Ümit Yenişehirli'nin kaleminden: CHP’nin ‘laik Nasreddin Hoca’sı
Ümit Yenişehirli, CHP'nin tek partili dönemde toplumu laikleştirme adına giriştiği akla ziyan uygulamaları, bu amaçla edebi ürünlerin nasıl değişime uğradığını örnekleriyle kaleme aldı.
CHP’nin, başka partilerin varlığına müsaade etmediği tek parti iktidarı dönemindeki laikleşme ve asrîleşme çabaları, genel hatlarıyla hep bilinse de bazı girişimleri gölgede kalmıştı.
PEYGAMBERLER TARİHİ’NE YASAK, NASREDDİN HOCA’YA LAİKLİK AŞISI
Bu girişimlerden birisi de halk arasındaki yaygın anlatıları laikleştirme çabasıydı. “CHP aklı”, milletin gerici etkiler altında kalabileceği sanrısıyla kimi dinî eserlerin bir daha yayınlanmamasını, bazı halk hikâyeleri, destanları ve diğer edebî verimlerin ise parti ideolojisine uydurularak yeniden yazılmasını kararlaştırmıştı.
Bu doğrultuda Kerbela Şehitleri, Ebu Müslim Horasanî, Veysel Karanî, Hüccet’ül İslam ve Tarih-i Enbiya (Peygamberler Tarihi) gibi “gerici” eserlerin yüksek tirajlarla millet tarafından okunduğu, bu durumun tehlikeli olduğu öne sürülmüştü.
Buna karşılık, Nasreddin Hoca hikâyeleri, Leyla ile Mecnun ve Kerem ile Aslı gibi halk destanlarının ise laik ve çağdaş yaklaşımlarla yeniden yazdırılması için girişimler başlatılmıştı. Bu akıl almaz ve trajikomik girişim, dönemin hem İçişleri Bakanı hem de CHP Genel Sekreteri olan Şükrü Kaya’nın öncülüğünde hayata geçirilmek istenmişti.
HALK KİTAPLARINI ISLAH ETME PROJESİ
CHP’nin önde gelen isimlerinden olan Şükrü Kaya, İçişleri Bakanı imzasıyla yayınladığı 11 Mayıs 1937 tarihli genelgeyle halk kitaplarının ıslah edilmesini emretmişti. Genelgeyi, CHP bürokrasisinin basını kontrol eden ismi olan Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim Tör hazırlamış, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da imzalayarak yazar, yayıncı ve kitapçılara göndermişti.
Tamimde; o dönem yayımlanmakta olan halk anlatılarının, irticayı telkin edici ve hurafelerle dolu, laikliğe aykırı içeriklere sahip olduklarından bahsedilerek, bu yayınların Cumhuriyet idealine göre yetiştirilmek istenen nesle uygun olmadığı belirtilmişti.
Tiraj konusuna da temas edilen yazıda, münevverlerin okuduğu kitapların iki binden fazla satmadığı, buna karşılık halk destanları ve dinî hikâyelerin ise en az elli bin tiraj yaptığı belirtilmişti.
Konuyu kitap haline getiren Faruk Rıza Güloğlu da “Babıali’nin münevver muharrirleri tarafından yazılan boy boy şaheserler kitap depolarında çürürken, sahafların bastığı ‘berbat ifadeli, dini tahrikât yapar mahiyette, efsane ve batıl itikatlarla dolu’ denilen kitaplar niçin binlerce nüsha satılıyor? Münevverler halk kitabı okumuyor ve bunlara düşmanlık besliyor.” değerlendirmesinde bulunmuştu.
‘MİKİMAVZ’ (MICKEY MOUSE) GİBİ, TİPLERİ AYNI KALSIN KONULARI DEĞİŞSİN
Genelgede, yazarların kitapları nasıl yazmaları gerektiğine ilişkin detaylı direktifler de yer almıştı.
Tamimde, “Nasıl ki Mikimavz tipi daima aynı kalmakla beraber her filmde ayrı bir mevzuun ve ayrı bir muhitin kahramanı oluyorsa, yukarıda adları geçen ve halkın gayet iyi tanıdığı tipleri de yepyeni mevzular içinde kullanmak ve böylelikle halkın alışık olduğu kahramanları yeni Türk İnkılap ve medeniyeti gayelerine uygun telkinler yapan maceralar içinde yaşatmak istiyoruz.” denilmekteydi.
HALK KAHRAMANLARININ İNKILAPLARA UGUN YENİ MACERALARI
Köy ve kasabalardaki geniş halk yığınlarının okuma ihtiyacını karşılayacak çalışmalar yapılması istenen genelgede şu direktiflere yer verilmişti: “Halkın millî ve kültürel terbiyeleri üzerinde etkili olacak, telkin yapıldığı hissi vermeden onları gerek sevindirerek gerek acındırarak tesiri altına alacak yeni halk hikâyeleri ve romanları yazılmalıdır. Bunun için halk anlatıları yeniden yazılarak kültürel değerlerle donatılmalıdır. Halkın gayet iyi tanıdığı halk anlatısı kahramanları, Türk inkılap ve medeniyeti gayelerine uygun telkinler veren yepyeni maceralarda yaşatılmalıdır.”
CHP’nin genelgesinde daha sonra, hikâyelerin on eserden oluşan ilk serisi olarak Nasreddin Hoca, Âşık Garip, Köroğlu, Ferhatla Şirin, Leyla ile Mecnun, Yedi Âlimler, Tahirle Zühre, Arzu ile Kamber, Şahmeran ve Kerem ile Aslı kitaplarının inkılaplara uygun olarak yeniden yazılması emredilmişti.
ARZU İLE KAMBER’E HALKEVİ'NDE DÜĞÜN, THK’YA BAĞIŞ YAPTIRDILAR
Halk anlatılarının CHP ideolojisiyle yeniden yazılması talimatı alan gazeteci, yazar ve yayıncılar hemen çalışmaya başlamışlardı. Bu ilk parti yayınlar, geleneksel anlatının ruhuna uymayan ve bağlamı dışında olduğu için gülünç kaçan sahnelerle dolu bir şekilde piyasaya çıkmıştı.
CHP milletvekili Bekir Sıtkı Kunt’un kaleme aldığı, Arzu ile Kamber’in yeni versiyonunda, âşıkların düğünü CHP’nin örgütlerinden biri olan Halkevi’nde yapılmıştı. Ayrıca Arzu, ölen kocasından kalan mirası da kabul etmeyip Türk Hava Kurumu’na bağışlamıştı.
Cinselliğe de yer verilen yeni anlatıda, Arzu ile Kamber’in mahrem anları oldukça detaylı canlandırılmıştı. Yeni düzenlenen destanlarda ayrıca, bolca saz çalma, eğlence ortamı ve içki tasvirleri de yer almıştı.
KEREM İLE ASLI’NIN DANSI
Kerem ile Aslı siparişini alan Orhan Seyfi Orhon da kitabın ilk sayfasında “Başlarken” başlığı altında, kitabın yazılış nedeninden bahsetmişti. Yazar, Matbuat Umum Müdürlüğü’nün halk destanlarının modernize edilmesi yönündeki isteğinin hayata geçirilebilirliğini tecrübe etmek amacıyla bu kitabı kaleme aldığını belirterek, eseri beğendirebilirse bu yolda çalışacağını vadetmişti.
Orhon’un kitabı, tam bir absürtlük çizgisinde ilerlemişti. Takım elbiseli, kravatlı, fötr şapkalı, 1930’ların Ankara’sında dolaşan “Asrî Kerem”, orijinal destanda olduğu gibi Aslı’sına kavuşma çabalarında bulunuyor ancak bir türlü sevdiğine kavuşamıyordu.
Orhan Seyfi Orhon’un Asrî Kerem ile Aslı’sının aşk macerasında devrin ortamı canlandırılmıştı. Anlatıda, çiftin modern müzikler eşliğinde dans partilerine katıldıkları sahneler de yer almıştı.
Aslı’ya kavuşmak için tren ve otobüsle yolculuk yapmak isteyen Kerem’in bir sıkıntısı da bu taşıtlara verecek parasının olmamasıydı. Sonunda Ankara’ya ulaşan Asrî Kerem, şehri gezerken, eski halk âşıkları gibi güzellemeler besteleyerek, Çankaya Köşkü’nü, Türkiye İş Bankası’nı övücü türküler çığırmıştı.
ASRÎ KEREM DE AŞKINDAN YANDI AMA ELEKTRİK ÇARPMASIYLA!
Hikâyede, daha pek çok sıkıntı yaşayan Asrî Kerem, sonunda kendisini modern hale getiren Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim Tör’e giderek Aslı’ya ulaşabilmek için yardım istemişti.
Tör ise eski fikirlerinden vazgeçtiğini, Kerem’in de böyle yapmasını, yani aşkından vazgeçmesi gerektiğini tavsiye etmişti. Bu sözleri işiten Asrî Kerem, derin bir “ah” çekmiş, bu esnada dengesini kaybetmiş, toparlanmak için elektrik fişini tutmuş ancak akıma kapılıp oracıkta yanıp kül olmuştu. Böylece orijinal destandaki gibi yeni uyarlamada da Kerem aşkından yanıp bitmişti.
İlk beş kitabın yazdırılmasının ardından projenin tuhaflığının CHP’li kimi isimlerce de kabul edilmesi üzerine, geri kalan kitapların siparişi durdurulmuştu. Partiye yakın şairlerden biri olan Behçet Necatigil, “Bu proje olumlu sonuç vermedi ve girişim yarıda kaldı. Hikâyeler, asıllarındaki tadı, üslubu ve masalsı havayı yitiriyorlar.” diye yazmıştı.
Kimi edebiyat tarihçileri ise ileriki yıllarda yaptıkları tahlillerde, Orhan Seyfi Orhon’un kitabındaki parodi yapısını, Matbuat Umum Müdürlüğü’nün bu girişimini hicvederek eleştirmek amacıyla düzenlediği yönünde yorumlarda bulunmuşlardı.
- Dr. Mehmet Fatih Akbaba, “Halk Hikayelerinde Matbuat Umum Müdürlüğü’nün Aldığı Kararların Uygulanmasına Bir Örnek: Arzu ile Kamber Hikayesi”, Osmanlı Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, Temmuz 2024
- Doç. Dr. Ahmet Özgür Güvenç, “Bir Halk Hikayesi Parodisi. Asrî Kerem”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Eylül 2019