Foto Galeri
Ensonhaber.com
TÜM FOTO GALERİLER

Topkapı Sarayı'nın koleksiyonları

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460-1478 yılları arasında inşa edilen, yaklaşık 400 yıl süreyle imparatorluğun yönetim, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılan, günümüzde ise müze olarak hizmet veren sarayın koleksiyonlarını sizler için derledik...

1/49

AVRUPA PORSELENLERİ

Koleksiyondaki Avrupa camları, ağırlıklı olarak leğen-ibrik takımları, tatlı hokkaları, kapaklı kâseler, küçük ve büyük tabaklar, sürahi ve bardaklar, şerbet kadehleri, şerbet ibrikleri, kahve fincanları ve zarfları, avize fanusları ve şamdanlardan oluşur.

2/49

Koleksiyonda Bohemya cam ve kristalleri önemli bir yer tutar.

3/49

Bohemya'da 17. yüzyılın ilk yarısından itibaren, cam sanayisinde devrim yaratan bir teknikle yeni bir cam türü üretilmeye başlandı.

4/49

Koleksiyonda, Bohemya Cam Fabrikası'nda çalışan Ludwig Moser'in 1857-1893 yılları arasında ürettiği eserlerden, II. Abdülhamid için özel olarak yaptığı su takımı, kapaklı bir sürahi ve altı bardak bulunmakta.

5/49

Saray koleksiyonunda ayrıca Fransız, İngiliz ve Rus yapımı cam örnekleri de yer almakta.

6/49

7/49

BAKIR VE TOMBAK MUTFAK EŞYASI

Topkapı Sarayı’nda bulunan ve mutfak eşyaları arasında önemli bir grubu oluşturan bakır işler, Saray’ın Mutfaklar bölümünde, Saray halkı için helva, şeker, macun, baklava, sabun ve her türlü tatlıların yapıldığı yer olan Helvâhane’de sergilenmekte.

8/49

Saray mutfaklarında kullanılan yemek pişirme kaplarının tamamı bakırdan oluşur.

9/49

Helvâhane’de sergilenmekte olan söz konusu bakır pişirme kapları, tüm Saray halkına yemek pişirmede kullanıldığından oldukça büyük boyutludur. Saray’da günde ortalama en az beş bin kişiye yemek pişirildiği, özel günlerde bu sayının daha da arttığı bilinmekte.

10/49

Mutfak eşyaları arasındaki bir önemli bir grup ise tombak kaplardır.

11/49

Bakıra altın ve civa alaşımı uygulanarak elde edilen ve altına yakın bir renge sahip olan tombak, Osmanlı kültüründeki yerini 16. yüzyılda almış, ancak 17. yüzyılda yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır.

12/49

Saray koleksiyonunda, 18. ve 19. yüzyıla ait çok sayıda tombak örneği bulunmakta. Bu gruptaki eşyalar arasında leğen-ibrik takımları, gülabdanlar (gülsuyu kabı), buhurdanlar (tütsülük), fincan zarfları, şerbetlikler, su güğümleri, sütlük, küçük servis tepsileri, kapaklı kâseler, çorba tasları, kahve ibrikleri, kepçeler ve sefer tasları bulunmakta. Koleksiyonda ayrıca, taştan yapılmış mutfak kapları, mermer havanlar, renkli taşlardan yapılmış küçük tabaklar, servis tepsileri, şekerlikler ve şerbet kadehleri de vardır.

13/49

ÇİN VE JAPON PORSELENLERİ

Topkapı Sarayı Müzesi'nin en değerli koleksiyonlarından birini, Japon porselenleri ile birlikte Saray mutfaklarında (Matbah-ı Âmire) sergilenmekte olan Çin porselenleri oluşturur.

14/49

10.000'den fazla özgün ve değerli parçanın bulunduğu bu koleksiyon, Çin dışındaki en büyük porselen koleksiyonudur.

15/49

13. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar uzanan kesintisiz tarihi ve ihraç porselenlerin gelişimini göstermesi sebebiyle büyük önem taşımakta.

16/49

GÜMÜŞLER

Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan ve 16. ve 19. yüzyıllar arasında üretilmiş olan gümüş eserler, zenginliğin sahip olunan gümüşle ölçüldüğü Osmanlı İmparatorluğu'nun hazinesinin önemli bir bölümünü oluşturmakta.

17/49

Yaklaşık 2000 civarında gümüş eserden oluşan Saray koleksiyonu, Osmanlı Saray hazinesinden intikal eden gümüşler, padişahların cülûs yıldönümlerinde aldıkları hediyeler ve Avrupalı diplomatların ziyaretlerinde padişahlara getirdikleri gümüşlerin yanı sıra bağışlanan ve satın alınan eserlerle oluşturulmuştur.

18/49

Gümüş İbrik

19/49

HIRKA-İ SAADET DAİRESİ VE KUTSAL EMANETLER

Has Oda, Fatih Sultan Mehmet döneminde padişahların Enderun avlusundaki özel dairesi olarak yapılmış ve 16. yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı sultanları tarafından ikamet amacıyla kullanılmış.

20/49

Cülûs töreninde tahta çıkacak olan padişahın önce buraya girdiği, dua ettiği ve Has Odalıların biatlarını kabul ettikten sonra tören için dışarı çıktığı da bilinmekte. Has Oda'da bulunan Mukaddes Emanetler Dairesi, Yavuz Sultan Selim’in Halife olduğu 16. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Padişahlarına çeşitli tarihlerde gönderilen dinî eserlerden oluşmakta.

21/49

Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethi (1517) ile Hilafet, Abbasilerden Osmanlı padişahlarına geçmiştir ve bu olayın ardından, son Abbasi Halifesi III. Mütevekkil'de bulunan, Hz. Peygamber'in Hırkası (Hırka-i Saadet) Yavuz Sultan Selim'e verilmiştir.

22/49

Kutsal emanetlerin İstanbul’a gönderilmesi, daha sonra da devam etmiştir. Özellikle Vehhabi'lerin kutsal mekân ve eşyalara saldırılarının arttığı dönemlerde kutsal emanetler, daha iyi korunabilmeleri amacıyla peyderpey Mukaddes Emanetler Dairesi'ne gönderilmiştir. Bunun yanı sıra, I. Dünya Savaşı sırasında da, Medine'deki kutsal emanetler yine aynı amaçla Topkapı Sarayı'na gönderilmiştir.

23/49

16. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk yarısına kadar toplanan mukaddes emanetlerin en önemlileri arasında Hz. Muhammed’in hırkası, sakalı, Uhud Savaşı'nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, ayak izleri, mektupları, oku ve kılıcı yer almaktadır. Diğer peygamberlere ve ashabına ait emanetlerin arasında ise Hz. İbrahim'in tenceresi, Hz. Musa'nın asası, Hz.Davud'un kılıcı, Hz. Yusuf'un cübbesi, ashaba ait kılıçlar ile Hz. Fatma'ya ait gömlek, hırka, seccade ve sandık bulunmakta.

24/49

İMPARATORLUK HAZİNESİ

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478’de yaptırılan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmasına kadar yaklaşık 380 sene Devletin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı olmuştur. Kuruluş yıllarında yaklaşık 700.000 metrekarelik bir alanda yer alan Saray’ın bugünkü alanı 80.000 metrekare.

25/49

Topkapı Sarayı, Saray halkının Dolmabahçe, Yıldız ve diğer saraylarda yaşamaya başlaması ile birlikte boşaltılmıştır. Padişahlar tarafından terk edildikten sonra da içinde birçok görevlinin yaşadığı Topkapı Sarayı önemini hiç kaybetmemiştir. Saray zaman zaman onarılmıştır. Ramazan ayında padişah ve ailesi tarafından ziyaret edilen Mukaddes Emanetler Dairesi’nin her yıl bakımının yapılmasına ayrı bir özen gösteriliyor.

26/49

Topkapı Sarayı’nın ilk defa, adeta bir müzeymiş gibi ziyarete açılması Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemine rastlar. O dönemin İngiliz elçisine Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eşyalar gösterilir. Bundan sonra Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eski eserleri yabancılara göstermek gelenek haline gelir ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) zamanında, ampir üslupta camekanlı vitrinler yaptırılır, Hazine’deki eski eserler bu vitrinler içinde yabancılara gösterilmeğe başlanır.

27/49

Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) tahttan indirildiği sıralarda Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn’un Pazar ve Salı günleri olmak üzere halkın ziyaretine açılması düşünülmüşse de bu gerçekleşememiştir.Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 3 Nisan 1924 tarihinde halkın ziyaretine açılmak üzere İstanbul Âsâr-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü’ne bağlanan Topkapı Sarayı önce Hazine Kethüdalığı, sonra Hazine Müdüriyeti adıyla hizmet vermeye başlamış ve nihayet Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü adıyla hizmet vermeye devam etmekte.

28/49

1924 yılında bazı ufak onarımlar yapılarak, ziyaretçilerin gezebilmeleri için gereken idari önlemler de alındıktan sonra, Topkapı Sarayı, 9 Ekim 1924 tarihinde Müze olarak ziyarete açıldı. O tarihte, Kubbealtı, Arz Odası, Mecidiye Köşkü, Hekimbaşı Odası, Mustafa Paşa Köşkü ve Bağdad Köşkü ziyarete açılmıştır.

29/49

İSTANBUL CAM VE PORSELENLERİ

İstanbul Cam ve Porselenleri seksiyonunda yaklaşık 2000 civarında eser bulunmakta. İstanbul’da cam üretimi, III. Selim tarafından cam yapım tekniklerini öğrenmek üzere İtalya’ya gönderilen ve bir süre Venedik'te araştırma yaptıktan sonra İstanbul’a geri dönen Mevlevi Mehmet Dede’yle başlar. Başlangıçta Venedik üretimi camlara benzeyen eserler vermiş olan Mevlevi Mehmet Dede, kısa bir zaman sonra İstanbul cam sanatını oluşturacak ürünler ortaya koyar hâle gelmiştir.

30/49

Beykoz’da kurulan atölyelerde cam yapımında üç değişik teknik kullanılmış ve bu tekniklerle çeşm-i bülbül camlar, opalin camlar, kristal ve beyaz camlar üretilmiştir. 19. yüzyıldan itibaren İstanbul camları denilince ilk akla gelen Beykoz camıdır. Beykoz camları ile özdeşlenen teknik ise çeşm-i bülbül olmuştur. Günümüz Türkçesinde “bülbülün gözü” anlamına gelen Çeşm-i bülbül, renkli cam çubukların döne döne yükselerek birleştirilmesinden elde edilen cam türüne verilen addır.

31/49

Koleksiyonda bulunan ve pahalı olmalarından dolayı sadece Saray’da kullanılmak için yapılmış olan Osmanlı porselenleri ise iki ayrı grup içerisinde toplanmıştır: Eser-i İstanbul damgalı porselenler ve Yıldız Porselenleri. Osmanlı'nın ürettiği ilk porselenler olan Eser-i İstanbul porselenleri, ilk defa Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde Beykoz’da kurulan atölyelerde üretilmiştir.

32/49

Bu atölyelerde sıraltı tekniği ile yapılmış olan porselenlerin altında, Arap harfleriyle “Eser-i İstanbul” damgası vardır. Eserin üzerini süslemek için kullanılan boyaların rengiyle, porselenlerin altındaki damga genellikle aynı renktedir. En belirgin özelliklerinden biri, üzerlerindeki iri çiçek desenleri olan Eser-i İstanbul damgalı porselenlerin üretimi yalnızca otuz yıl sürmüş, daha sonra mali sorunlardan ötürü üretim durmuştur. Osmanlı porselenlerinin ikinci grubunu oluşturan Yıldız Porselenleri’nin üretimine, II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde, 1890 yılında Yıldız Sarayı bahçesinde kurulan atölyede başlanmıştır.

33/49

Fabrikanın adı Yıldız Çini Fabrika-ı Hümâyun'dur. Yıldız Porselenleri öncelikli olarak Osmanlı Saray halkının porselen ihtiyacını karşılamak için üretilmiş olsalar da, bunların aynı zamanda yabancı devlet adamlarına ve önemli mevkideki devlet büyüklerine hediye olarak verilmiş olduğu da bilinmektedir. Yıldız Porselenleri, ayrıca Avrupa ülkelerinin imparator, kral, kraliçe, çar ve çariçelerine diplomatik hediye olarak da gönderilmiştir. Avrupa saraylarında, sayıları azda olsa Yıldız Porselenleri’ne rastlamak mümkündür.

34/49

PADİŞAH KAFTANLARI, KUMAŞLAR, HALILAR VE KUTSAL ÖRTÜLER

Osmanlı kumaş sanatının en zengin örneklerini içeren Padişah Elbiseleri koleksiyonunda 15. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın başlarına kadarki sürece ait padişah ve şehzade kıyafetleri bulunmaktadır.

35/49

Desenleri, Saray için çalışan sanatçı ve zanaatçılar topluluğu olan Ehl-i Hiref teşkilatında büyük çoğunluğu oluşturan nakkaşlar bölüğü tarafından hazırlanan Padişah kıyafetleri, seraser dışında, kadife, çatma ve kemha gibi pahalı ipekli kumaşlardan dikilmiştir. III. Ahmed döneminden (1703-1730) itibaren ise, içerisindeki altın ve gümüş oranı yüksek olan bu ağır, pahalı kumaşların yerine, kadife, atlas, tafta, gezi, canfes, sandal, geremsut, selimiye gibi daha hafif ve sade kumaşlar kullanılmaya başlamıştır.

36/49

Padişahlar, kıyafetlerini bütünleyen bir unsur olmasının yanı sıra Osmanlı’da en önemli statü simgelerinden biri olması açısından başlığa çok önem verirlerdi. Padişahlar törenlerde ve kabul günlerinde “horasanî”, “mücevveze”, “selimî” ve “katibî” denilen başlıkları giyerlerdi.

37/49

Osmanlı kıyafetlerinin önemli bir parçasını oluşturan başlıklardan biri de festir. II. Mahmud, 1827 yılında çıkardığı Hatt-ı Hümâyun ile yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra kurduğu “Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye” adlı orduda; askerin, setre ve pantolonun yanı sıra, başlık olarak fes giymelerini zorunluluk hâline getirmiştir.

38/49

Daha sonra tüm devlet memurları ve ûlemanın da fes giymesi için yeni bir kıyafet nizamnamesi hazırlanmıştır. II. Mahmud kıyafet inkılâbını, Osmanlı devlet teşkilatına yönelik yaptığı köklü değişiminin bir destekleyicisi olarak görmüş olmalıdır. Fesin kullanılmaya başlaması ile birlikte, diğer başlıklar sosyal statü simgesi olmaktan çıkmıştır.

39/49

PADİŞAH PORTRELERİ VE RESİM KOLEKSİYONU

Topkapı Sarayı Müzesi resim koleksiyonunun bir bölümünü Osmanlı padişahlarının portreleri oluşturur. Padişah portreciliği açısından son derece değerli olan bu koleksiyon, Osmanlı Devleti'nin 1299 yılında kuruluşundan itibaren hüküm süren 36 padişahın gravür, yağlıboya, suluboya ve fildişi üzerine boyama gibi çeşitli tekniklerde yapılmış olan portrelerinden zengin örnekler sunmaktadır.

40/49

Fatih Sultan Mehmet'ten (1441-1446/1451-1481) önce hiçbir padişah, portresini yaptırmamıştır. Bu sebeple Osmanlı padişah portreciliğinde, yaşadığı dönemde portresi yapılmayan sultanların dış görünüşleri tarihî metinlerde anlatıldığı biçimde veya tamamen hayali olarak betimlenmiştir.

41/49

Fatih Sultan Mehmet'ten sonra tahta çıkan padişahların bir çoğu portresini yaptırmıştır. Saray sanatçılarının bağlı olduğu Ehl-i Hiref teşkilatının nakkaşhanesinde çalışan sanatçıların minyatür geleneğinde yaptığı portrelerin, padişahların fiziksel özelliklerini oldukça gerçekçi bir biçimde yansıttığı görülür.

42/49

Çoğu kez bizzat padişahın siparişi üzerine yapılan bu portrelerin gerçekçi olmasındaki en önemli etken, nakkaşların padişahı yakından görme olanağına erişmiş olmalarıdır. Osmanlı nakkaşlarının yanı sıra, Avrupalı ressamlar tarafından da çok sayıda padişah portresi yapılmıştır. Batılı ressamlar, kimi zaman minyatür portrelerden, kimi zaman erken tarihli gravürlerden esinlenerek, kimi zaman da hayali olmakla beraber Avrupa'daki Osmanlı imajına uygun olan padişah portreleri ortaya koymuşlardır.

43/49

Bu ressamların bir bölümü ise Osmanlı topraklarına seyyahların veya elçilerin maiyetinde gelerek, Ulûfe (yeniçerilere Saray'ın İkinci Avlu'sunda üç aylık maaşlarının verildiği merasim), cuma selamlığı, bayram gibi çeşitli sebeplerle yapılan merasimlerde padişahları yakından görme olanağına sahip olmuş ve bu sayede daha gerçekçi portreler yapmışlardır.

44/49

SİLAHLAR

Osmanlı ordusunun kullandığı silahlar çeşitli imalathanelerde üretilerek cebehânelerde (silah deposu) korunur, burada silahların düzenli olarak bakım ve tamirleri yapılırdı. İlk Osmanlı cebehânesi Edirne'de kurulmuştur. İstanbul'un fethinden sonra, Saray'ın Birinci Avlusu'nda yer alan Aya İrini Kilisesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından cebehâne hâline getirilmiş ve 19. yüzyıl sonuna kadar da bu amaçla kullanılmıştır.

45/49

1846 yılında Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa'nın girişimleriyle Aya İrini Kilisesi, Mecma-i Esliha-i Atika ve Mecma-i Asar-ı Atika (Eski Silahlar ve Eski Eserler Müzesi) adı ile İstanbul'un ve Türkiye'nin ilk müzesi olmuştur. Topkapı Sarayı'nın müze olarak kullanılmaya başlandığı 20. yüzyıl başlarına kadar da silahlar burada muhafaza edilmeye devam edilmiştir.

46/49

Burada sergilenen silahlar, günümüzde dünyanın en zengin silah koleksiyonlarından birine sahip olan Askeri Müze koleksiyonlarının temelini oluşturmuştur. Topkapı Sarayı Müzesi’nin Arap, Emevi, Abbasi, Memlük, İran, Türk, Kırım-Tatar, Hint, Avrupa ve Japon kültürlerine ait 52.000 adet silahtan oluşan koleksiyonu, 1300 yıllık geniş bir zaman dilimini kapsayan örnekleriyle dünyanın bu alandaki sayılı koleksiyonlarından biridir.

47/49

Bir bölümünü cebehâneden intikal etmiş olan silahların ve Saray muhafızları tarafından kullanılmış silahların oluşturduğu koleksiyonun en dikkate değer bölümünü ise, bizzat padişahların siparişi üzerine ya da padişahlara hediye edilmek için özel olarak imal edilmiş olan, Saray'ın özel koleksiyonuna ait silahlar oluşturmaktadır.

48/49

Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Mehmet, I. Ahmed gibi birçok Osmanlı padişahına, sadrazam, paşa, silahdarağa gibi üst düzey devlet adamlarına ait silahlar, ince işçilikleri ve bezemeleriyle göz doldurur. Koleksiyonda, sanatsal değeri yüksek örneklerin çeşitlenmesini sağlayan önemli bir etmen de, ganimet yoluyla ele geçen silahlardan önemli kişilere ait olanlarının Saray’a alınması geleneğidir.

49/49