Dolar
6.8207
0.7161%
Euro
7.5219
0.8324%
Altın
1722.65
0.7845%
Borsa
105375.03
0.4016%
G. Altın
377.678
1.4268%
Bitcoin
64214.82
3.2301%
17ºC
İstanbul
Sağanak yağış 17 C

    Başbakan Davutoğlu'ndan canlı yayında açıklamalar

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, TRT ortak yayınında gündeme dair açıklamalarda bulundu.
    • Haber Merkezi
    • 16.10.2015 - 23:46

    Başbakan Davutoğlu'ndan canlı yayında açıklamalar

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, TRT 1, TRT Haber ve TRT Türk ortak yayınında gündeme ilişkin soruları cevapladı.

    "Başbakan ile Özel Yayın"da TRT Haber ve Spor Yayınları Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör ile gazeteci Avni Özgürel ve SETA Genel Koordinatörü ve Sabah gazetesi yazarı Burhanettin Duran'ın sorularını cevaplandıran Başbakan Ahmet Davutoğlu, Cumartesi günkü terör saldırısı nedeniyle tekrar taziye dileklerini sunarak sözlerine başladı.

    Başbakan Davutoğlu'nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

    "TERÖRÜN HEDEFİ KAOS ORTAMI ÇIKARMAK"

    - Saldırı olduğu saatlerde, çok hızlı bir değerlendirme yapmıştık. Yaptığım açıklamada, üç günlük milli yas ilan ettik, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın defin işlemlerini yapabileceği bir süre. Teröristlerin bir hedefi vardır, kaos ortamı ortaya çıkartmak. O kaos ortamı üzerinden bir belirsizlik hali ortaya çıkartmak. Terör bütün ülkelerin gerçeği. Londra, Madrid, New York, Avrupa'da birçok yer... Terör sadece Ortadoğu'ya has bir olguymuş gibi gösterenler için söylüyorum. Hayatın normal akışına dönmesi lazım. Normal ritme hepimizin geri dönmesi lazım. Üç gün mitinglerimizi erteledik, sonra bir daha erteledik çünkü cenazeler devam ediyordu. Bugün mitinglerimizin normal seyrine döndük fakat müzik çalmadık, acıyı paylaşan bir miting, teröre ortak çağrıda bulunan bir muhteva, coşkunun olmadığı bir miting atmosferi. Ama halkta gördüğüm büyük heyecan, milletimizin devletimize olan güvenini, göstermesi bakımından da önemliydi.

    "BURSA'DAN MEMNUN AYRILDIM"

    - Bursa teröre karşı direnç anlamında doğru bir yerdi. Bursalılar da bizi yanıltmadılar. Yeterli kalabalık toplanır mı, millet bu meseleye sahip çıkar mı dediğimiz bir günde, Bursalılar mertçe meydanlara çıktılar.

    Biz meydanı boş bırakırsak, terörisler bakın oluşturduğumuz hava etkisini göstermeye başladı diyerek cesaretlenir.

    ANKARA'DAKİ TERÖR SALDIRISI

    "Görünen piyonları tespit ettik, şimdi onların arkasındakileri araştırıyoruz"

    "Vaktinden önce yapılan bir haber nedeniyle olayın aktörlerinden biri kaçtı"

    - Hem Ankara Valimizden hem de İçişleri Bakanımızdan geniş kapsamlı bir birifing aldım. Bir anda olay olduğunda hemen, buz dağının görünen yüzü ortaya çıkar. Arkadaki o derin bağı fark edemeyebilirsiniz. Devlet olmak, yüzeysel değerlendirmeyi değil, kökle ilgilenmeyi gerektirir. Biz görünen piyonları tespit ettik. Şimdi piyonların arkasındaki ikinci kademeye ulaşmaya çaba sarfettik. Bir gazetede "üç günlük ihmal" diyerek bir hikâye anlatılıyor. Bu konudaki haberlere özen gösterilmesi ricasında bulunduk. Orda anlatılan her şey yanlıştır, bunu çok net söylüyorum. Ankara'ya gelmişler, kafelerde gezmişler... Siz yanında mıydınız? Böyle bir medya kültürü, çağdaş demokrasilerde olmaz. Tam da millet bir acı karşısında kenetlenmişken, emniyet birimlerimiz yoğun bir temasla çabalarını sürdürürken, bir hikâye uyduruyorsunuz. Ondan sonra da 'yayın yasağı neden geliyor' deniyor. Elimizde belirli veriler var. Aynı gazetenin yaptığı yayın sebebiyle, bütün bu bağlantıları sağlayan aktörlerden birisi, vaktinden önce yapılan yayın nedeniyle kaçtı. Nasıl bu kadar sorumsuzca davranılabilir? Teröristlerin Ankara'ya nasıl geldiğini, ne zaman geldiğini biliyoruz ama ben bunları söylemem. Buz dağının altını görmemiz lazım. Bu gazeteye sesleniyorum, kim bu bilgiyi verdiyse, gelin bize aktarın. O bilgileri verenler bu teröristlerle irtibatta olanlardır. O bilgilerin hepsi yalan. Eğer doğruluğu ispat edilirse, o zaman da ayrı bir bazda konuşuruz.

    "IŞİD O SALDIRIDA TEMEL AKTÖR AMA.."

    -Türkiyede çağdaş demokrasiden bahsedip, çağdaş gazetecilik kültüründen bahsetmekten niye kaçınıyoruz? Sayın Bahçeli, 'hükümet hiçbir şey yapmasın' anlamına gelen bir şeyler söylüyor. Böyle siyaset yapılır mı? Bizim geleneğimizde müsteşarlar, demokratik yolla seçilmiş hükümetin emrindedir. Dün Genelkurmay Başkanımızla değerlendirme yaptık. Tek tek brifingini aldım. Bu vatan coğrafyasının her santimetre karesini biliriz.

    AK Parti döneminde hiçbir meselenin üstü örtülmedi. Diyarbakır saldırısı mı? Belli... Hiçbir mesele başı boş bırakılmadı. Failleri konusunda yüzde yüze yakın bir bilgimiz var. Şimdi arkasındaki irtibatları çıkartacağız. Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki, "DAİŞ'in üstünü örtmeye çalışıyor." PKK'yı savunmak size mi kaldı? Bu olayda PKK bağlantısı size mi kaldı? İşin içinde DAİŞ var, hem de temel aktör olarak var. Ama o piyonları kimlerin harekete geçirdiği konusunda, buz dağının dibine kadar gideceğiz. Özellikle medyaya çağrım şu: Bizi eleştirin bundan çekinmem ama yürüyen bir davaya zarar vermeyin. Teröristlerin istediği gibi puslu bir ortam var. Buna katkıda bulunmayın.

    "PKK, DAİŞ VE REJİM, HASEKEDE TOPLANTI YAPTI"

    -İlkesel olarak kastettiğim, terör örgütlerinin hepsi aynı kaptan su içerler. PKK, DAİŞ hepsi kaos ister. İkincisi, DAİŞ terör örgütünün içinde Suriye rejim unsurları var. DAİŞ terör örgütü ortaya çıkarken, hapishanesinden çıkanlardan oluştu. Bu bilgilerin bir kısmını 2009'da Irak başbakanı bana aktarmıştı. DAİŞ'in içinde rejim unsurları var. PYD'nin PKK'nın içine sızmış, başka ülkelerden istihbarat unsurları var. Bir unsur başka bir terör unsurunun içine nüfus ediyor. Suriye'de bir güç boşluğu içinde, bir düzen olmayınca, geçişkenlik oluyor. Bir de savaş lordları ortaya çıkıyor. Bunlar da hepsiyle iş tutuyor. 28 Mayısta Haseke'de, DAİŞ, PKK, rejim toplantı yaptı. Katılmadık dediler mi? Ne karar aldıklarını biliyoruz. Alan paylaşımı yapıyor bu güçler. Türkiye'de kaosu en çok Suriye rejimi ister. PKK'ya dönük operasyonlar başarılı gidiyorken, başka bir terör unsurundan kim hoşlanır? PKK. Hepsinin iç içe geçtiği, birilerinin tek bir boyutunu görmemizi arzu ettiği bir terör olayıyla karşı karşıyayız. Bağımsız bir analiz yapacak birisi, 20 Temmuz Suruç saldırısı, 21 Temmuz İstanbul, 22 Temmuz Ceylanpınar... Bunlar nasıl aynı anda harekete geçtiler? Türkiye'de 7 Haziran'dan sonra bir yönetim boşluğu var.

    "ÇINARA UZANAN ELİ KIRACAĞIZ"

    -Tek tek devlet isimlerini zirk etmeyi arzu etmem. Bir zat, gençlik yıllarındayken, şöyle bir söz söylemişti: Evladım Türkiye öyle bir ağaç ki, bu ağaç kurumaya yüz tutsa, dibine yetecek kadar su verirler, ağaç büyüse bu kez dallarını keserler. Ölmeyecek kadar su, olmayacak kadar güç atfetmek istiyorlar. AK Parti'ye kadar böyleydi. AK Parti döneminde, biz bir kaç milyar dolarlara bakmadık, zulüm görmüş bir halka 7 milyar doları verebilecek bir kudrete geldik. Biz hibe silahlara bakmadık, parlamentolardan 'bize bir parça verin de PKK ile mücadele edelim' demedik. Türkiye dedi ki: Kendi tankımı yapıyorum.

    Böyle bir Türkiye çıktığında bir çok aktör rahatsız oldu. Mısır'daki Tahrir Meydanı'nda çıkan gençlerin umutlarını öldürdüler. Libya'da umutlarını öldürmek yanında birbirlerine düşürdüler. Şimdi Türkiye'yi, bu çınarı budamak istiyorlar. Biz buradayız, kim bu çınara el uzatırsa, o eli kıracağız. Kimler bunun içinde niye yer alıyor? Bazı kesimler de AK Parti iktidarı sayesinde, bir düzen kuramadılar. Yavaş yavaş yıpratacaklardı, kendi kafalarındaki bir düzene geçmeye çalışacaklardı, buna izin vermedik. Dışarıda rahatsız olanlarla içeride rahatsız olanlar birleştiler. Siyasi partilere her seferinde ortak deklarasyon yapalım dediğimde kapılar kapandı.

    "MURSİ'NİN BAŞARISINI TARİH TEST EDER"

    -Dışarıda birileri, içeride onlar gibi düşünenler, Türkiye'yi bir duvarla çevirebileceğini zannettiler. Biz imparatorluk çocukları, bağımsız bir Türkiye için başkaldırdık. 12 Eylül bunun çarpıcı örneğidir denildi hep. Siz kendi küçük dünyanızda, birbirinizle kavga eden bireyler olun. 70'li yıllarda, 80'li yıllarda... Türkiye'den Kafkaslara Ortadoğu'ya bakmamızı istemediler. Kuzey Irak'ta petrol anlaşmaları yaptığımızda rahatsız oldular. Azerbaycan'la TANAP'ı yaptığımızda rahatsız oldular... Ben şunu diyorum, bu coğrafya ancak çevre coğrafyalarla ilişkiye geçerek güç kazanır. Bunu yazdığımızda 28 Şubat dönemiydi. 2001'in Mayıs'ında yayınlandı kitabım. Zayıf bir Türkiye'den iddialı bir Türkiye çıktı. Şimdi rahatsız oluyorlar.

    'Bizim Suriye ile ne problemimiz var' diyor Kılıçdaroğlu. Esed'in 300 bin kişiyi öldürdüğünü örtmeye çalışıyor. İnsanlar katledilecekti, Türkiye'ye doğru geleceklerdi, nereye gideceklerdi? Türkiye ilgilense de ilgilenmese de geleceklerdi. Tarihinizi ya bütün sorumluluklarınızla üstlenirsiniz ya da o tarih sizi ezer geçer. Tarihi bir ilişki olarak bütün bu coğrafyadaki halklarla ortak bir kaderi birlikte yaşayacağımızı düşünüyorum.

    2011'e girerken, Türkiye, Lübnan, Suriye ve Ürdün dört dışişleri bakanı olarak toplandık. Bir ortak alan oluşturma kararı aldık, ekonomi bakanlarımız, turizm bakanlarımız toplandı. Doğu Akdeniz'de yeni bir denge kurmaya başlamıştık. Irak'ta buna katılmayı arzu etti. Birileri bundan rahatsız oldu. Bütün idealimiz bölgeyi toparlamaktı. Birileri bunu engellemek için harekete geçti.

    Türkiye hiçbir zaman içine kapanmayacak. Bu coğrafya içine kapananları tarihe kapatır.

    Üç proje, Türkiye Brezilya ile birlikte Tahran'da anlaşma yaptığında, o anlaşma kabul görseydi. Batı, o anlaşmayı kabul etmiş olsaydı, acaba İran bölgede bugün böylesine bir politika süreci takip eder miydi? Biz Suriye-İsrail görüşmelerinde istediğimiz neticeleri alsaydık acaba nasıl bir Suriye olurdu? Dörtlü ittifak kurulmuş olsaydı acaba Doğu Akdeniz'de nasıl bir tablo oluşurdu? Bütün bunlar şunu gösteriyor. Herkes bir strateji oyunu oynuyor. Türkiye'nin gücü var. Herhangi bir yerinde bu satranç oyununu oynarken, oyunun dengesi şu yönde değişiyor diyerek, oyununuzu değiştirirseniz, karşı tarafın oyununa dahil olursunuz. Halkların iradesini kaybedersiniz. Bir Avrupa ülkesinin dışişleri bakanıyla oturduğumuzda, bana Mısır darbesinin bir darbe olmadığını anlatmaya çalışıyordu, biz karşı çıktığımız için. Dedim ki çok ilginç bir durumla karşı karşıyayız. 12 Eylül'de Türkiye'yi darbe sebebiyle atmıştınız. Türk dışişleri bakanlarına, darbenin ne olduğunu biliyoruz, bize anlatmayın diyordunuz. Tarihin tecellisine bakınki, şimdi ben gururla Türk dışişleri bakanı olarak darbenin ne olduğunu söylüyorum, Mısır'da olan darbedir demiştim. Mursi'nin başarısını tarih test eder. Eğer Mısır'da demokrasi yerleşmiş olsaydı, bugün Ortadoğu halkları DAİŞ terörüyle değil demokrasiyle tanışmış olurdu.

    "TÜRKİYE ALEYHİNE, İSRAİL İÇİN DİZAYN EDİLEN BİR ORTADOĞU"

    Türkiye aleyhine, hükümetimiz aleyhine çıkartılan şeylere baktığınızda, İsrail'in güvenliği için dizayn edilmeye çalışılan bir Ortadoğu projesine karşı bizim onurlu çabamızı bulursunuz.

    Filistin bayrağı dalgalandı. Daha çarpıcısı, 29 Kasım 2012. BM Genel Kurulunda oylama var. O hafta sonu da Türk Arap Dışişleri Bakanları Toplantısı vardı. Oylamayı duyunca, bütün programları iptal edip New York'a gittim. Ve orada Filistin için konuşan tek dışişleri bakanı bendim. Mahmud Abbas'la orada kucaklaştık. Büyükelçiliğimize götürdüm ve 'burası artık sizin  büyükelçiliğinizdir' dedim. 'Bir gün Filistin bayrağı burada dalgalanacak' dedim. Orada Mahmud Abbas konuşmadan çıkıp törene gidecekti. 'Eğer siz hemen törene giderseniz, ben törene katılamayacağım' demiştim. Dedi ki, 'senin olmadığın törene ben gitmem, bizi sadece siz desteklemiştiniz' dedi.

    Biz doğru bildiğimizi, hak bildiğimizi yaptığımız için Filistin'de bir çok evde bir Filistin bayrağı bir Türk bayrağı var. Millet olmakla olmamak arasındaki ince çizgi orda. Satranç oynarsınız ama sadece rasyonel bir oyun değildir, aynı zamanda bir his oyunudur.

    'Terör odaklarının hepsini Türkiye'nin üzerine salalım' dediler. Biz de diyoruz ki, 'ayakta olmanın, yorulmamanın tam vakti.'

    -Türkiye kapasitesini zorluyor mu?

    -Ben öğrencilerle ders yaparken hep şunu söylerim. Eğer hedeflerinizi çok yukarı koyarsanız, bir süre sonra yorulursunuz. Eğer barfiks kapasitenizin aşağısındaysa, iki büklüm olursunuz. Olması gereken kapasitenizin biraz üzerinde olacak. Türkiye'nin buna kapasitesi yetmez denildi. Eğer biz, 'Türkler bunu yapamaz' diye düşünmüş olsaydık, Marmaray, Avrasya Tüneli yapılır mıydı? Kıbrıs siyasetini sadece oraya verilen bir kaç yüz dolarla sınırlı görenler, Türkiyenin bütün dış politikasını kıbrısa endekslemeye çalışan bir zihin, bir boru hatlarıyla su götüreceğini hayal edebilir miydi? Türkiye 2001 deki zihin dünyasına saplanıp kalmış olsaydı, dünyada en fazla temsil edilen altıncı ülke olur muydu? Haddinizi bilin diyorlar. Problemimiz şu, biz başkalarına had bildiriyoruz şimdi. Türkiyeyi hangi maceraya soktuk biz. Bütün bu şeylerin üzerinden bizi savunmaya sokmaya çalışıyorlar. Şöyle bir dil istiyorlar, haklısınız ya, biz içimize kapanıyoruz, sizi rahatsız edecek hiçbir şey yapmayacağız, karışmayacağız, bizi seçerseniz sizin başınız ağrımayacak.

    Türkiye içine kapansa ayakta kalamaz.

    SURİYE İÇ SAVAŞI

    -Türkiye sınırların ötesindeki, Kürtlerin de dostudur. Bir ayrım gözetmedik. Suriye'de kesinlikle Kürtlerin eşit haklarda vatandaşları olduğunu düşündük hep. Beşşar Esed'i kimlik vermesi için ikna

    etmeye çalıştık. Esed'den talep ettiğimiz en önemli husus, Suriye'deki Kürtlere vatandaşlık vermesiydi, kimlikleri bile yoktu. Türkiye'de nasıl ayrım gözetmiyorsak, Suriye'de de gözetmeyiz. Bizim

    meselemiz, Türkiye'nin huzurunu bozmak isteyen gruplarla. Bunlar kim olursa olsun. DAİŞ nasıl Arap olmakla ilgili değildir, PYD de Kürt olmakla ilgili değildir. Türkiye'de silahlar indirilmiş olsaydı,

    Türkiye'nin de PYD'ye bakışı farklı olurdu. Sayın Barzani ile ilişkilerimiz mükemmel, çünkü Türkiye'yi tehdit etmiyorlar. Türkiye ile işbirliği içindeler. Bizimle işbirliği yapanların ırkına bakmayız ama bizi tehdit edenin de ırkına bakmayız.

    PYD kendi dışındaki bütün Kürt grupları sürmeye kalktı. Türkiye'ye dönük olarak da PKK saldırıları başladı. Eğer Türkiye birisi saldırı yaptıysa, ayrım yapmayız. Vurduğumuz silah depolarının bir kısmı

    Suriye'den gelen silahlardan oluşuyorsa bir daha vururuz. Eğer bunlar devam edecek olursa, kimin verdiğinize bakmayız silahları, gerekirse Suriye'de de vururuz.

    Nusra, DAİŞ'e karşı çarpışıyor. Ama Nusra'yı terör örgütü olarak görüyoruz. Terör örgütüne saldırıyor diye, Nusra'ya destek mi olacağız?

    2013 Mayıs'ına dönecekler, silahları bırakacaklar, nereye gideceklerse gidecekler. Tek bir silahlı unsur bırakmamaya kararlıyız. Operasyonlar devam edecek.

    SURİYE'DE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ

    -Bizim için Suriye hala Suriye'dir. Fiilen bakıldığında Suriye rejimi, Suriye'nin yüzde 14'ünü kontrol edebiliyor. Rusya'nın yaptığı operasyon bu etki alanlarını zayıflatma yönünde değil, aksine bölünmeyi artıracak temellerini atmaya yönelik çabalar. Vakaya bakıldığınızda, maalesef Suriye fiilen bir çok etki alanına bölündü.

    TÜRKMEN NÜFUSU

    -Türkmenlere de Kürtlere de dönük projelerimiz var. Türkmenlerden bizim dışımızda bahseden var mı? Mahcup bir şekilde Bahçeli bahsediyor. Türkmenlere giden yardımları kim engelledi? O Türkmenler bugün hala direnebiliyorlarsa, bizim verdiğimiz yardımlar sayesinde, gururla söylüyorum.

    Biz gelene kadar, Lübnan'da Türkmen olduğu bilinmiyordu. Hiçbir politika yoktu. Dışişleri bakanı olduğumuzda, Serdar beye söyledim ve bütün Türkmen köylerini çıkardı. Gittiğimizde söz verdiğim gibi oralara gittim. Hiçbirisi Türkçe bilmiyordu. Ve dediler ki biz buranın en terk edilmiş varlıklarıydık, Türkiye yükselince biz de fark edildik. Onları Türkiye'ye getirip Türkçe öğretiyoruz.

    Humus'tan kaçan Türkmenlere yardım etmeleri için insani yardım yaptık. Bize yüzünü dönen kimseyi ihmal etmedik, bu Kürtler içinde geçerli. Golan Tepelerinde dahi hala Türkmen boyların olduğu bilinir ama hiç bahsedilmez onlardan.

    "Sırlar" iddiaları (Koalisyon görüşmelerinde neler oldu?)

    -Bu bir moda oldu. Önce Bahçeli söyledi, bir de yanında çanta taşıyor. Sayın Kılıçdaroğlu da onu takip etti. Ben kapalı kapılar ardında ya da önünde söylediğim şeylerden gocunmadım. İsteyen istediğini konuşabilir. Eğer bunu konuşmak için bir kayda almışlarsa, hiç gocunmadım, hodri meydan. Ama benim üzerimden bir tartışma başlatmak isterlerse biz Rabbimizin şahit olduğu şeyleri milletimizden de saklamayız. Çıksınlar konuşsunlar. Bu işin vaka yönü.

    Biz birlikte konuşmuşuz. O günkü şartlar içine anlattıklarımı, şimdilik bilinmesin demişsem bu devlet mahremiyetinin gereğidir. Buna da saygı göstermeyeceklerse, bu da onların siyaset ahlakını gösterir. Beni rahatsız edecek ne söyleyebilir doğrusu merak ediyorum, çıksın anlatsın.

    Her ikisinin oluşturmak istediği intiba, sanki dışarıda duyulmasını istemediğim bir şeyler söylemişim gibi. Bu siyasetin adı şantaj siyaseti. Öyle şeyler biliyorum ki söylersem Davutoğlu rahatsız olur. Saklama Sayın Bahçeli.

    Bahçeli ile görüştüğümüzde her şeye hayır dedi. Koalisyona, seçim hükumetine, azınlık hükumetine desteğe, erken seçime hayır dedi. Ben de çıktım bunları söyledim. Her şeyi söyleyebilir ama bir daha benimle devlet meselesi konuşacaksa, her an şantaj yapacak biriyle konuştuğumu bilerek otururum. Aynı şey Kılıçdaroğlu içinde geçerli.

    Kılıçdaroğlunun farkı şu: Bir arkadaşım görüşmeden önce dedi ki, "Biz biliyoruz geçmiş uygulamaları, Kılıçdaroğlu şunu konuştuk, şunu konuşmadık diyebilir. İki şahit alsanız" dedi. Şimdi anlıyorum ki o arkadaşımız haklıymış. Bu şantaj siyasetiyle, sırf beni zora sokmak için bu lafları ediyorlarsa hodri meydan.

    MERKEL'İN GELİŞİ

    -Son bir ay içerisinde Türkiye'de öyle bir trafik var ki. BM Genel Kurul toplantısına gittiğimizde 60'a yakın devlet başkanı görüşmek istedi. Birçok Avrupa lideriyle görüşmeler yaptık. Zihinlerde Türkiye yalnızlaşıyor algısı oluşturmak istediklerinde Merkel'in gelişi oyunu bozuyor.

    Mülteciler dosyasından öncede yoğun görüşüyorduk. Yüksek düzeyli işbirliği mekanizmasını da geliştirmeye karar verdik. Macaristan Başbakanının bir makalesi olmuştu, ona cevaben ben de Almanca bir makale yayınladım.

    Sayın Merkel'e, 'üçlü bir mekanizma kuralım' dedik. Merkel, 'önce Türkiye ile Almanya arasında bir ikili anlaşma kuralım, Sonra Yunanistan'ı da katarız' dedi. Cumhurbaşkanımızın Brüksel ziyaretiyle bu daha da olgunlaştı.

    Türkiye AB ilişkileri kriz çıktığında canlanan, kriz bittiğinde de dondurulan bir ilişkiler olmaktan çıkaralım. Bizim ilişkimiz vizyon odaklı olsun. Türkiye AB'ye üye olmuş olsaydı, ekonomik olarak da AB daha rahat ederdi. Mülteciler konusunda Türkiye'nin yüklendiği külfeti paylaşacak mantıklı bir değerlendirme yapalım.

    Avrupalılar bize hep vize kolaylaştırması diyordu, biz de 'vizeyi kaldıracaksınız' dedik. Gelinen nokta. Söze söz, imzaya imza. Siz uygularsanız biz de uygularız. Sonunda bu anlaşmayı Ankara Palas'ta imzaladık. Plana bağlanmıştı. Prensipte anlaşmış durumdayız, Schengen'e geçiş ile geri kabul birlikte olacak.

    Krizler öğretici oluyor. AB hep krizlerden sonra bir sıçrama yaptı. Türkiye Avrupa ilişkileri de bence krizlerle birbirimize ihtiyaç hissettikçe daha iyi noktaya gelecek. Önemli bir Avrupa lideri, "Türkiye'nin bize olan ihtiyacından çok bizim Türkiye'ye ihtiyacımız var" sözü önemlidir. Pozitif gündemli, vizyon odaklı bir yeni dönemin işaretleri olarak değerlendirilebilir.

    AB rotasının, Türkiye içindeki muhtemel kutuplaşmaları da kapatacağı düşüncesindeyim. Bizi yıpratmak adına demokrasimizi yıpratanlar Avrupa vizyonundan bahsedemezler.

    AİHM'NİN DOĞU PERİNÇEK KARARI

    -Bu büyük bir kazanım. Eski Dışişleri Bakanı olma vasfıyla da zikrediyorum, bu davayı bir devlet davası olarak gördük. Bizzat takip ettim. 3-4 ay önce de bu kararın böyle tecelli edeceği bilgisini almıştık. Bu kararın Avrupalı ve Türkiyeli yönü var. İsviçre'de özellikle soykırımı reddedenlerin yargılanmasından sonra biz Avrupa mekanizmalarında şu temel görüşü ortaya koyduk. Bu fikir özgürlüğüne aykırıdır. Soykırım var dedi diye kimseyi hapse atmıyoruz.

    ÇÖZÜM SÜRECİ

    -Biz 12 yıl içerisinde çözüm süreci dediğimiz sürecin, hayata geçirilmesinin kilometre taşlarını döşedik. Demokratik bir ortam sağladık. Alevi, Kürt, Roman bütün vatandaşlarımıza kendini ifade etme hakkı yanında, onlarla yürek yüreğe baktık. 'Çözüm sürecinin iyi tarafı yerli ve milli olması' demiştim. Çünkü kendi içimizde bunu ürettik. Birileri bu reformlar üzerinden Türkiye'nin temel taşlarını sarsma yönüne gitti. Kamu düzeninin olmadığı yerde kimlik olmaz. 2013 Mayıs'ında düşündüğümüz şekliyde bütün gruplar silahlarını bırakıp çıksalardı, bambaşka bir noktada olurduk. Bunu yaptıklarında cevap vermek konusunda da tereddüt etmedik.

    1 Kasım'da inşallah güçlü bir AK Parti iktidarı olduğunda, bu konudaki kararlılığımızı göstereceğiz. 'Terörle mücadeleyi destekliyor musunuz' diye soruyoruz, 'çözüm sürecini destekliyor musunuz' güçlü bir destek var.

    Kesinlikle herhangi bir tarafın, kamu düzenini yok etmesine izin vermeyeceğiz.

    ŞUBAT AYINDA 10 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI

    Onlarla ilgili hiçbir şeyi ihmal etmedik. Atamalarla ilgili beklentiler var. 10 bini Şubat ayında atıyacağız. Önümüzdeki dönemdeki atamaların yarısını da şubat ayında yapacağız.

    Şubat ayında atandığı zaman yılın ortasında nasıl gidecek deniliyordu. Öğretmen akademisi kuruyoruz. Öğretmenleri yeniden meslek için eğitimden geçiriyoruz. Şubat ayında ataması olan öğretmenler, bulundukları yer neresiyse bir okulda staj görecekler, bir dönemi öyle geçirecekler. Yazında, öğretmen akademisi oluşuncaya kadar, bir meslek için eğitime tabi tutulacak. Şubat atamalarının dezavantajları da ortadan kalkmış olacak.

    İsviçre dışişleri bakanı ile çok sert tartışmalarım oldu, bu konudaki aldıkları tutum sebebiyle. Bu kararla Avrupalı değerler kurtarılmış oldu. Türkiye ile ilgili olan boyutu da şu. Biz kendi tarihimizi her yerde savunuruz. Sayın Perinçek'in sol bir çizgiden gelmiş olması hiç önemli değil. Dünyada, Türkiye'nin ve kendi onurumuzun savunulması söz konusu olduğunda ilkeli bir tavır takınırız. Tarihi bir karar olarak görüyorum.

    Görüş Bildir