taraftar değil haberciyiz
Son dakika haberleri Türkiye'nin haber sitesinde.
5.7922
6.4721
1490.58
98415.34
277.611
46449.17

Sineklerin yok ettiği uygarlıklar

Hitit, Eti, bazı Mezopotamya uygarlıkları ile Eski Yunan’ın yok olmasında rol oynayan sıtma, bir zamanlar Türkiye’yi de çok uğraştırmıştı.

Haber Merkezi | 13.04.2019 - 11:49..
Whatsapp ile paylaş

Vakanüvis

Sivrisineklerin verdiği rahatsızlık, yazın balkon ya da bahçede otururken sevimsizce insanları sokmalarıyla sınırlı değil. Ekolojik şartlar, günlük yaşam pratiği ve yeterli miktarda sivrisinek bir araya geldiğinde, işler fazlasıyla trajikleşebiliyor. Bu trajik hikâyenin adı da sıtma, Batı’da bulunan adıyla ise “kötü hava” anlamında malarya.

SITMADAN YILDA 300 BİN KİŞİ ÖLÜYOR

Hastalık, sivrisineklerin  “Anofel” türünün dişi olanlarından yayılıyor. Hastalığın ortaya çıkıp yayılabilmesi için ortamın nemli ve sıcaklığın en az 16 derece olması gerekiyor. Sıtma mikrobu taşıyan sivrisinek, sağlam birisini sokunca, sıtma parazitlerini ona aşılamış oluyor. Kuluçka süresi 9 ile 17 gün arasında değişen sıtma, sinsi bir şekilde ilerleyip kemik ilikleri, dalak, beynin ince damarları ve karaciğere yerleşiyor. Sıtmalı hasta zayıflıyor, kol ve bacakları inceliyor, karnı şişerek biçimsiz bir görüntü alıyor. Sıtma; halen enfeksiyon hastalıklarına bağlı olarak gelişen, ölüm nedenleri arasında dünyada beşinci, Afrika’da ise ikinci sırada. Nijerya başta olmak üzere Batı Afrika ülkelerinde sıtma hastalığı boy gösteriyor. Hastalık sebebiyle yılda 300 bin kişi hayatını kaybediyor.

Sineklerin yok ettiği uygarlıklar

SITMA, ÇOK SAYIDA MEDENİYETİN SONUNU GETİRMİŞTİ

2016 Ahmet Yesevî Yılı Uluslararası Sempozyumu’nda sıtmayla ilgili bir bildiri sunan Dr. Ümmügülsüm Candeğer’in verdiği bilgilere göre, tarihçilerin bazıları, sıtmanın Hitit ve Grek uygarlıklarını yok ettiğini kabul ediyor. Bazı tarihçiler ise bu kadar toptancı olmasalar da kimi Mezopotamya medeniyetleri ile hassaten Eti ve Asurlular’ın yıkılışında, sıtma salgının çok büyük etkisi olduğu görüşünde. Antik Mısırlılar da sıtmaya çok fazla kurban veren toplumlardan bir diğeri. İzmir’deki Efes Antik Kenti ise varlığını sıtmaya borçlu. Büyük İskender’in Generali Lysimakhos zamanında Efes’te var olan liman, zamanla bataklığa dönüşünce ortamda çoğalan sivrisinekler, sıtmaya yol açmıştı. Vali Lysimakhos, limanı temizlemektense yeni bir şehir kurmanın daha az maliyetli olacağını düşünerek bugünkü Efes Antik Kenti’ni inşa ettirmişti. Fakat halk, Artemis Tapınağı’ndan ayrılmamak için yeni şehre yerleşmek istememişti. Bunun üzerine Lysimakhos, şehrin su kanallarını kapattırıp, askerlere buldukları bütün çöpleri sokaklara boşaltmalarını emretmişti. Sonunda şehir pis su ve çöp altında kalınca da halk daha fazla direnemeyecek ve Efes’e taşınacaktı.

Sineklerin yok ettiği uygarlıklar

20 BİN ASKERİMİZ SITMA YÜZÜNDEN ŞEHİT OLDU

Bizim tarihimizde de sıtma salgınları, Osmanlı’nın son devirleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında sıklıkla görülmüştü. Meşrutiyet döneminde; pirinç üretimini arttırma çalışmaları, beraberinde sıtma salgınını da getirmişti. Sıcak bölgelerdeki sulak alanlarda yapılan çeltik üretimi, salgın için uygun bir ortam sağlamıştı. Meclis-i Mebusan sık sık sıtma hastalığı ile mücadele konusunda yasal düzenlemeler yapmıştı. Salgın, tarım bölgeleriyle de sınırlı kalmıyor, şehirlerde, okullarda, askeri birliklerde de görülüyordu. Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı yıllarında tüm cephelerde 20 binden fazla askerimiz, sıtma salgınlarında şehit olmuştu. Özellikle Hicaz, Irak, Yemen vb. sıcak bölgelerden dönen askerler, hastalığın doğal taşıyıcısı gibi olmuştu.

