Euro
10.1632
-1.11%
Dolar
8.3942
-0.4%
Altın
506.74
-1.5%
Borsa
1.461
0.29%
Bitcoin
302.589
-3.33%
26ºC
İstanbul
Güneşli 26 C

    Arınç: Gülen'i artık Türkiye'de görmek istiyoruz

    Arınç: Gülen'in Türkiye'ye gelmesinde yasal engel yok.
    • 15.06.2012 - 13:06
    Arınç: Gülen'i artık Türkiye'de görmek istiyoruz

    Arınç: Gülen i artık Türkiye de görmek istiyoruz #1

    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye'de binlerce insanın Fethullah Gülen'i Türkiye'de görmek istediğini belirterek, ''Ben Türkiye'de çok az kimsenin sahip olacağı düzeyde, Gülen'in vatan hasreti çektiğini yakinen bilenlerdenim. Umarım ki artık zamanı gelmiştir'' dedi.

    Arınç, ''aHaber'' kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

    GÜLEN'İ ARTIK TÜRKİYE'DE GÖRMEK İSTİYORUZ

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkçe Olimpiyatları'nın kapanış töreninde Fethullah Gülen'e ''dön'' çağrısı yaptığı anımsatılarak, konuya ilişkin değerlendirmesi sorulan Arınç, Türkiye'de binlerce insanın 10 yılı aşkın bir zamandır Türkiye dışında bulunan Gülen'i artık Türkiye'de görmek istediğini söyledi.

    YASAL ENGEL YOK

    Gülen'in Türkiye'ye gelmesinde yasal engel bulunmadığını ifade eden Arınç, yıllar önce açılan davanın beraatle sonuçlandığını, Yargıtay'ın kararı onadığını anımsattı. Arınç, Gülen hakkında şu anda da herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığına işaret etti.

    Türkiye'deki demokratikleşmenin ve özgürlüklerde atılan adımların geldiği nokta açısından Gülen hakkında geçmişte olumsuz beyanlarda bulunan siyasetçilerin dahi artık bunu yapmadığını ve ortak arzularının sanki Türkiye'ye dönebileceği yönünde olduğunu dile getiren Arınç, kurum, kuruluş, sivil toplum ve kişilerin Gülen'in hizmetlerinin Türkiye için çok yararlı olduğu, dünya çapında isim haline geldiği, eğitim hizmetlerinde güzel hedefler gösterdiği kanaatinde bulunduğu söyledi.

    KARARI KENDİSİ VERİR

    Dönüş kararını sadece Gülen'in verebileceğini belirten Arınç, şöyle konuştu:

    ''Ben daha evvelki bu arzumu ifade ettiğim zamanlarda bazı endişelerini ifade etmişti. Yani 'Türkiye'deki siyasal durum karışabilir mi, yeni bir huzursuzluk kaynağı olabilir mi, buna ben mi sebep olabilirim...' Ama bunların düşünülecek yönü artık kalmadı çünkü en muhalifler bile zaman içinde gördüler ki Fethullah Gülen Hoca Efendi masumdur, Türkiye sevdalısıdır, bu vatan topraklarını her şeyin üstünde tutan bir insandır. Hizmet dediğimiz kapsam içinde yaptığı tüm çalışmalar, tüm hedefleri Türkiye'nin de insanlığın da lehinedir. O bir barış elçisidir. Bu kanaat bugün yüzbinlerin, milyonların kanaati oldu. Ama sağlık sebepleri veya hizmetin geldiği nokta itibariyle farklı düşünebilir. Ben Türkiye'de çok az kimsenin sahip olacağı düzeyde, Gülen'in vatan hasreti çektiğini yakinen bilenlerdenim. Umarım ki artık zamanı gelmiştir. En azından zaman zaman gelip gitmek suretiyle yine Türkiye dışında bulunabilir. Ama 10-14 seneden sonra artık ülkesine gelmesi, sevenleriyle kucaklaşması, vatan toprağını koklaması ve burada milyonlarca insanın içinde yeniden huzur bulmasıdır. Umarım Sayın Başbakan'ın dileği gerçekleşir ve kendisini yakın zamanda Türkiye'de karşılamaktan büyük bir mutluluk duyarız.''

    ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER

    Özel yetkili mahkemelerle ilgili kendisi ve Başbakan Erdoğan'ın açıklamaları arasında çelişki olmadığını vurgulayan Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından hükümet sözcüsü sıfatıyla açıklama yaptığını, soruları da soruyla sınırlı olmak şartıyla cevapladığını anlattı.

    Arınç, ''Ben rahat konuşurum, bildiklerimi rahat söylerim ama hükümet sözcüsü sıfatıyla Bakanlar Kurulu'ndan sonra açıklama yaparken çok fazla sıkılırım. Yanlış söz söylersem hükümet sözcüsü olarak, bu hangi anlamlara çekilir, bunun stresini üzerimde hissederim. Yüzüme bakanlar bile bu sıkıntıyı hissedebilir. Niçin? Bu benim kişisel görüşüm olmaktan çıkar, hükümete ait bir konu haline gelebilir diye'' dedi.

    Bakanlar Kurulu'ndan sonra, 4. yargı paketinin içinde Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. ve devamındaki maddelerin olup olmadığının sorulduğunu hatırlatan Arınç, konu görüşülmediği için soruya ''hayır'' cevabını verdiğini söyledi. Arınç, önceki yargı paketlerinde de böyle bir konu olmadığını ve bunun bilindiğini ifade etti. Kişisel düşüncelerle Bakanlar Kurulu'na ait bir konuyu açıklamanın farklı olduğuna dikkati çeken Arınç, ''Ben görevimi yapıyorum. Bakanlar Kurulu'nda söz konusu olmayan bir hadiseyi, kendi yorumlarımla 'aslında şöyledir' demem mümkün değil. Ne sorarsanız, cevabı o kadar'' diye konuştu.

    TAMAMEN KALDIRMAK MÜMKÜN DEĞİL

    Başbakan Erdoğan'ın bu konuda bir çalışma yapıldığını söylediğini anımsatan Arınç, çalışmanın sonuçlanmadığını kaydetti. Arınç, ''Görebildiğimiz kadarıyla özel yetkili mahkemeleri tamamen kaldırmak elbette mümkün değil. Savcıların ve hakimlerin yetkilerine nasıl bir sınırlandırma veya tarif getirilecek, bunu ancak çalışma yapıldıktan sonra göreceğiz'' dedi.

    Arınç, özel yetkili mahkemelerin yeni yasama döneminin konusu olacağını vurgulayarak, şöyle devam etti:

    ''Ama hala bir kısım basın mensupları, 'şu paket görüşülürken bir gece yarısı önergesiyle gelecek...' Bu, Meclis içtüzüğünü bilmemekten kaynaklanan bir husus. Komisyondan geçmiş, komisyon raporuna girmiş bir konuya tamamen farklı bir konuda yeni bir madde ilave etmeniz mümkün ama bunun komisyonun salt çoğunluğuyla kabul edilebileceğini düşünmeleri lazım. Kaldı ki böyle bir konuyu gece yarısı korsan önergeyle getirmek ne hükümetin işine gelir ne AK Parti Grubu'nun şık davranışı olur. Herkesin yakından takip ettiği bir konuyu yangından mal kaçırırcasına, gece yarısı geç bir saatte, kimsenin duymadığı bir anda... Ne kadar ayıp, ne kadar çirkin bir şey. Bunu düşünmek, iddia etmek bile ne kadar çirkin.''

    KANUNU SAVCININ GÖZÜNE SOKTUK

    Arınç, bir işin normal mecrasında gitmesi halinde sıkıntı olmadığını dile getirerek, ''Yasama, yürütme, yargı kendi sınırları içinde kalsa, birbirlerine müdahale etmese hiçbir kavga olmayacak hatta yoldan çıktığı zaman meydana getirebileceği rahatsızlıkların hiçbirini görmeyeceğiz'' dedi.

    Bununla ilgili örnekler veren Arınç, 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini anımsattı ve önlerine siyasi, hukuki engeller çıkarıldığını söyledi. Arınç, ''Anayasa Mahkemesi bizim cumhurbaşkanı seçme imkanımızı elimizden almasaydı biz Anayasa değişikliğine gitmeyecektik, 'cumhurbaşkanını halk seçsin' anayasa değişikliğini yapmayacaktık'' diye konuştu.

    MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasını da örnek gösteren Arınç, yasaya göre MİT mensuplarının yargılanmasında Başbakanlık izni gerektiğini ancak Fidan ile birlikte eski müsteşar ve yardımcısının ifadeye çağrıldığını anlattı.

    Cumhuriyet Savcısı'nın yasa maddesine göre Fidan'ı ifadeye çağırma hakkı olmadığının altını çizen Arınç, ''Ama baktık ki iş çok zora girdi, MİT Kanunu'nu daha büyük harflerle yazıp da savcının gözüne sokacak bir noktaya getirdik. Bunu yapmamalıydık ama bizi mecbur ettiler'' dedi.

    TEŞEKKÜR BORCUMUZ VAR

    Özel yetkili mahkemelerle ilgili sorunun, görev alanlarındaki yetkileri biraz yetki dışında, anayasa dışında, kanunun amaçladığı sınırlar dışında kullanması olduğunu ifade eden Arınç, tutuklamaların keyfiliği, uzunluğu, erken saatte gözaltına almalarla ilgili şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların kanunun amaçladığı sınırların dışında yapıldığını 1 yıldır söylediğini kaydetti.

    Arınç, şöyle devam etti:

    ''Şimdi geldiğimiz nokta, artık biraz sabırların taştığı, keyfiliklerin önlenmesi konusunda savcı ve hakimlerin daha dikkatli olmalarını temin etmeye yönelik bir çalışma olacak. Bu mahkemelere, savcılara Türkiye'nin teşekkür borcu var. Çünkü geçmişten bugüne kurulu olan vesayet düzenini yıkan adli yargı çalışmalarını bu insanlar yaptı. Büyük bir cesaret ve kararlılıkla yaptılar. Buna amenna. Onları tebrik etmek ve savunmak görevimiz. Türkiye'de artık bundan sonra darbeler, cuntacılık faaliyetleri olmayacaksa, faili meçhul cinayetler olmayacaksa, şu kadar yıl evvel işlenen suçların bile failleri bugün yargı tarafından ortaya çıkarılma gayreti içindeyse bizim onlara teşekkür borcumuz var.

    Ama devam eden yargı faaliyetleri içinde veya yeni başlayan soruşturmalar içinde artık kamu vicdanını yaralamayacak kamu tedbirlerin alınmasına ihtiyaç var. Bu ihtiyacı biz görmemeliydik, buna yargı kendisi karar vermeliydi. Çok da basitti söylediklerimiz. 'Ey savcı ne olur şunlara şunlara dikkat et, ey hakimler sen de davaları bir an evvel bitir, tutukluluk sürelerine dikkatle takip et ve sanık lehine bazı kararlara da imza at' bunu büyük ölçüde yapmadılar. Teşekkürlerimiz yine kalsın ama 4-5 yıllık faaliyetler içinde bilim adamı, gazeteci, sivil unvan, emekli veya muvazzaf asker sıfatı taşıyan insanların bir kısmının tutuksuz yargılanmaları mümkünken hala tutukluluklarının devam etmesini doğru ve makul kabul etmiyorum.''

    Başbakan Yardımcısı Arınç, özel yetkili mahkemelerle ilgili hazırlığın birkaç ay içinde sonuçlanabileceğini düşündüğünü belirterek, ne yapılacağının ekim sonu itibariyle daha açık ve net olarak görülebileceğini söyledi.

    BDP HALKIN SÖZCÜSÜ DEĞİL

    Başbakan Yardımcısı Arınç, ''Terör örgütü ile silah bırakmaya kadar gidebilecek görüşmeler mi var? Yeni bir açılım mı var? Terör örgütü gerçekten silah bırakmaya aşamasına yakın bir pozisyonda mı?'' şeklindeki soruyu yanıtlarken, ''demokratik açılım'' sözünü başta terk ettiklerini, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi dediklerini anlattı.

    Bunun bir süreç olduğunu ve devam ettiğini dile getiren Arınç, şunları söyledi:

    ''Terörün bitirilmesi konusunda sadece silah seçeneği olmadığına göre hem demokratik yollardan hem de Türkiye'de yaşayan farklı etnik gruba mensup, farklı etnik kökenli insanlarımızın kültürel, siyasi hakları, ne varsa bunları vermek, bunları tanımak, bunları kabullenmek konusunda çok olumlu adımlar atıldığını biliyorum. Ama biz ne yapsak örgüt aslında bunları amaçlamadığı için buna karşı çıkacaktır. Mesela Kürtçe dersinin ortaokuldan itibaren bir seçmeli ders haline gelmesi aklı başında, ülkenin geleceğini düşünen, toplumun barış halinde kucaklaşarak yaşamasını arzu eden, günlük konuşma dillerinde anasının dilini de yani günlük yaşamda evinde, köyünde, sokağında konuştuğu dilin bir seçmeli ders haline getirilmesinden büyük memnuniyet duyan insanları gördüğümüz kadar, 3-5 tane bunu eleştiren, hatta yok sayan, hatta bunu asilimasyon olarak gören ve kabul eden zihniyet de var.

    BDP'nin memnun kalması mümkün değil. BDP, halkın sözcülüğünü değil, örgütle daha iyi ilişkiler kurarak onun sözcülüğünü yapmaya çalışıyor. Keşke kendilerini seçen halkın sözcüsü olabilseler, parlamentoda bu halkın taleplerini yerine getirebilselerdi. Dolayısıyla ben daha çok onların konuşmalarından ve karşı çıkışlarından değil, halkın bu konuda sevinç duyduğundan veyahutta eleştiri yaptığından bahsetmem mümkün.''

    ZANA'YA TEŞEKKÜR ETMEMİZ LAZIM

    Arınç, Leyla Zana'nın son günlerdeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine, Zana'nın röportajının olumlu olduğunu belirterek, ''Sayın Zana'ya teşekkür etmemiz lazım. İçten konuşma, özeleştiri, vizyon gördüm'' dedi.

    1994'te DEP'in kapatılmasının ardından bazı milletvekillerinin tutuklandığını hatırlatan Arınç, bu milletvekillerinin 10 yıl cezaevinde kaldığını söyledi. ''Bir kadın milletvekilinin genç yaşlarda 10 senesini cezaevinde geçirmiş olması bence ızdırap duyulacak bir konudur. Ben şahsen bu ızdırabı duydum'' diyen Arınç, bu dönem Parlamento'da göreve başladığında Zana'yı tebrik ettiğini ifade etti.

    Arınç, ''Bu röportajı çok önemsiyorum. Bunun başkalarına örnek olmasını da diliyorum. Burada bizim eleştirildiğimiz yönler de var ama keşke BDP'li arkadaşlarımızın büyük bir kısmı Sayın Zana'nın gösterdiği bu eleştiriyi ve geleceğe dönük perspektifi aynen görüp yaşayabilseler'' diye konuştu.

    ÖCALAN'A EV HAPSİ

    ''Öcalan'a ev hapsinden bahsediyor, böyle bir şey kısa vadede gündeme gelebilir mi'' sorusuna Arınç, şu yanıtı verdi:

    ''Bunları dile getiriyor, o da getiriyor, başka arkadaşları da getiriyor. Bu tek başına dikkate alınacak bir konu değil. Belki bir yol haritasıyla, yapılması gerekenler sıralamasında, terörün, terör örgütünün silah bırakmasıyla başlayacak bir sürecin içesinde dikkate alınabilecek bir konu olabilir. Yoksa bugün için bunun bir geçerliliği yok. İmralı'daki kendi günlük hayatına devam ediyor. Çünkü eğer örgütün talebi olarak bu geliyorsa bunu yapmamız halinde bile örgüt, bugünkü şiddetten vazgeçmeyecektir. Öncelikle Sayın Başbakanımızın, Kuzey Irak'taki otonom yönetimin de onlara hatırlattığı gibi koşulsuz olarak silah bırakmaları, eylemlerine son vermeleri, bundan sonrasını da birlikte düşünmeleri gerekiyor. Bu tek başına sadece bir taleptir, bunun üzerinden siyaset yapacaklarını düşünüyorum, bu çok samimi değil. Şunlar, şunlar, şunlarla birlikte ama başına da örgütün tamamen silah bırakması ve eylem yapmaması durumunu kabullenmesine bağlı olarak konuşulabilir.''

    AYSEL TUĞLUK'UN CEZASI HATIRLATILDI

    Arınç, Aysel Tuğluk'un 14 yıl hapis cezasına çarptırıldığının hatırlatılması üzerine, bu durumun siyasetçileri ve o siyasetçileri seçenleri çok rahatsız ettiğini belirtti.

    ''Zana'nın 10 yıl cezaevinde kalıp çıktıktan sonra bir başkasının 10 yıl, 8 yıl, 6 yıl cezaevinde kalacak olmasını kamu vicdanı kolay kolay kabullenmiyor'' diyen Arınç, Terörle Mücadele Kanunu'na aykırı hareket eden yani örgüt propagandası yapan, örgüt üyeliği yapan, örgüt adına eylemlere katılan, örgüt üyesi olmasa bile örgütün lehinde çalışanlara verilen cezaların katlanarak arttığını anlattı.

    Arınç, şunları kaydetti:

    ''Biz, sadece onu bildiri okumaktan dolayı şu kadar ceza aldığını zannediyoruz. Aslında o bildiriyi okuyan, dağıtan, basanla birlikte örgütün propagandasını yaptığı için bir de örgüt üyeliğinden ceza alması üzerine eklendiği zaman bir kartopu gibi çığ haline geldiğini görebiliyoruz.

    Bence 250, 251, 252. maddelerde yapılacak bir değişikliğin üzerinde çalışma yapılması ne kadar normal ise Terörle Mücadele Kanunu üzerinde de bizim ciddi bir çalışma yaparak, propagandayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kabul edebileceği bir düzeye getirmemiz lazım. Yoksa her şeye propaganda gözüyle bakar ve ona artı, ona artı, ona artı diye ceza koyarsak karşımıza 14 yıl da çıkar, 8 yıl 4 ay da çıkar, 12 yıl da çıkar. Ben, Terörle Mücadele Kanunu üzerinde yaşadıklarımızı ciddi bir değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Belki 4. yargı paketi içerisinde TMK'da bir değişiklik de gündeme gelebilir.''

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir