Dolar
6.7653
0.1851%
Euro
7.6312
-0.3486%
Altın
1685.17
-1.694%
Borsa
110021.83
0.4426%
G. Altın
366.799
-1.4336%
Bitcoin
65788.56
-0.186%
24ºC
İstanbul
Güneşli 24 C
    Mustafa Yeneroğlu: Gurbetçi değil diasporayız

    Mustafa Yeneroğlu: Gurbetçi değil diasporayız

    Avrupa'yı karış karış dolaşan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu "İhtiyaçları biliyoruz, çözüm paketimiz hazır" dedi.
    • Haber Merkezi
    • 24.10.2015 - 15:33

    Mustafa Yeneroğlu: Gurbetçi değil diasporayız

    Türkiye'nin yurt dışında 6 milyon vatandaşı var. Çok büyük çoğunluğu Avrupa ülkelerinde, işçi göçüyle başlayan süreç üçüncü kuşakla birlikte temelli bir yerleşilkliğe  ve bambaşka bir gerçekliğe dönüştü. Bu durum onların Türkiye'ye, Türkiye'nin onlara  karşı hak ve yükümlülüklerini değiştiriyor. Bunu gören, sorunları yakinen bilen ve reçeteleri bulunan siyasetçiler artık Türkiye için bir gereklilik.

    Hukukçu Mustafa Yeneroğlu o isimlerden biri. AK Parti İstanbul Milletvekili olan ve 1 Kasım'da Yurt Dışı SKM başkanlığı yapan Yeneroğlu Bayburtlu bir ailenin çocuğu. Bir yaşından beri Almanya'da. Yıllarca sivil toplum kuruluşlarında çalıştı.

    Avrupa'yı ülke ülke, şehir şehir dolaşan Yeneroğlu ile Star gazetesinden Fadime Özkan Avrupa'da oy verme işlemi bitmeden "yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız gerçeğini" konuştu.

    * Teknik konudan başlayalım isterim, Seçmen sayısı kaç, ortam nasıl?

    1 Kasım'da 2 milyon 800 bin yurt dışı seçmeni oy kullanacak. Türkiye'deki seçmenin yüzde 5'ine tekabül ediyor. Yurt dışındaki seçmenin Türkiye seçimlerine katılma alışkanlığı çok yeni olduğu için oy kullanmaya teşvik şart.

    * Teşvik neden şart?

    Yurt dışı seçmeni kendi potansiyelini ne kadar güçlü bir biçimde ortaya koyarsa Türkiye siyasetinin yurt dışı seçmene yönelik ilgisi de o oranda artacak ve nitelik kazanacaktır. 30, 40 yıldır insanlar yurt dışında yaşıyor ve büyük ekseriyeti ne Türkiye'de ne yaşadıkları ülkelerde siyasi katılım hakkına sahip değildi. 2014'e kadar Türkiye'de oy kullanamıyorlardı. Yurt dışında da yabancı statüsüne sahip oldukları için oy hakları yoktu. Dolayısıyla hayatlarında ilk defa 30 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve 7 Haziran'da oy kullandılar. İlk kez sadece gümrük kapılarında değil, yaşadıkları ülkelerde kurulan sandıklarda oy kullanma imkanına kavuştular. 2 milyon 800 bin civarındaki seçmenin yüzde 19'u oy kullandı.

    SANDIK İÇİN 600 KM GİDİLEN YOLLAR VAR

    * Çok düşük. Sandıkların uzaklığının sandığa gitme oranını etkilediği muhakkak. Bu zahmet, bir hakkın kullanılması için fazla değil mi?

    Kesinlikle. Bremen gibi 40 bin seçmeni olan bir bölgeden 120 km öteye gitmeniz gerekirse, teorik olarak 30 km ötede Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da oy kullanmak imkanı varken İsveç Malmö gibi bir bölgeden 660 km gidip Stockholm'de oy kullanmak zorunda kalırsanız bu durum katılımı etkiler. Avrupa'nın pek çok yerinde buna benzer sorunlar var.

    SANDIK MESAFESİ YSK SORUMLULUĞU

    *Sorumlusu kim?

    YSK'nın seçim kanunu çerçevesinde seçmen sayısına ve sandık uzaklığına göre ihtiyaç duyulan yerlerde sandık kurması gerekirdi. Önümüzdeki.dönem gerekli kanuni düzenlemeyi yapıp bu sıkıntıyı aşacağız. Ama bu seçimlerde uygunlansaydı 1 buçuk milyon oyu rahatlıkla geçerdik. 2 milyon 800 bin seçmen var çünkü yurt dışında. Kullanılmayan her oy gasp edilmiştir. Ayrıca vatandaşımızın hakkını kullanması, demokratik meşrutiyet gereği de bu böyle olmalıydı. Yeni dönemde yurt dışının ayrı bir seçim bölgesi olması ve kendi milletvekilini seçebilmesi sağlandığında inanıyorumki Avrupalı seçmeni sandığa gitmekte tereddüt etmeyecektir.

    YURT DIŞI TÜRKLER SİYASET ÜSTÜDÜR

    * Yurt dışı Türklerin siyasi parti tercihleri ve görüşleri farklı ama Avrupa'daki durumları ve sorunları onları aynılaştırmıyor mu?

    Israrla savunduğum şey, yurt dışı Türklerin Türkiye siyaseti ve ideolojik kamplaşmaları üzerinden ayrışmalarındansa, ortak sorunlarını çözmek amacıyla birleşmeleridir. Sadece siyasi görüşü değil, dini kimliği, mezhebi, kültürel arka planı, etnik kökeni fark etmez. Yurt dışında yaşayan ve kendisini Türkiye ile belirli bir ilişki üzerinden tanımlayan insanlarımız, Türkiye'nin devlet olarak kendilerine karşı sorumluluklarının muhatabıdırlar. Bu, ideolojik ve kimliksel ayrışmalara kurban edilemeyecek kadar temel bir sorumluluktur ve asla lütuf olarak algılanmamalıdır. Yıllarca farklı gruplar arasındaki suni ayrışmaların giderilmesi için çaba verdim. Eğer TBMM'de yurt dışı Türkleri yeniden temsil hakkına kavuşursa ilkelerimden biri bu.

    * 2 milyon 800 bin oy, 24 ülke, 113 seçim bölgesi. Ve siz adaysınız! Neden?

    Tek olmamamız gerekiyor, izahatı yok. Ama diğer partilere baktığımızda; HDP'nin Almanya'dan 3 vekil adayı var, hiç birinin Almanya'daki vatandaşlarla ilgili bir gündemi yok. Tamamen ideolojik söylemler. MHP ve CHP'nin de burdaki topluma dönük bir yönü yüzü adayı yok. AK Parti son seçimlerde 520 bin oy aldı yurt dışından. Arzu edilirdi ki en az 3 milletvekili verilsin. Ben şu an tekim. Bu sebeple, yurt dışının ayrı bir seçim bölgesi olması ve 15 vekil seçilmesi için kanun teklifi sunduk. Sonra ki genel seçimde inşallah böyle olacak.

    * Değişiklik ihtiyacı yurt dışı Türklerin Türkiye'ye ilgisini belirleyecek düzeyde mi?

    Kesinlikle. Bir kere partilerin yurt dışındaki Türklere özgü gündemi olacak. Türkiye'deki polemikleri kullanarak buradaki vatandaşlara irtibat kurma imkanı yok artık. Çünkü bu polemiklerin toplumdaki karşılığı yok. Evet seçmenin önemli bir kısmı Türkiye'deki gündem üzerinden kanaat ediniyor ama genç kitlenin sayısı artıyor ve öncelikleri burası. Türkiye'nin iç siyasetiyle ilgilenmiyorlar. Buraya özgü söylem geliştirmek gerekiyor. Daha önemlisi, buradaki vatandaşlarımızın Türkiye üzerinde hakları var. Anayasa 62. md "Yurt dışında çalışan" - ki burada sorun var- "vatandaşların anadil ve kültür birikimlerini güçlendirmek devletin asli görevi" deniyor.

    NE GURBETÇİYİZ NE DÖVİZ ARACI

    * Çalışan vurgusunda sorun var dediniz. Sorun ne?

    Türkiye yur dışındaki Türklere ilişkin bakışta sorun var. Yurt dışındaki vatandaşa gurbetçi demek, anavatanına hasretle yanıp tutuşmak dışında yönü sorunu olmayan bir grup olarak bakmak demek. Halbuki bu bakış gerçeklerle artık örtüşmüyor. Buradaki kitle 30-40 yıldır burada. 6 milyonluk bir diasporamız var ve yarısından fazlası yurt dışında doğmuş, burayı yurt edinmiş. Farklı kimlikler oluşturulmuş. Ulus ötesi kimliklerle karşı karşıyayız. Bu gerçek kavranılmış ve buna göre siyaset üretilmiş değil.

    * Yanlış/eksik bakış yanlış/eksik siyaset mi getiriyor?

    Türkiye yurt dışındaki vatandaşını varlığıyla, gerçeğiyle daha yeni görüyor. Ama gecikildi. Eskiden Türkiye yurt dışındaki vatandaşına döviz aracı olarak bakıyordu. Gurbetçi diyordu. Gurbetçi, mevsimlik işçiye denir. Üç beş aylığına Adana'ya pamuk toplamaya, Karadeniz'e fındık toplamaya gidene denir. Yurt dışına çalışmaya gidip yerleşmiş, 3 nesildir orda yaşayan ve geleceğini orada gören insanlaraı gurbetçi olarak tanımlarsanız onların gerçekliğini göz ardı edersiniz.

    ÜLKELER ARASINDA İTİŞ KAKIŞ OLMASIN

    * Sosyolojik değişime göre doğru tanım ne olmalı?

    Yurt dışı Türkler, Türkiye'nin artık diaspora politikalarının olması lazım. Bulunduğu ülkeyi yurt edinmiş ama Türkiye ile bağlarını güçlendirmek isteyen bu yönde hizmet bekleyen bir kitle var. İki ülke arasında senin benim denilebilecek bir ülke değil. Anlayışın, ülkeler arasındaki dostlukları pekiştiren, iki ülkenin de kendi ulus bilinci açısından tehdit olarak algılamadığı örneğin İsviçre'deki gibi homojen topluluğu bozan bir grup olarak görmediği, çok kültürlü olmaya avantaja dönüştürmesine bilen bir anlayışa evrilmesi lazım. Bunu biz başarırsak bu kitlenin asimile olması gerektiğini düşünen hakim görüşleri değiştirebiliriz. Aksi takdirde Almanya'daki 3 milyon vatandaşımızın asimilasyonuna yönelik politikların önüne geçemeyiz.

    * Erdoğan 13 yıldır Avrupa ülkelerine entegrasyon için iş birliği teklif ediyor. Avrupa'daki Türklere de kimliğinizi koruyun ama yaşadığınız ülkeyi yurt edinin dilini hukukunu öğrenin diyor. Siz de bunu söylüyorsunuz. Ne oldu, söylemden eyleme geçilemedi mi?

    Söylemden eylemöe geçilemmesinin tezahürlerinden biri biz olsa gerekir. Gereğini yapmak çünkü, bu meselelerle meşgul lmuş, hukuki süreçlerin mücadelesini vermiş, iki ülke arasında köprü olmuş insanların sayısının arttırılmasıdır. Biz asimilasyon entegrasyon kavramlarının dışına çıktık. Biz katılımdan bahsediyoruz.

    *Nedir fark?

    Almanya üzerinden yorumlarsak entegrasyon insanlartın tek taraflı olarak bulundukları topluma kaynaşması olarak görülüyor. Bu bazen ''Madem bu insanlar burada kalıca, o halde Türkiye'yi Türkçeyi önemsemesin, erisin'' yaklaşımına dönüşüyor. Bu yaklaşım ulus devletlerin aşıldığı günümüzde karşılık bulmuyor, gerçeklikle de örtüşmüyor. Sadece göç edenler değil içinde bulunduğumuz topluluklarda gelişen şartlara entegre olmalı. Bu dinamik bir süreç. Tek taraf yok çünkü.

    * Avrupalı Türkler gerçeği yeni değil. AK Parti bunca zaman ne yaptı onlar için?

    AK Parti'nin iktidara geldiğinde 55 yılda kronikleşmiş sorunlarla örülü bir alanla karşılaştı, telafi etmeye çalıştı. Bugün de Türkiye'nin önemli sıkıntılarla terör saldırıları ile karşı karşıya. Ama artık yurt dışındaki vatandaşlarının özgüvemnini arttırmış, geniş bir vizyon ve ciddi ekonomik güç olarak dışarıya elini uzatacak yeni bir Türkiye var. Yurt dışı türkler ve akraba topluluklar başkanlığının kurulması, yurt dışı sivil topluma destek bütçelerinin verilmesi, diaspora gençlerine burs sağlanması, Yunus Emre Kültür Enstitüleri'nin yaygınlaştırılması.. Geç kalınmış olsa da bu adımlar AK Parti'yle atıldı.

    İSLAMAFOBİYİ SEYREDİYORLAR

    *Yabancı düşmanlığı siyaseti güçleniyor Avrupa'da?

    Irkçılık düşüncesinin kötü tecrübesi önceki on yıllarda yayılmıyor baskınlanıyordu. Ama artık yükseliyor. Almanya üzerinden konuşalım devler antisemit suçları, suçluları kayıt altına aldığı için takip ediliyor ama İslan düşmanlığı ile ilgili hiçbir Avrupa ülkesinde devletler resmen bu konuları kayıt altına almıyor. Çünkü tedbir almak zorunda kalmak istemiyor.

     


    Görüş Bildir