BİR ARA ÜLKE NÜFUSUNUN YARISI SITMALIYDI

İmparatorluk yıkılıp, Cumhuriyet kurulduğunda da sıtmayla ilişkin makus talihimiz değişmemişti. Yeni rejimin özellikle ilk devirlerinde, nüfusun yüzde 50’sinin sıtmaya yakalandığı yıllar olmuştu. Sıtmanın en yaygın görüldüğü bölgeler ise Ankara, Balıkesir, Denizli, Mardin, Adana, Mersin, Silifke, Diyarbakır, Ergani, Bismil ve Çermik’ti. Bu ağır tablo nedeniyle yeni yönetimin sağlıkta ele aldığı ilk konu sıtmayla mücadele olmuştu. 1925’te İstanbul Bakteriyolojihanesi’nde hekimler kursa alınmış, 1926’da da “Sıtma Mücadelesi Kanunu” çıkarılmıştı. Yine aynı yıllarda Almanya’dan sıtma uzmanları getirilerek, Türkiye’deki sivrisinek türleri tespit edilmeye çalışılmıştı. Bu çalışmalar sonucunda, Adana’da bir Sıtma Enstitüsü kurulması fikri ortaya atılmış, 1928’de enstitü faaliyete başlamıştı. Bu ilk dönem sıtmayla mücadele çalışmaları, hastalığın bir parça geriletilmesini sağlamıştı.

Sineklerin yok ettiği uygarlıklar

DDT BULUNUNCA SITMA GERİLEDİ

Ancak İkinci Dünya Savaşı yıllarında, sıtma yeniden yaygınlaşmaya başlamıştı. O yıllarda toplumun yüzde 40’ı sıtmalıydı. Bu arada, dünyadaki sıtmayla mücadele çalışmaları hızlanmış ve çok güçlü bir sinek, böcek öldürücüsü olan DDT (Dikloro Difenil Trikloroethan) bulunmuştu. DDT’nin keşfi, sıtmayla mücadelede önemli ilerlemeler sağlanmaya başlanmıştı. Ancak sadece bu ilaçla yetinilmemiş, 1945 ve 46’da sıtma ile mücadele için kapsamlı kanunlar çıkarılmıştı.

Sineklerin yok ettiği uygarlıklar

Kanunlar oldukça kapsamlıydı. Buna göre; sıtmalı bölgelerde sivrisineklerin üreyebilecekleri ev, bağ, bahçe, çeltik ve sulu tarla, fabrika, su bentleri ve arkları gibi yerlerin kurutulması konusunda sıtma savaş ekipleri karar verirse oradaki görevliler ve çevredeki vatandaşlar bu işleri zamanında yapmak zorundaydılar.  “Küçük Sây Ödevi” adı verilen bu uygulamayla 18 – 60 yaş arası sağlıklı erkekler,  devlet görevlilerin talimatı doğrultusunda sayla (çalışma) mükelleftiler. Kanun gereğince sıtmalı bölgelerde, sıtma kaynaklarının kurutulmasında bölgede yaşayan erkekler, en az 5 gün bedenen çalışmak zorundaydı. Bedenen çalışamayacaklar ise yevmiye hesabıyla bu işin parasını öderlerdi. Görevlerini yerine getirmeyen memurlar ve vatandaşlar, 2 aya kadar hapisle cezalandırılıyorlardı. Devlet tarafından ücretsiz dağıtılan sıtma ilaçlarını satan, stoklayan ya da yurt dışına çıkarmaya çalışanlara verilecek cezalar ise yürürlükteki ceza kanunlarının ilgili maddelerine göreydi ve daha ağırdı.  İstatistikî bilgiler, bu önlemlerin olumlu sonuçlarını ortaya koymuştu. Mücadele o kadar etkindi ki, sıtmaya yakalananlar hızla sağlığına kavuşuyor, kronik sıtmaya tutulanların sayısı da hızla geriliyordu. Buna göre, 1945’de 120 bin olan vaka sayısı 1946’da 80 bine, 1947’de ise 20 binin altına düşmüştü.

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
[+] Görüş bildir