Euro
9.4841
0.39%
Dolar
7.8039
0.41%
Altın
460.82
0.11%
Borsa
1.331
0%
Bitcoin
149.150
-1.22%
12ºC
İstanbul
Yer yer bulutlu 12 C

    Toroslar'ın sırtında yaşayan yönetmen

    Mersin’de Toros Dağları’nın içine gizlenmiş Arslan Köyü var; nüfusu binden az...
    • 12.10.2013 - 08:05
    Toroslar'ın sırtında yaşayan yönetmen

    Toroslar ın sırtında yaşayan yönetmen #1

    Ümmiye Koçak, orada yaşıyor, ayağında lastik ayakkabı, üstünde şalvarı. ‘Hasret Çiçekleri’ ve ‘Kadının Feryadı’ adlı iki tiyatro oyunu yazdı, köyünün kadınlarıyla sahneledi, sayısız ödül ve alkış aldı. En son yazdığı ve yönettiği ‘Yün Bebek’ adlı filmi de New York Film Festivali’nde ödül aldığı gibi bu yılki Altın Portakal Film Festivali’nde açılış filmi olarak gösterildi. Eğer köyde yaşayana sıradan bir tavırla “Köylü işte” diyorsanız sorularımın hepsini çıkardım, gereksizdi tüm sorulan sorular... Onun ağzından, anlattıklarını derledim... Bu arada yazıyı okurken ‘sarısıcak’ nedir diye merak ederseniz, güneş altında bağda bahçede çalışmak anlamında kullanılıyor.

    ARALARINDA EN ŞANSLI BENDİM

    Akşam Gazetesi'nden Zeynep Bakır'ın haberine göre, Adana, Ceyhan’dan gelin geldim bu köye, ilk geldiğimde de Torosların etrafını çevrelediği bu köyde ne yapacağımı hiç bilemedim... Anam 5’i kız, 5’i oğlan 10 çocuk doğurdu; biri 27’sinde öldü. İçlerinde en şanslısı ben oldum. Çünkü ilkokula kadar okuyabildim. Okudum ama babama göre mecburiyetten... O zamanlar okuma seferberliği başlamıştı. Her evden bir kız çocuğu mecburi okula gönderilecek. Göndermeyen babalar da hapse atılacak, öyle söyleniyor. Ben 8 yaşındayım, en küçük kız kardeşim 6.

    Onu gönderecekler...

    Çok üzülüyorum... Ben de gitsem! Neden her evden bir kız sadece? İki olmaz mı? Babama söyleyemiyorum korkumdan... Şanslıyım ki kardeşim yıktı ortalığı “Ben gitmem” diye... O zaman parmak kaldırdım, “Ben gidebilir miyim?” Başladım okula... Hep düşündüm, ya kız kardeşim gitseydi, ben okula gidemeyecektim... En büyük ağabeyim liseyi bitiren tek çocuk. O üniversiteye de gitmek istiyordu ama göndermediler. O da sustu. Sonra unuttu; önüne sunulanı yaşadı, ne yapsın... Ben de öyle tabii. İlkokul bitti, ortaokula gidemedim... Sonra da evlenip buraya geldim. Bu köy bizim köyden farklıydı...

    MEĞER KİTAP ÇOK MEŞHURMUŞ

    İlkokul 5. sınıfa geçtiğimde öğretmenim Muhittin Avşar ve karısı Pırlanta Öğretmen, okulda piyes yaptılar. Beni de oynattılar. ‘Kulağıma Küpe Olsun’du adı. İçimde güzel bir his bıraktı, sonra o yaptığımız şeyi unuttum gitti... Okulda öğretmenim, “Öğretmenler odasında kitabımı unuttum, gidip getir” demişti. Gittiğimde kapağında yaşlı bir kadın resmi olan, üzerinde de yabancı bir şeyler yazan başka bir kitap gördüm. İçini açıp baktım, Türkçe yazıyor... Öğretmenimden izin istedim okumak için, “O senin için ağır bir kitap okuyamazsın” dediğinde kaldırdım kitabı “Çok da ağır değil” dedim. Çok sonra öğrendim ki meşhur bir yazarmış Maksim Gorki. Onun ‘Ana’sı...

    OTOBÜSE BİNMEDİM, HAYAL ETTİM

    Bazı kitapların ön sözlerinde yazarın ilkokulu bitirmiş olduğunu okudum. Ben de sadece ilkokulu bitirmiştim. O zaman ben sadece yazar olabilirim dedim kendi kendime. Yazmaya başladım. 13 yaşına kadar hiç otobüse binmemiştim, hayal edip otobüse bindiğimi yazdım... Biz muhaciriz. Babam muhacirler dışında kimseye vermeyecekti beni. Benim Ali (kocası) buralı. Bir cahillik ettim “He” dedim ona... Babam bana el vermedi bir daha. Bunları da düşündüm, yazdım...

    ÇOCUK BAKMAYA BAŞLADIM

    Buraya öğretmenler, sağlık memurları, doktorlar gelir çalışmaya. Ama kışın burası çetindir. 6-7 metre kar. Çatıya merdivenle çıkar, sonra çatıdan yürür gidersiniz. Öyle zordur. Çocukları olanlar bakıcı bulamayınca köyden kaçıyorlar. Benim çocuk ilkokula başlayacak öğretmen doğum yaptı, tayinini istemiş gidecek buradan. Müdahale ettim hemen. Dedi ki “Çocuğuma bakıcı bulamıyorum, ev işlerine yardım eden birini bulamıyorum. Burada yaşamak zor.” “Ben yaparım, çocuğumu kim okutacak yoksa” dedim. Buranın kadınları gitmezlerdi bu tip işlere. Ayıp sayılırdı, dedikodu olurdu. Ben gittim, ben gidince yavaş yavaş düzeldi. Alıştılar... Gayri buradan ayrılmaz oldu gelenler... Sonra genç kızlar yapmaya başladı bu işi...

    ERKEKLERE DERS VERMEK İSTEDİM

    Köye şehirden tiyatro geldi, 11 yıl önce. Gittim en öne çakılların üzerine oturdum, izledim. Oyundan sonra “Kurban olurum oğlum senin adın ne?” dedim. “Osman” dedi. “E oyunda başka bir adın vardı senin.” “O oyundaki adım teyze” dedi... Ben sabaha kadar uyumadım, düşündüm. Bizim bu köyde herkes gelir, derdini bana anlatır. İyi dinleyiciyimdir. Ama bazıları hikâye başkasınınmış gibi anlatır. Fukaram dayağı yiye yiye başkasının işiymiş gibi anlatıyor, korkuyor kocasının adını vermeye... Ben de o zaman bunlara bir oyun yazmaya karar verdim isimleri değiştirerek. Böylece bu yanlışları bütün köye anlatabilecektim. Ayaklarım titreye titreye lise müdürüne gittim... Anlattım durumu, müdür “Evini taşlarlar, dedikodu olur” dedi. “Ben bir şey yapamam valiliğe git” dedi. Eve döndüm, 118’den valiliğin numarasını aldım. Derdimi anlattığım kişi çok etkilendi “Peki, ne istiyorsun benden” dedi. “Bizim okulda prova yapmamıza izin lazım” dedim, verdiler... Arkadaşlarım kabul etmedi önce. “Sarısıcakta çalışıyorsun, çocuk bakıyorsun, yemek yapıyorsun, dağdan odun getiriyorsun ama bunların hepsi başka karakterler. Hiç alkışlandın mı bunları yaptığın için. Gelin, bunu sahnede yapalım, bizi alkışlasınlar” dedim. Böylece başlamış olduk. Bir sürü şehire de gittik oynadık. Her izleyen bizi çok beğendi.

    KÖYLÜYÜM AMA DÜŞÜNÜYORUM

    ‘Hasret Çiçekleri’ydi oyunumun adı. “Kadınlar çiçektir” diye diye ezdiler kadınları... Bunu anlattım. Sonra ‘Kadının Feryadı’nı yazdım. Ardından ‘Yün Bebek’i... Onun filmini çektik. ‘Hasret Çiçekleri’, Adana Tiyatro Festivali’nde ödül aldık sonra herkes duydu bizi. Eski Bakan Ertuğrul Günay önayak oldu da ‘Yün Bebek’in filmini çektik. O filmde de köyde yaşlı ninelerin çocukluklarında yaşadıklarını konu aldım. Hepsi gerçek... Diyorum ki buralarda ya ezilmeyi ya da ezmeyi öğretiyorlar bize... Bu bizim çığlığımız... Şimdi film çektim diye yönetmen olmuşum. Daha çok film çekeceğim, oyun oynayacağım. Tabii sarısıcak işlere de gidiyorum, para yok... Ama insanlar bana bazen tuhaf bakıyor, ayağımda lastiğim üstümde şalvarım var diye. Ben köylüyüm evet, ama bilin ki köylüler de bu hayatı şehirliler kadar algılayabiliyor. Bundan sonra bakalım ne olacak...

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir