Dolar
8.3771
1.0713%
Euro
9.7577
0.7933%
Altın
1878.94
0.5926%
Borsa
1112.37
-1.2972%
G. Altın
506.536
1.84%
Bitcoin
113188.82
0.5049%
15ºC
İstanbul
Sağanak yağış 15 C

    Uzaylı bulunma ihtimalinin en yüksek olduğu 4 gök cismi

    Güneş sisteminde bulunan ve Dünya dışı yaşama ev sahipliği yapma ihtimali en yüksek olan gök cisimlerini sıraladık.
    • Haber Merkezi
    • 24.09.2020 - 13:02
    Uzaylı bulunma ihtimalinin en yüksek olduğu 4 gök cismi

    Dünya dışı başka bir gezegende yaşam olup olmadığı, yıllardır bilim insanları tarafından merak ediliyor.

    Uzaya gönderilen bazı araçlar ise yaşam olup olmadığını öğrenmek için gezegenleri inceliyor.

    Geçtiğimiz günlerde yeni buluşlarını açıklayan bilim insanları, Venüs gezegeninin asidik bulutlarında “fosfin” adlı bir gaz tespit ettiklerini ve bunun potansiyel yaşam belirtisini işaret ettiğini açıklamıştı.

    Ancak bazı bilim insanları, söz konusu gazın henüz açıklanamayan atmosferik ve jeolojik süreçlerden kaynaklanabileceğini söylüyor.

    Peki Güneş sistemimizde yer alan ve uzaylı yaşamın olma ihtimalinin en yüksek olduğu gök cisimleri hangileri? İşte yaşam olma ihtimalinin en fazla olduğu 4 gök cismi:

    MARS

    MARS

    Mars, Güneş sisteminde Dünya’ya en çok benzeyen gök cisimlerinden bir tanesi. Bir günün 24,5 saat sürdüğü gezegende, kutuplardaki buzullar mevsimsel değişimlerle genişleyip daralıyor ve yüzey oluşumlarına suyun şekil verdiği görülüyor.

    Güney Kutup buzlarının altında bir gölün tespit edilmesi ve atmosferinde mevsimlere saatlere göre değişiklik gösteren metan gazının bulunması, Mars’ı yaşam için ilgi çekici bir aday yapıyor. Metan gazı biyolojik süreçler sonucunda üretilebileceği için önemli, ancak Mars’taki metan gazının kaynağı tespit edilebilmiş değil.

    Mars bugün neredeyse tamamı karbondioksitten oluşan kuru ve çok ince bir atmosfere sahip. Bu, Güneş’ten gelen zararlı ışınlara karşı çok sınırlı bir koruma sağlıyor. Yine de Mars, yüzeyinin altında bazı su birikimlerini korumayı başarmışsa, önceden başlamış bir yaşamın varlığını da hala korunabilmiş olabilir.

    ENCELADUS

    enceladus

    1789 yılında William Herschell tarafından tespit edilen ve Satürn'ün en parlak uydularından biri olan Enceladus, aynı zamanda gezegenin en büyük altıncı uydusudur.

    Yaklaşık 500 kilometrelik çapa sahip bu küçük uydunun kütlesinin büyük bir bölümü su buzundan oluşuyor. Yüzeyinin buzla kaplı olması Enceladus'u, Güneş sisteminin en parlak gök cisimlerinden bir tanesi yapıyor.

    Enceladus, her ne kadar 1789 yılında William Herschel tarafından keşfedilse de 1980'lerin başında Voyager 1 ve Voyager 2 uzay araçları Satürn'ün yakınından geçinceye kadar, Enceladus hakkında çok az şey biliniyordu.

    2005'te Cassini uzay aracı, Enceladus'un yakınından yaptığı geçişlerle uydunun yüzeyini ve çevresini önemli detaylarla ortaya çıkardı.

    2005 yılında Cassini uzay aracı tarafından gerçekleştirilen bir yakın geçiş sırasında, uydudan uzaya fışkıran buz yanardağları keşfedildi. Bu da uydunun, hala aktif ve hareketli bir durumda olduğuna işaret ediyordu.

    Yüzeyden adeta bir lav gibi fışkıran sıvı su, Enceladus'un altında dev bir okyanusun yattığının ilk işaretlerinden biriydi.

    Ayrıca fışkıran suların bileşiminde tuzun bulunması, püskürmelerin kaynağının tuzlu bir yer altı okyanusu olduğunu gösteriyordu.

    Bilim insanları, günümüzde birçok araştırma yürüterek Enceladus'un gizemini çözmeye çalışıyor.

    TITAN

    titan

    Satürn’ün en büyük uydusu Titan, Güneş sistemindeki kayda değer bir atmosfere sahip tek uydu. Bu atmosfer karmaşık organik moleküllerin ortaya çıkardığı kalın bir turuncu renkli sis içeriyor.

    Su yerine sıvı ve gaz halinde bulunan metandan oluşan hava döngüsünün bulunduğu uyduda, mevsimsel değişimlerin, kurak dönemler ve rüzgarların oluşturduğu kum tepeleri yer alıyor.

    Titan atmosferi, bildiğimiz tüm yaşam biçimleri için vazgeçilmez nitelikteki proteinlerin inşasında yer alan azot elementini barındırıyor. Gözlemler de uyduda sıvı metan ve etandan oluşan nehir ve göllerin varlığına işaret ediyor.

    Ayrıca uyduda kriyovolkanların bulunması da mümkün. Kriyovolkanlar, yanardağlara benzeyen, ancak ergimiş kayaçlar yerine su, amonyak ve metan püskürten oluşumlara deniyor. Bu da Titan’ın, Europa ve Enceladus gibi yeraltı sıvı birikimine sahip olabileceğini gösteriyor.

    Güneş’e epey uzak olması, Titan’ın yüzey sıcaklığını -180 santigrat dereceye kadar düşürüyor. Bu rakam, sıvı su için gereken sıcaklıktan çok daha düşük.

    Ancak uydudaki kimyasalların bolluğu, Dünya’daki canlılardan tümüyle farklı başka yaşam formlarının var olabileceğine yönelik bazı fikirlerin oluşmasına neden oluyor.

    EUROPA

    europa

    1610’da Galileo tarafından keşfedilen Europa, 79 doğal uyduya sahip Jüpiter’in 4 büyük uydusundan biridir. Ay’dan biraz daha küçük olan bu uydu, yaklaşık 670 bin kilometre uzağında yer aldığı gaz devi gezegeninin etrafındaki bir turunu 3,5 günde tamamlıyor.

    Europa, Jüpiter ve diğer uydularının birbiriyle yarışan yerçekimleri altında devamlı olarak genişleyip daralıyor. “Gelgit ısınması” ismi verilen bu olay nedeniyle sürtünen kayaç ve metalin iç yapıdaki sıcaklığı artırdığı ve uydunun Dünya gibi jeolojik açıdan aktif olabileceği düşünülüyor.

    Europa'nın yüzeyi tamamen donmuş suyla çevrili ve çoğu bilim insanı bu donmuş yüzeyin altında sıvı sudan oluşan küresel bir okyanus bulunduğunu düşünüyor. Bu da Europa'da yaşam ihtimalini güçlendiriyor.

    Şimdiye kadar hiçbir gök cisminde kesin olarak canlı izlerine rastlanmadı. Kim bilir belki de uzaylılar, kendilerini göstermek için onların yanlarına gitmemizi bekliyordur.

    Instagram: @eshteknoloji

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir