taraftar değil haberciyiz
Son dakika haberleri Türkiye'nin haber sitesinde.
Dolar
6.1013
Euro
6.5891
Altın
1617.71
Borsa
115642.04
Gram Altın
317.365
Bitcoin
58877.89

Sinan Akyüz ile son romanı Meyra’yı konuştuk

Sinan Akyüz ile bir Bosna hikâyesini paylaştığı son romanı Meyra’yı konuştuk…

Özel İçerik | 10.02.2020 - 14:58..
Whatsapp ile paylaş
Sinan Akyüz ile son romanı Meyra’yı konuştuk

sinan akyüz

Sinan Bey, İncir Kuşları romanının izinde Bosna’ya yaptığı bir kültürel gezide rastlamış Meyra’nın hikâyesine. Gözyaşları içinde geçen bir yazım sürecinin ardından da Meyra romanı doğmuş. İnsanın okurken gerçekten kanı donuyor. Tarihin kanlı yüzü, bu kez Meyra’dan gösteriyor kendini. Onunla nasıl tanıştı, Meyra yaşadıklarını nasıl anlattı, sordum. Sinan Bey de yanıtladı. Çok yakında yazarlığı ve tüm romanları hakkında söyleştiğimiz bir video da gelecek.

Şimdi bu samimi, ama can yakan gerçekleri anlatan röportajı okuyalım…

Sinan Akyüz ile son romanı Meyra’yı konuştuk

YAZARLIK BOŞ ZAMAN MEŞGALESİ DEĞİL, BİR MESLEKTİR


- Kendi gözünden Sinan Akyüz kimdir?

Beni doğru bir şekilde anlatan iki kelime var. Birincisi, disiplinli biriyimdir. İkincisi de sabırlıyımdır. Bence disiplin ve sabır bir insanı başarıya götüren kilometre taşıdır. Yoksa pusula mı demeliyim?

- Yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız? Ne zaman ben yazar olmalıyım dediniz?

Yazı, hayatıma ilk kez mesleğim sayesinde girdi. Mesleğim de gazetecilikti. Yeri geldi haber yazdım, yeri geldi röportaj yaptım, yeri geldi köşe yazısı yazdım. Ama hayatımın son 30 yılı hep yazdım. Derken günlük yazılardan sıkıldığımı fark ettim. İşte o gün daha kalıcı bir yazı türüne yüzümü çevirip roman yazmaya başladım.

- Yazma rutininiz nedir?

Yazarlığı hep şöyle tanımlarım: “Yazarlık boş zaman meşgalesi değil, bir meslektir.” Ben bu ayrımın farkında olan biri olarak her gün yazıyorum. Bir öğretmenin her gün okuluna gittiği gibi… Bir doktorun her gün hastanesine gittiği gibi… Ben de her sabah uyanıp bir odadan diğer odaya geçiyorum ve işimin başına oturuyorum.

- Peki, bugün baktığınızda çoksatan romanların yazarı olmak nasıl hissettiriyor? İlk adımınızı bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben kitaplarımı yazmaya başladığımda kendime bir hedef koymuştum. O hedef de şuydu: “Raf yazarı olmak!” Yani günümüz söylemiyle “long-seller!” Bu yüzden kısa süreli çoksatan rafları hiç ilgimi çekmemişti. Ama gelin görün ki yazdığım hikâyeler okurda bir karşılık bulunca, çoksatan romanların yazarı gerçeğinden de kaçamadım. Elbette bu gerçeğin de sizin sırtınıza yüklediği birtakım yükler yok değil. Mesela, okurlarınız her yazdığınız yeni hikâyeyle eskileri karşılaştırıyor sürekli. Size puan veriyor.

Sinan Akyüz ile son romanı Meyra’yı konuştuk

“BİR İNSANIN HİSLERİ ÖLÜR MÜ HİÇ? BENİMKİ ÖLDÜ.”


- Meyra’dan konuşacağız. Bu hikâye ile nasıl buluştunuz? Yazmaya nasıl karar verdiniz?

İncir Kuşları romanımın izinde Bosna’ya bir kültürel gezi yapmıştım okurlarımla. Tabii benim dışımda turda bir de rehberimiz vardı. Bizi Ahmiçi Köyü’ne götürdü. Ve o köyde şunu öğrendim ki; Hırvat komşuları aynı köyde yaşayan Müslüman Boşnaklara katliam yapmışlar. Hatta köyde “48 Saat Kül ve Duman” adında da küçük bir müze var. Çok şaşırdım, çünkü biz hep Sırpların yaptığı katliamı biliyorduk. Cami hocası Mahir Bey’in anlattıkları beni çok etkiledi ve böylece konuyu araştırma fikri doğdu bende.

- Meyra’nın hikâyesinin en çarpıcı yanı, gerçek olması. Onunla tanışmanızı anlatır mısınız?

Benimle Bosna’ya gelen okurlarımı birkaç gün sonra havalimanına götürüp yolcu ettim ve ben Bosna’da kaldım. Tekrar Ahmiçi Köyü’ne gittim ve orada yaşayan insanlarla görüşmeler yaptım. İşte o görüşmelerin birinde Meyra’nın adını duydum. Sonrasında da kendimi Srebrenitsa’da buldum.

- Peki, Meyra nasıl kabul etti anlatmayı?

Meğerse Meyra, savaş esnasında çektiği acılara dayanamayan ve intihar eden kız kardeşi Diba’ya söz vermiş. Diba ona demiş ki; “Abla bana söz vermeni istiyorum. Eğer bu savaştan sağ kurtulursan Sırpların bize yaşattıklarını bütün dünya bilmeli, öğrenmeli…” Meyra savaş sırasında ölen kız kardeşi Diba’ya verdiği sözü tuttu galiba. Öyle sanıyorum ki bu yüzden anlattı her şeyi bütün çıplaklığıyla.

- Şimdi nasıl bir Meyra var? Savaştan sonraki Meyra’yı da konuştunuz mu?

Bir insan yarım olur mu hiç? İşte Meyra da bunu gördüm. Yarım bir insan. Hatta o dönem savaşı yaşayan bütün Müslüman Boşnaklar yarım bir insan. Savaştan sonraki Meyra’yı sorduğumda, bir gün bana aynen şöyle söyledi: “Bir insanın hisleri ölür mü hiç? Benimki öldü.”

Sinan Akyüz ile son romanı Meyra’yı konuştuk

OKURLAR KENDİ YAŞADIKLARI HAYATA ŞÜKREDECEKLER

 

- Yazarken nasıl birisiniz? Roman nasıl ilerler?

Ben bir yazar olarak ilhama inanmayan biriyim. Özellikle de roman yazarlarının ilhama ihtiyacı yok. Peki neye mi ihtiyacımız var? Yukarda da söylediğim gibi disiplin ve sabırlı olmaya. Yazarken de disiplinli ve sabırlıyım. Günde iki sayfa yazabiliyorum ancak. Düşünün ki son yazdığım roman 628 sayfa. İşte burada ciddi bir sabır gerekiyor. Romana başlamadan önce iyi bir kurgu oluşturuyorum. O iyi kurgu romanın ilerleyen sayfalarında çok işime yarıyor. Ha! Bir de karakterlere görevlerini iyi dağıtıyorum.

- Sadece Meyra değil, başka savaş mağduru kadınlar ve acıları da var romanda… Meyra’dan sonra sizi en çok etkileyen hangisi?

Doğrusu bütün Müslüman Boşnakların yaşadıkları beni derinden sarstı. Aslında hepsi başka bir Meyra.

- Savaşlar, kayıplar, acılar… Böyle bir roman yazarken nasıldınız? Yazma sürecinde size neler hissettirdi?

İnanın çoğu zaman yüreğim sıkıştı, gözlerim yaşla doldu. Çünkü Müslüman Boşnakların yaşadıkları sıradan bir hikâye değil. Sıradan olan bir şey varsa bu romanda, o da insanlar. Düşünün ki sıradan bir insansınız ve bir gün başınıza akla hayale gelmeyecek sıra dışı bir olay geliyor…

- Zaten roman da buna davet ediyor, “Bir insanın hisleri ölür mü hiç? Benimki öldü. Nasıl mı? Şimdi iyi dinleyin!” Okuru neler bekliyor, yazarından dinleyelim mi? Onları nasıl bir ruh hali bekliyor sizce?

Ben yazarken yutkunamadım. Okurlar da bence okurken yutkunamayacaklar. Çoğu zaman ağlayacaklar, çoğu zaman da kanları donacak. Bence kendi yaşadıkları hayata şükredecekler. Dert gördükleri şeylerin aslında ne kadar boş şeyler olduklarını görecekler.

Sinan Akyüz ile son romanı Meyra’yı konuştuk

TARİHİ VE SAVAŞI ANLATIYA TAŞIMAK ZOR BENCE

 

- Tarihi roman yazmanın en zor yanı sizce ne?

Tarihi ve savaşı anlatıya taşımak zor bence. Çünkü bahsettiğin konu ölümle, açlıkla ve yıkımla ilgili olunca, nereden ve nasıl anlatacağın sorusu önem kazanıyor.

- Meyra’nın ve daha birçok insanın acısından yola çıkıp siyasi meselelere de değiniyorsunuz. Vermek istediğiniz mesajdan konuşalım mı?

Bence siyasi meseleler halkın başını yakan konular olduğu için ben de buna kayıtsız kalamıyorum. Bir ülkede bir savaş çıktığı zaman siyasi geçmişi bilmezseniz o savaşın neden çıktığını da bilmezsiniz.

- Yeni roman için çalışmaya başladınız mı? Onu da sorayım…

Henüz başlamadım. Şu sıralar bir çocuk kitabı hazırlığıyla meşgulüm. Ama en yakın zamanda yeni bir hikâyeye başlayacağım.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Sinan Akyüz: Teşekkür ederim.

Sinan Akyüz ile son romanı Meyra’yı konuştuk

Meyra

Sinan Akyüz

Alfa Yay.

S.: 628

Kitabı satın almak için tıklayınız: alfakitap

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap

YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
[+] Görüş bildir