Dolar
6.8203
0.1262%
Euro
7.566
0.2477%
Altın
1729.32
0.6307%
Borsa
105520.47
0.1525%
G. Altın
379.237
0.7462%
Bitcoin
64237.86
0.2809%
17ºC
İstanbul
Güneşli 17 C
    Mine Kırıkkanat Çetin Altan’la olan birlikteliğini yazdı

    Mine Kırıkkanat Çetin Altan’la olan birlikteliğini yazdı

    Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, bugünkü "İstakoz" başlıklı köşesinde Çetin Altan’ın yaşamına giren bir kadını yazdı.
    • 25.10.2015 - 22:03

    Mine Kırıkkanat Çetin Altan’la olan birlikteliğini yazdı

    Cumhuriyet yazarı köşesinde ismini vermese de, o kadın Mine Kırıkkanat’ın kendisinden başkası değildi.

    Mine Kırıkkanat, Çetin Altan ile 3 buçuk yıllık bir ilişki yaşamıştı. “Gözyaşları, kahkahalar, kavgalar ve barışmalarla” geçen yılların sonunda, Mine Kırıkkanat Çetin Altan’ı terk etmişti.

    BANA İSTAKOZ DERDİ

    Kırıkkanat, yazısında Çetin Altan'ın kendisine "istakoz" dediğini ifade etti.

    KIRIKKANAT'IN SEVGİLİSİNE VERDİĞİ FIKRALI MESAJ

    Mine Kırıkkana ayrıca, Çetin Altan'ın aradan yıllar geçtikten sonra yeni sevgilisine laf soktuğu fıkralı mesajı anlattı:

    "Gecenin ilerleyen saatlerinde, Çetin anlattığı bir avcı fıkrasıyla kırıp geçirdi ortalığı. Daniel de avcıların paylaşamadığı bir tavşan fıkrasıyla karşılık verdi. Davetten ayrılan Çetin ve genç sevgilisi, kapıya kadar uğurlandı. Çetin, tam çıkmak üzereyken durup istakoza döndü ve yanındaki genç kadının varlığına aldırmadan, şöyle dedi: “Tavşan fıkrasından bıkarsan, beni ara!”

    İşte Mine Kırıkkanat’ı “İstakoz” başlıklı yazısındaki o kısım:

    O GENÇ KADINA İSTAKOZ DERDİ

    Türkiye’nin kan izleri bırakarak ilerlediği 1980 sonuna kadar o adam; sanki yaşını unutmak ve unutturmak ister gibi gözyaşları, kahkahalar, kavgalar ve barışmalarla dolu çalkantılı denizlerde dolaştırdığı o genç kadına, “istakoz” derdi. Onu gerçekten de kaynar sulara atıp haşlıyor, kabuklarını kırmaya, afiyetle yemeye hazırlanıyordu. Ama bir türlü pişmediğini gördükçe, “Cam gibisin, cam. Hiçbir şey ulaşamıyor içine, üstünden akıp gidiyor...” diye de söylenirdi.

    Kadın onu bir başkasıyla evlenmek için terk ettiğinde, artık yeniden çalışmaya başladığı büyük gazetede yaralı gururunu sardığı “hüsran” yazıları yazdı.

    11 Ocak 1981 tarihli “Şangırrrr” başlıklı makalede, yitik sevgilinin gazetedeki odasına getirip koyduğu, “Küçük kırmızı saksılı iki ibiş kaktüs, eski bir Roma anıtından arta kalmış seçkin ve anlamsız parçalar gibiydi...”

    ***

    AYRILIK İÇİN PİŞMANDI

    12 Ocak’ta “İstakozun Öyküsü” yayımlandı. Kendisinin haşlayıp, kabuklarını kırıp lezzetini ortaya çıkardığı istakozu, başkalarının yiyip bitireceğine emindi. İstakozun öyküsü, “En güzel parçalarını hep başkaları yemişti... Kendisini ilk haşlayıp kabuklarını kırmış olanı, sevgiyle mi, lanetle mi anacağını da bir türlü kestiremedi...

    Arada bir, varlığından arta kalmış birkaç yudumluk lime lime kuyruğuna bakarak: ‘Üstüme ne kadar da güzel soslar sürmüştü’ demekle yetindi” kehanetiyle bitiyordu. Başka bir deyişle, kadının kendisinden ayrıldığına çok pişman, çünkü ziyan olacağına emindi. Kendisini açık deniz teknesine, terk eden sevgiliyi güvenli limanlardan ayrılamayan küçük kayığa benzettiği yazılara döktü duygularını.

    "TAVŞAN FIKRASINDAN BIKARSAN BENİ ARA"

    Aradan yıllar geçti.

    1990’lı yılların ortasında, Paris’teki OECD Büyükelçiliği’nde büyük bir davet verildi. Ünlü yazar, davete kolunda genç ve güzel bir hanımla geldi. Artık kendisi de yazar olan istakoz ise bugün de süren son aşkıyla birlikteydi.

    ***

    Bir ara, eski ve yeni yazar baş başa kaldılar.

    Adam, kabukları zırha dönüştüğü gibi kendisini kimseye yedirtmeyeceği artık belli olan istakoza: “Kocan pek hoş biri” dedi. “Çok da yakışıklı!”

    İki erkek, gerçekten hoşlanmışlardı birbirlerinden.

    Ya da öyle görünüyorlardı...

    Gecenin ilerleyen saatlerinde, Çetin anlattığı bir avcı fıkrasıyla kırıp geçirdi ortalığı. Daniel de avcıların paylaşamadığı bir tavşan fıkrasıyla karşılık verdi.

    Davetten ayrılan Çetin ve genç sevgilisi, kapıya kadar uğurlandı.

    Çetin, tam çıkmak üzereyken durup istakoza döndü ve yanındaki genç kadının varlığına aldırmadan, şöyle dedi:

    “Tavşan fıkrasından bıkarsan, beni ara!”

    Çetin Altan, yaşamına giren kadınları ödül ve ceza olarak algıladı. Aslında kadınları sevmezdi, ama onların sevgisine muhtaçtı!

    “SEVMEKTEN SONRAKİ EN BÜYÜK MUTLULUK, AŞKINI SÖYLEYEBİLMEKTİR.”

    ANDRE GIDE”

    Görüş Bildir