Euro
9.5102
-0.15%
Dolar
7.9966
-0.11%
Altın
464.85
-0.08%
Borsa
1.321
0.51%
10ºC
İstanbul
Bulutlu 10 C
    Medya patronlarının 28 Şubat itirafları

    Medya patronlarının 28 Şubat itirafları

    TBMM'de 28 Şubat'ı araştıran komisyona ifade veren medya patronları adeta günah çıkardı..
    • 06.10.2012 - 10:15

    Medya patronlarının 28 Şubat itirafları #1

    Aydın Doğan, Dinç Bilgin, Mehmet Emin Karamehmet,Turgay Ciner, Zafer Mutlu TBMM'de 28 Şubat'ı araştıran komisyona ifade verdi.

    HER ŞEYİMİZİ SATARAK BORCUMUZU ÖDEDİK

    Çukurova Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Karamehmet:

    - Ailem eski bir sanayici. Bu darbelerden tabii çok zarar gördük. Görüldü, her tarafta olduğu gibi. Allaha şükür hepsinden çıktık.
    - 28 Şubat sürecinde basında yoktuk. Bizim bu sektöre girişimiz çok daha sonra oldu.
    - Kemal Ilıcak'ın yakın dostu olduğunu anlatan Karamehmet, ölümünden sonra oğlunun gazeteye ortak olmasını istediğini, ortak olamayacağını söylediğini ancak bir miktar yardım yaptığını kaydetti. Karamehmet, 'Aradan zaman geçtikten bir süre sonra Özer Çiller aradı. Erol Aksoy'un gazeteyi aldığını yarısına ortak olmamızı istedi, o şekilde girdik. Maaşlar ödenemeyince alacağımızdan vazgeçip çıkmak istedik, ama olmadı, üzerimize kaldı.
    - Nazlı Hanım'ın (Ilıcak) ayrılmasını 'Babamı batırdı, burayı da batıracak' diyerek oğlu istedi. Ama farklı konuşuldu.
    - Erol Özkasnak'la görüştüğünü, ancak kendisine davetin Çevik Bir 'den geldiğini anlatan Karamehmet, 'Tam ne görüşütüğümüzü hatırlamıyorum. 'Bunu, şunu yapmayın' diye değil, 'Vatan millet Sakarya' şeklinde görüşme oldu.
    - Karamehmet, fona devredilen bankalar arasında en büyük zararın Pamukbank'ta olduğunun ifade edilmesi üzerine şunları söyledi: 1989'da IMF Türkiye'de olduğu için Fiskobirlik'in fındık paraları ödenemiyordu. Devlet, Fiskobirlik'e para vermemizi istedi. O zamanki kanunlara göre, özel şirketler kamu bankalarına kredi veremiyordu. Kanun değişti. Para ödenmedi. Pamukbank devrolduktan sonra da ödenmedi. 3.6 milyon doların içinde bu rakam da vardır. Her şeyimizi satarak 2 yılda ödedik.
    - Demirbank'ın Fona alınmasından 1 gece önce bizi Ankara'ya çağırdılar. İş Bankası, Garanti Bankası, Akbank ile biz vardık. 'Yarın sabah 1 milyar dolara ihtiyaç var' dediler. 'Kur çıpasıyla hiçbir zararınız olmayacak' denildi. Diğer bankalar veremeyeceklerini söyledi, sadece biz 384 milyon doları götürüp yatırdık. Çıpa kalktı, 600 liraya sattığımız dolar 1400'e çıktı. Aradaki farkı şirketlerimizin üstüne yazdık. Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'e gittim, 'Vergi kabul edin' dedi.
    - Özel bir şeyden dolayı olduğunu zannetmiyorum. Çaresizlikten dolayı yapılan hareket diye düşünüyorum. Biz belki beceriksiziz, basını bu şekilde kullanmadık. Benim basına girmem hataydı. Çıkması kolay değil, inşallah düzelteceğiz.
    - Devletle iş yapmadıklarını belirten Karamehmet, siyasi baskıya maruz kalmadıklarını, kendilerinin de siyasete uzak durduklarını söyledi. Karamehmet, 'Aytaç Yalman'ı bir kez gördüm, tebrik için gittim. Kimseye teslim olmadım. Kimseden bir şey istemedim ki teslim olayım' dedi.
    - Turkcell ihalesi gelir paylaşım metoduyla yapıldı. 4 kez ihale edildi. 4'üncü defasında da biz 2'nci kaldık. '1'inci verilen fiyata uyarsanız size de vereceğiz' dediler. Sebebi de GSM dedikleri teşkilatın her ülkede asgari 2 operatör olmasından. Biz de yüksek fiyatı kabul ederek 2'nci olarak Turkcell'in gelir paylaşımına girdik. Gelir paylaşımına girerken o zamanki hükümet, bir de 500 milyon dolarlık lisans parası koydu. O tarihte o lisans parası çok afakiydi. Hatta lisans parası yüksek olduğu için 1'inci gelen operatör imzalamaya cesaret edemedi, hissesini Uzan'lara sattı.

    Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan:

    - (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile aralarının nasıl olduğu sorusuna) Gayet iyi, aramızda dostluk, samimiyet, arkadaşlık ilişkisi yok ama medeni bir ilişki içindeyiz. Başbakan'a diyecek bir meselem olursa söylerim. Kamuoyuna bir kaç yıl önce yansıyan sertlikler yok.
    - (Bazı yazarların işten çıkarılmasıyla ilgili soruya) Emin, yönetilemez hale gelmişti. Takıntılığı meslek edinmişti. Emin'i (Çölaşan) ben çıkardım. Bekir Coşkun'u ben kovmadım. Kendisine hakkımı helal etmeyeceğim. Kimseyi siyasi nedenlerle kovmadım. Ne Özal ne Demirel ne askerler, 'işten atın' demedi, sadece telkinde bulundukları olmuştur.
    - İstanbul'da 1. Ordu komutanlarıyla ben devamlı mesleğim dolayısıyla Cumhuriyet bayramlarında resepsiyonlara gider tanışırdım. 1. Ordu'dan gelenler de genellikle Kara Kuvvetleri'nden, Genelkurmay'dan geldikleri için Genelkurmay'dakilerle de tanışırım. Hepsiyle görüşürdüm; Özkök Paşa, Karadayı, Çevik Bir, Başbuğ Paşa ile de görüşürdüm. Ama bu görüşmemin bir suç olduğunu kabul etmiyorum.
    - (Mesut Yılmaz'ı desteklediğine ilişkin sorulara karşılık) Mesut Yılmaz'ı, Tansu Hanım'ı destekleme diye bir şey olamaz. Sabah Gazetesi, Tansu Hanım'ı desteklemeye başladı, rekabetini artırdı. Biz de Tansu Hanıma karşıydık. Tansu Hanım'ın ABD'de malvarlığını yayınlamıştık. Gazetecilik yaptık. Bu haberden sonra hep aramız limoni oldu. Kendimi birden bunun içerisinde buldum.
    - Siyaseti dizayn etmiyorum. O zaman siyasiler yönetimlerine alamadığı için beni yıpratmaya kalktılar. Belki POAŞ hataydı. 'Koç, Sabancı alacak senin medyan var alamazsın' denmesi doğru değil. 'Askerler yönetime el koysun' diyemem. Askerin olduğu rejimde demokrasi, demokrasinin olmadığı rejimde medya olmaz. Hiçbir manşetimize askerlerin dahli olmamıştır. Biz demokrasi dışı her şeye karşıydık.
    - Siyasilerin askeri müdahalelere karşı dik durması gerektiğini belirten Doğan, 'Eğer siyasiler muktedir olurlarsa, dik dururlarsa bunlar olmaz. Mesela 27 Nisan bildirisine karşı hükümet dik durdu' diye konuştu.
    - Aydın Doğan, başörtüsüne üniversitelerde serbestlik getiren anayasa değişikliğine ilişkin Hürriyet gazetesinin '411 el kaosa kalktı' manşetini atmış olmasını doğru bulmadığını söyledi. Söz konusu manşetin Ertuğrul Özkök'ün ısrarıyla atıldığını dile getiren Doğan, 'Bu soruyu keşke Ertuğrul Özkök'e sorsaydınız. Ben de yanlış buldum. Hatadır, hata olduğunu da hep söylerim' dedi. Sanatçı Ahmet Kaya için 'Vay şerefsiz' manşetinin atıldığının hatırlatılması üzerine de Doğan, 'Ben de doğru bulmuyorum. Keşke bu kadar keskin, sert manşet atılmasaydı' diye konuştu.
    - Aydın Doğan, AK Parti hükümetleri döneminde çarptırıldığı vergi cezasıyla ilgili olarak da hiç kimsenin bu vergi cezasının haklı yazıldığına kendisini inandıramayacağını ifade etti. Dinç Bilgin'in borçlarını ödemek büyük hediyeydi.

    Habertürk Gazetecilik A.Ş sahibi Turgay Ciner:

    - 28 Şubat'ta, 27 Nisan bildirisi döneminde medyanın içinde olmadığını belirten Ciner, o dönemde yapılanlardan uzak olduğunu dile getirdi. Medyaya arzu ederek değil zorlanarak, para kaptırarak girmek zorunda kaldığını anlatan Ciner, 'Yiğit vurulduğu yerden ayağa kalkar' iddiasıyla bu işe girdiğini kaydetti.
    - Ciner, 1994'ün bazıları için et, bazıları için can derdi olduğunu belirterek, 1994'te Sabah-ATV Grubu'nun battığını, bunun 2000'e kadar sürdüğünü ifade etti. Eziyet çeken bir işadamı olduğunu kaydeden Ciner, 2000'de Sabah-ATV grubundan alacaklarına karşılık belirli oranda hisse aldıklarını ifade etti:
    - En azından parayı ödeyemedikleri için belirli hisse verdiler. Ama yönetimde değiliz. Sonra, sistem rakip medya grubunun eline geçti. 2002'de bu arkadaşlar bizi tekrar çağırdı, 'Biz batıyoruz, katkı verir misiniz' dediler. Belli miktarda paramız içerde batık olduğu için bu işin içine girdik. TMSF veya o günkü BDDK, sadece bu işin tarafı olarak izin verdi. Yaklaşık 5 yılda o grubu ayağa kaldırdım.
    - 1 Nisan 2007'de o günkü kurulu düzen, bu taraftaki kurulu düzeni ikna ederek, kandırarak, ne oldu bilmiyorum, onun üstü kapandı. O olay vuku buldu, biz gazeteciliğin dışına çıktık. Ne BDDK ne TMSF'nin, Dinç Bilgin'in elinden zorla aldığı bir şey yoktur. Batmış bir Dinç Bilgin'in, kanunlar gereği, bankaları batan kişiler nereye gittiyse, o adrese gitmiştir. Kurulu düzen dışardan gelenleri sevmez, hemen dışladılar, mücadele o şekilde devam etti.
    - BDDK veya TMSF'nin Bilgin'in elinden aldığı bir çöp dahi yoktur. Bana göre 1 milyar 100 milyon dolara satılan maldan Dinç Bilgin'e hayatının en büyük hediyesini yapmışlardır, bütün borçlarını ödeyerek. Hayatımın en büyük talihsizliği Etibank'tır.

    Sabah Gazetesi'nin eski sahibi Dinç Bilgin:

    - 28 Şubat dönemine gelinen günlerde Türkiye'nin en büyük iki basın kuruluşundan birinin patronuydum. Büyük servetim vardı. 28 Şubat sonrasında hiçbir şeyim kalmadı.
    - O döneme gelmeden Doğan ile grubum arasında promosyon savaşları vardı. Bu iş siyasi arenaya da sirayet etti. Grup olarak DYP'ye destek olduk, Doğan Grubu da ANAP'a. Basının işlevi o tarihte bozulmaya başladı.
    - Büyük İstanbul sermayesi de bizim rekabetimizden hoşlanmıyordu, 'Oturup konuşun, kavga etmeyin, uslu çocuk olun' diyorlardı. Manşetleri ortak atma, önceden hazırlama olmadı. Ama rekabeti durdurduk.
    - Sabah Grubu olarak suikasta maruz kaldık. Kim yaptı bilemem. Biçilen görevi yapmayacağımız, yapmadığımız... Bir miktar onun da etkisi vardır. Ankara'ya sık gelen gazete patronu değildim. Eğlenerek gazete yapan biriydim. Askerle hiç ilişkim olmadı.
    - Hiçbir gazetecinin işine son verilmedi. Bir kez Genelkurmay'a davet edildim. Karadayı'yla görüştüm, bir odaya alındım, orada Çevik Bir ve Erol Özkasnak ile pek hoş olmayan 15-20 dakika geçirdim. Sabah grubundaki yazarlarla ilgili şikayetlerini söylediler, askerlere servis edilen bülteni gösterdiler. Yazarların yazısının altında 'aslında şunu demek istiyor' şeklinde notlar vardı. Gazetenin böyle okunmasının doğru olmadığını söyledim. Tatsız hava oluştu. Yemekte Allah'tan Özkasnak yoktu. Havadan sudan konuşarak çıktım. Gazetecilerin işten atılmasına ilişkin telkin yapılmadı, bana mektup yazılmadı. Genelde o tür işler Ankara büroları kanalıyla gelirdi.
    - En büyük talihsizliğim Etibank'tır. Bir gece Cavit Çağlar aradı, aramız o zamana kadar iyi değildi, 'Etibank'ı aldım, ortak ol' dedi. 'Uykumu kaçırma' dedim, sonra onu unuttum. Gazetede söylediğimde 'Aman patron yapalım' dediler. Burnumuzu soktuk.
    - (Etibank'ta generallerin görev alma nedeni sorusu üzerine) Rasyonel, akılcı bir gerekçe söyleyemem. Vural Beyazıt, rahmetli Ercan Arıklı'nın dostuydu, onun tavsiyesiyle yönetime aldık. Zamanın ruhu o tarihte farklıydı. Hataydı bana göre.
    - Garip bir Türkiye olmuştu. Özelleştirmeler yapılıyordu. Medya kuruluşları kamu ihalelerine girip alyorlardı. Ben bunun dışında durdum. Sadece işim basın iken halim çok iyiydi, başka işlere burnumu sokunca sıfırlandım.
    - Türkiye koptu, gazeteciler olarak biz de koptuk. O zamanki Türkiye başkaydı. O zaman başbakanlar farklıydı. Şimdiki gibi Başbakan olsaydı, şimdiki gibi Meclis olsaydı Türkiye'nin başına bunlar gelmezdi. Yeter derecede demokrat, cesur olmadığımız doğru.
    - (Sizi basındaki birlikteliğe iten kuvvet neydi sorusuna karşılık) Rahat etmek, daha çok Avrupa'ya gitmek, teknelere binmek, tehditlerden uzak kalmak.

    SAVUNULACAK BİR TARAFI YOK

    Vatan Gazetesi'nin eski sahibi Zafer Mutlu:

    - 28 Şubat'ın savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Basının da yanlışları olmuştur. Evet 28 Şubat sürecinde yanlışlarımız oldu. Takım tutar gibi siyasi partiyi tutup, öbür siyasi partiye karşı olmak yanlıştı. Türkiye o seçime giderken bir parti gazetesi gibi davrandık. Kendimizi fazla kaptırdık. Bugün de var. Basın etiği açısından yanlış yaptık.
    - Hayatımda tek bir brifinge gittim. Hiçbir komutanı tanımam. 28 Şubat döneminin meşhur basın toplantısına gittim. Fatih Çekirge, 'Çevik Bir sizinle tanışmak istiyor' dedi. Brifingden sonra gidip kendisiyle tanıştım. 15 dakika sürmüştür. Çetin Doğan brifingde söylediği, 'gerekirse silah kullanırız' lafını orada da kullandı. Erol Özkasnak bana 3-4 kez telefon etmiştir. Asker karşıtı isimler bizde yazıyordu. Askerden gelen telefonlar, 'bunlar demokratlık uğruna TSK'ya zarar veriyor' şeklindeydi. Beklentisi atın... Tamamını tuttuk. Darbeden sonra ayrılan oldu. Andıç alçakça, onursuzca bir olaydı. Ortam çok gergindi. Mehmet Ali Birand ile yolları ayırdık. Yanlıştı, kendimizi korumak için.

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir