Euro
11.1766
0.87%
Dolar
9.5954
1%
Altın
556.5
2.07%
Borsa
1.473
1.19%
Bitcoin
604.381
-1.55%
18ºC
İstanbul
Güneşli 18 C
    Türkan Şoray'ın gözünden sinemada edebiyat

    Türkan Şoray'ın gözünden sinemada edebiyat

    Türkan Şoray, Varlık Dergisi 1354. sayısı, Temmuz sayısına verdiği röportajda, edebiyatın sinemaya yansımasını değerlendirdi. Üzerine biraz konuşalım…
    • Özel İçerik
    • 22.07.2020 - 17:37

    Türkan Şoray, hepimizin tanıdığı özel isimlerden biri; Yeşilçam’ın Sultan’ı! Sizin hatırınızda en çok hangi karakterle var, bilemiyorum; ama ben onu ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ın Asya’sı olarak hatırlıyorum hep. Cengiz Aytmatov’un kaleminden dökülmüş, Selvi Boylum Al Yazmalım. Edebiyatı, sinemada böylesine güçlü gördüğümüz pek çok çalışma var. Yeşilçam’da yolculuğunun ardından bugün geldiği deneyimli noktada oyuncu, yönetmen ve senarist unvanları üzerine çalışmış Şoray, verdiği röportajda sinema üzerine bir edebiyat eleştirisi yapmış.

    Ayrıca dergide yer alan yazı ve şiirlerin de yanında ‘Yükselen Bir Değer Olarak Vasat’ adlı bir dosya da var. Dosyada yazılarıyla Mehmet Özkan, Pelin Kıvrak, Gülüş G. Türkmen, İrem Kargıoğlu Şüküran, Selçuk Orhan ve Alper Çeker yer alıyor…

    Konumuza dönecek olursak, daha önce bölümlere ayırarak bir sinemaya uyarlanmış Türk romanları dosyası hazırlamıştım. Sinemaya uyarlanan ilk romandan (1902’de, George Melies filmi “Aya Yolculuk”(La Voyage Dand la Lune)) bahsederken şöyle başlamışım yazmaya:

    “Edebiyat da, sinema da insana bir hayali sunuyor. Sinemada sözcüklerin yerini görüntü alıyor. Elbet yine edebiyattan besleniyor…”

    Şoray da, sanatın her kolunun aslında edebiyattan beslendiğini, ‘kitapların insanın ruhuna girdiğini ve toplumu, insanı tanıttığını’ vurguluyor.

    Şoray’ın, yayımcılığında 87. Yılını dolduran Varlık Dergisi’nin 1354. Sayısında (Temmuz) Burak Süme’ye verdiği röportajdan bazı başlıklarla Türkan Şoray’ın gözünden sinemada edebiyatı gözlemlerken, biraz da unutulmaya yüz tutmuş bilgileri hatırlamak, edebiyat üzerine konuşalım istiyorum şimdi…

    Bu arada sinemaya uyarlanan Türk romanları dosyamı okumak isterseniz:

    1919 - 1949 döneminde filme uyarlanan Türk Romanları dosyasını okumak için tıklayınız.

    1960 - 1980 döneminde filme uyarlanan Türk Romanları dosyasını okumak için tıklayınız.

    1980 - 1990 döneminde filme uyarlanan Türk Romanları dosyasını okumak için tıklayınız.

    1990’dan bugüne filme uyarlanan Türk Romanları dosyasını okumak için tıklayınız.

    Türkan Şoray ın gözünden sinemada edebiyat #1

    EDEBİYATLA, DOSTOYEVSKI İLE TANIŞTI

    Türkan, çocuk yaşlarda ilk kez Dostoyevski’den ‘Ezilenler’i okuyarak tanışmıştı edebiyatla. ‘Bu kitap beni düşünmeye ve sorgulamaya itmişti.’ Diye anlatıyordu. Bununla birlikte bir genç kızken el yazısı ile yazdığı bir şiir defteri de vardı.

    Şöyle anlatıyor bugünleri:

    “Edgar Allan Poe'nun 'Annabel Lee' şiirini okur okur, ağlardım. Nazım Hikmet'in dizeleri de beni çok etkilemiştir. O nedenle şiir ve edebiyat hep hayatımda oldu."

    Sonra yolu sinema ile kesişti ve edebiyat da hep bir parçası oldu. Anıları da bu yönde şekillendi. Türk sinemasında Reşat Nuri’nin ‘Çalıkuşu’ eseri pek çok kez beyazperdeye uyarlandı. Şoray, ‘Feride’ karakterine hayat veren ilk aktris idi. Örneğin röportajda bu rolü ile ilgili anılarını şöyle anlatıyor:

    "Filmin bir sahnesinde 'Sevgi ve şefkat denen şeyde ne mucizeler var, ya Rabbim!' repliğini veriyordum. Filmin rejisörü Osman Seden, bu sahneleri çekerken bana 'Bak Türkan, bu repliğin değerini vererek, çok iyi oyna.' demişti. Bu sözler hayatım boyunca benim rehberim oldu adeta. Bütün çevirdiğim filmlerde, belki özel hayatımda da sevgi ve şefkat hep hissettiğim duygular oldu. Aradan yıllar geçti ve Atıf Yılmaz ile 'Selvi Boylum Al Yazmalım' diye bir film çevirdik. Oradaki 'Sevgi emekti...' sözcüğü de sevgiye yepyeni bir boyut getirmişti."

    Edebiyattan bunca söz ederken bir de Şoray’ın mesleğini oluşturan oyunculuk kısmı var tabii. Şoray, oynadığı karakterlere nasıl hayat verdiğini anlatırken karakterlerin acısını hissettiğini ve öyle aktardığını da şöyle anlatıyor:

    "İçim cız etmeden oynayamıyorum. Bu nedenle bayağı bir konsantrasyon dönemi geçiriyorum. Zaten kameranın o sesi (şimdi sessiz çekiliyor) benim için bir büyüydü. Yönetmen 'Evet, hazırız, kamera!' dediğinde kameradan bir ses çıkar. Muhteşem bir sestir ve bana itici güçtür. O sesi duyduğum zaman yapamayacağım hiçbir şey yoktu. O sesle birlikte adeta refleks halinde karaktere ait duygularım uyanırdı. Mesela sahne bittikten sonra bir süre kendime gelemiyordum. Yani film süresi içerisinde canlandırdığım kadının dramını gerçekten üstümden atamıyordum. Oynadığım o kadar kadının derdi, çilesi, acısı, neler yaşadıysa hep böyle içimde birikti."

    Türkan Şoray ın gözünden sinemada edebiyat #2

    SİNEMA, EDEBİ KÂĞITLARIN GÖRSELLİĞE DÖKÜLMÜŞ HALİDİR

    Türk sinemasında pek çok edebi eserin başkarakterine hayat veren ve sanatın her kolunun aslında edebiyat uzantılı olduğunu dile getiren Türkan Şoray, edebiyatın yansıyan yüzünden sinemayı şöyle tanımlıyor:

    “Sinema, edebi kâğıtların görselliğe dökülmüş halidir.”

    Ve gururlanışını aktararak devam ediyor konuşmasına:

    “Sinema edebiyattan çok yararlandı. Birçok klasik roman filme çekildi. İlk 'Çalıkuşu'nda (1966) oynamak benim için bir gururdu. Peride Celal'in 'Ada'sını da (1988) ben önermiştim gene..."

    Edebiyat ve sinema arasında kopmaz bağlar var artık. ‘Aya Yolculuk’tan bu yana edebiyat ve sinema arasında kurulmuş köprünün yüz yılı aşan geçmişinde, Türkiye’de yönetmenlerin radarına takılan pek çok özel yazar olmuş. Halide Edip Adıvar, Sait Faik Abasıyanık, Orhan Kemal, Reşat Nuri Güntekin… kimler yok ki listede… Şoray, Halide Edip Adıvar’dan ‘Sinekli Bakkal’, Sait Faik Abasıyanık’ın ‘Menekşeli Vadi’sinden uyarlanan ‘Vesikalı Yarim’, Orhan Kemal’den ‘Hanımın Çiftliği’, Reşat Nuri Güntekin’den ‘Çalıkuşu’ gibi pek çok değerli uyarlamada yer almıştı.

    Orhan Kemal, ‘Sinemacılar Dönemi’ diye adlandırılan savaş sonrası dönemde, kalemi kuvvetli özel isimlerden biriydi. 1950’lerde film hikâyeleri ve senaryolarla sinemaya katkısını sunan Kemal, 1960’lardan sonra roman ve hikâyeler ile sinemada özel bir yer kazanmıştı. Özellikle Orhan Kemal’in eserlerini çok sevdiğinin üzerinde duran Şoray, ‘Evlerden Biri’ romanını sinemaya uyarlama isteğinden de bahsediyor. Şöyle diyor Kemal’in edebiyatı için:

    “O sıradan insanların dünyasını öyle güzel anlatıyor ki…”

    Edebiyatın dünyamızı güzelleştirmesine değinirken de şunları söylüyor:

    "Birçok Kerime Nadir eserinde de çok şükür oynadım. Çünkü edebiyat bizim hayatımızın bir parçası, dünyayı güzelleştiriyor. Günlük yaşantımda da çok kitap okuyorum. Her gün gazeteleri takip ediyorum. Evimde büyük bir kütüphanem var. Bazı yazarların kitaplarını tekrar tekrar açar okurum."

    *

    Damla Karakuş

    damla.karakus@ensonhaber.com

    Instagram: biyografivekitap

    İlginizi Çekebilir


    Görüş Bildir