda, uçakta, kafede, plajda, ormanda, parkta... Yazasım varsa yazarım. Günün ve gecenin her saatinde çalışırım, kuralım yoktur bu konuda, önemli olan esinlerle kucaklaşmamdır. Mutlak sessizlik de aramam, kalabalık bir aile apartmanında büyüdüğümden gürültüye alışkınım. Yalnızken müzik eşlik eder bana yazarken, türüyse o anki ruh durumuma göre değişir: Caz, klasik Batı müziği, eski pop, klasik Türk müziği... Ve ille de kendi seçtiğim müzikler olmalıdır bunlar, dolayısıyla radyoda bir kanalı açıp dinlemektense, kendi bilgisayarımda kayıtlı listelerimden dinlerim, ki o listelerin çılgın sayısını ve türlü çeşitli/tuhaf başlıklarını söylemeyeyim!

Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

ROMAN KAHRAMANLARIM BİRKAÇ KEZ RÜYAMA GİRDİ


Kavuşmak romanını ne kadar bir sürede yazdınız? Nasıl bir süreçti, bizimle paylaşır mısınız?

Kavuşmak romanını zihnimde tasarlamak, araştırmak, ara ara notlar almak birkaç yıl sürdü. O sırada başka kitaplar üzerinde de çalışıyordum; aynı zamanda birden fazla konu açıktır tezgâhımda çoklukla. Sonra tümüyle yoğunlaşma zamanı gelir, ki işte bu romanı aralıksız yazmam, -günde ortalama 10 saat çalışmaktan söz ediyorum, rekorum 18 saattir- bir yıldan uzun sürdü. Duygusallık dozu çok yüksek bir süreçti, hatta ağlayarak yazdığım yerler oldu.

- Peki ya bir anınızı paylaşmanızı isteyebilir miyim yazma sürecinden?

Roman kahramanlarım birkaç kez rüyama girdi. Bu benim için olağan bir durum, hep olur, ancak burada bana ciddi ciddi fikir verdiler ve bazen kalkıp bilgisayarımın başına geçtim; bazen de baş ucumdaki cep telefonuma notlar aldım acele acele, sabah kalkınca o notları düzenleyip kullandım.

- Bugüne dek aynı zamanda tarihi roman niteliği taşıyan romanlar yazdınız. Ve yine hepsinin ortak noktası İstanbul… Kavuşmak’ta da İstanbul göze çarpıyor. İstanbul sizin için ne ifade ediyor?

Evet, İstanbul’un benim yaşamımdaki, imgelemimdeki yeri bir sevgili misalidir diyebilirim. İstanbul nesillerdir ailemin kentidir. Doğup büyüdüğüm yerdir, güçlükleri, aksilikleri olsa da sevmekten vazgeçmeyeceğim, hep güzelliklerini görmeyi yeğlediğim yerdir. İstanbul’u tanırım, İstanbul’un melodisine kulak veririm, kadim anılarına saygı duyarım, değerini bilirim. Onu yazmaya da bayılırım. Kavuşmak’ta anlatılan aşk, İstanbul’un rengârenk karakterinin yansıdığı bir aşk zaten. İstanbul’un bin bir yüzü bu aşka bir yanından dokunuyor; benim de yaşamış olduğum tarihi yarımada ve Büyükada... Elbette Beyoğlu, elbette Boğaziçi... Her biri romanın parçaları gibi.

Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

KEŞKE O SİS HİÇ DAĞILMASA

 

- Kavuşmasız bir aşkı anlatıyorsunuz Kavuşmak’ta. Sizden izler de taşıyor mu bu roman?

Her roman yazardan izler taşır kanısındayım. Ama tek bir karakter değil, birden çok karakter taşır bu izleri. Bu izlerdir karakterleri sağlamlaştıran, inandırıcı kılan. Ancak Kavuşmak’taki kadın yazar, romanın en başında benim deneyimimi yansıtsa da bütünüyle kurgunun bir parçası yalnızca.

- Birinden büyülendiğimiz zaman dünyayı görmüyoruz sanırım. Aşk bu mu?

Dünyanın silindiği, her şeyin bizi saran o büyülü sisin içinde yitip gittiği olur zaman zaman, evet! Âşık olma hali diyebiliriz buna. Keşke o sis hiç dağılmasa...

- Peki siz aşkı nasıl tanımlarsınız?

Aşk bence sahip olduğumuz en değerli yetenek, bizi insan yapan. O yeteneği hakkıyla içleyebilmekse kendimizi yüreğin yönlendirmesine ne derece bırakabildiğimize bağlı.

Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

KAVUŞMA İHTİMALİ… BU DAİMA VARDIR

 

- Romanda satır aralarından müzikler de yükseliyor. Seçtiğiniz bu şarkıları neye göre belirlediniz?

Kavuşmak müziğin ritmiyle dalgalanan bir roman, müziğin önüne geçen yalnızca aşk; iki müzisyenin aşkı. Hem onların yaşamlarında yeri olduğunu bildiğim, hem de onların aşkına yakıştırdığım müzikler hikâyenin akışında yerlerini aldılar, hiçbirinin varlığı rastlantısal değildi, her müzik parçasının anlamı vardı. Klasik Türk Müziği odakta elbette; örneğin Safiye Ayla, Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Senar romanda doğallıkla varlar, öte yandan Mesut Bey’in Türk müziğinin yanı sıra iyi bildiği klasik Batı müziği de can alıcı noktalarda sesini yükseltti. Yazar karakterinin beğenisini yansıtan farklı türde müzikler de, örneğin Eric Clapton’ın “Autumn Leaves” yorumu ya da Joan Baez’in o olağanüstü “Diamond and Rust”ı, Queen’in “Bohemian Rapsody”si veya Timur Selçuk’un “Ayrılanlar İçin”i aynı ritmi yakalamak üzere girdiler metne. Hele Attilâ İlhan’ın şaheseri “Ayrılık da Sevdaya Dahil”inin hiçbir yerde duyulmamış müthiş bir beste versiyonunu duyunca öylesine renkli esin katmaları açıldı ki önümde, uzun uzun yazmak zorundaydım. Neredeyse bu müziklerin her biri kendi kendini yazdırdı diyeceğim.

- Hiç mektup yazıp da göndermediğiniz oldu mu? Sadece yazmak mı insanı rahatlatıyor böyle durumlarda, yoksa cesaret mi edemiyor insan?

Olmuştur. Bu şiirsel bir şey. Gönderilmeyen mektupların ille de harflere, sözcüklere dökülmüş satırlardan oluşması gerekmez. Belleğimizde de yazılır ve öylece durur onlar. Bu mektupları yollamaya karar vermek bazen yıllar alabilir, bu romanda olduğu gibi. Bazen de hiç yollanmazlar. Bu mektup meselesi derindir. Ne demiş Sait Faik: “Bana mektup yaz. Yazmayacaksın biliyorum; ama yazacak gibi olduğun zamanlar olacak. O günlerinde bana akıldan yaz. Bana öyle kâğıtsız kalemsiz mektuplar bir iki defa gelmiştir”.

- Müziğin ve şiirin gölgesinde kalmış bir aşk Mesut Cemil Bey ve Dürdane Hanım’ınki. Onların kavuşma ihtimalleri var mıydı?

Bence bu aşk bırakın müziğin ve şiirin gölgesinde kalmayı, müziğin ve şiirin ta kendisi. Kavuşma ihtimali... Bu daima vardır, zaten her şey onun üzerine kurulu. Ama bunu burada anlatmamayı, okura merak edilesilikler bırakmayı yeğlerim.

Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

ANDIĞINDA GÖZÜNDEN YAŞ GETİRECEK BİR AŞK YAŞAMAMIŞSAN EĞER… YAŞADIM DEME!

 

- 38 bölüm/başlık var romanınıza ve ikincisi şöyle: “Aşkımla var oldum ben!” Gerçekten de bazen var olmak için birine/bir şeye mi ihtiyaç duyuyor insan? Ve aşk en güçlü duygu sanırım? Siz ne dersiniz?

Var olmak için ihtiyaç duyulan, “biri” değil de, aşkın kendisi bence. Aşkın en güçlü duygu olduğuna inanmasam bu romanı yazar mıydım?

- Birini çok sevmek bize kendimizi mi bulduruyor, yoksa kayıp mı oluyoruz?

Kaybolmak söz konusu değil, kaybetmek de öyle. Aşkı yaşamış olmak, ne olursa olsun bir kazançtır bence. Aşkın yaşanma süreci; yüreği ısıtan ya da altüst eden o benzersiz fırtınalar, başka hiçbir koşulda duyumsanmayacak o renkler, o tatlı sersemlikler... Bunlar yaşamanın tadını çıkarmaktır. Romanda Dürdane Hanım’a o sözü boşuna söyletmedim ben: “Andığında gözünden yaş getirecek bir aşk yaşamamışsan eğer... Yaşadım deme!”

- Kavuşulmadığında bu gerçek aşk mı sizce? İnsan belki de merakına yenik düşüp duygularını yüceltiyor…

Kavuşulduğunda da bitmeyen aşklar var, hep aşkı savunan biri olarak umudu da onun yanına koyarım daima.

Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

KOKUYLA ANIMSAMAKTA SEÇİCİ DAVRANIYOR OLABİLİRİZ

 

- İlgimi çeken bir diğer başlık da on birincisi, “Koku!” Kokunun insan hayatında bambaşka bir yeri olduğunu düşünüyorum. Zaman ya da mekan tanımıyor. Nihayetinde de hep güzel şeyleri anımsatıyor galiba. Koku en çok aşkla mı ilgili dersiniz?

Koku duyusu pek önemli ve değerli. Bence aşkla da doğrudan ilişkili. Kokuyla anımsamakta seçici davranıyor olabiliriz. Kavuşmak’ta sayıp döktüğüm kokulara daha nicelerini ekleyebiliriz, yine de anımsattıkları bitmez tükenmez.

- Bitirmeden size dönelim mi tekrar? Kimleri okumayı seviyorsunuz? Sizi etkileyen kitaplar/yazarlar hangileri?

Selim İleri’nin yazdığı her şeyi zevkle okurum. Ziya Osman Saba’ya, Cahit Sıtkı’ya ve Abdülhak Şinasi Hisar’a, Edgar Allan Poe ve W.B. Yeats’a, Attilâ İlhan’a, Özdemir Asaf’a ve Murathan Mungan’a hayranım. Adalet Ağaoğlu’nu, Tahsin Yücel’i, Nermin Yıldırım’ı, Yekta Kopan’ı çok beğenirim. Hemingway, Sartre, Woolf ve Zweig da en sevdiklerimden.

- Romanlarınız başka dillere de çevrildi. Bu özellikle şimdi nasıl bir duygu?

Evet, romanlarım pek çok dile çevrildi, bu sevindirici elbette; dünyanın bir ucunda tanımadığınız, tanıma olasılığınızın bulunmadığı kişilerin sizin yazdıklarınızı okuyacağını düşünmek. Ancak edebiyatımızın yurtdışında daha etkin bir tanıtımı hak ettiği kuşkusuz…

- Kültür Sanat programları ile ekranlarda da gördük sizi. Bu tarz projeler var mı?

Yaptığım TV programlarında ekranın ne geniş kitlelere ulaşabildiğini, ne kadar eğitici ve esinlendirici olabileceğini bizzat deneyimledim. Romancı kimliğimden yola çıkarak, mimar ve sanat tarihçisi kimliklerimi de devreye sokarak yapabileceğim birçok şey var, bu yönde tasarılarım da var; ama kısmet diyelim buna.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Gül İrepoğlu: Teşekkür ederim.

Gül İrepoğlu, son romanı “Kavuşmak”ı anlattı

Kavuşmak

Gül İrepoğlu

Hep Kitap

S.: 224

Kitabı satın almak için tıklayınız: idefix

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
[+] Görüş bildir